Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Reşit Galip: Bugün emsalsiz bir işin yapıldığı çok önemli bir gün. 500 yıl önce İstanbul fethedildiğinde Bizanslı bilim adamları İstanbul'u terk etmişti. Çoğu İtalya'ya gitti ve Rönesans İtalya'da doğdu. Bugün ise Avrupa'dan bilim adamlarının İstanbul'a gelmelerinin anlaşmasını imzaladık.
Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi'nin 20 Ekim 2006 tarihli ve 1022 sayısında Prof. Dr. Münir Ülgür
Prof. Dr. Kerim Erim ve Dr. Adnan Adıvar 'n Prof. Dr. Albert Einstein ile görüşmeleri hakkındaki yazınız; CBT 2024'te ve Murat Bardakçı 'nın 29 Ekim 2006 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazıları ile ünlü bilim adamlarının Atatürk tarafından ülkemize davet edilmesi ve Prof. Einstein'ın da Yahudi kökenli Alman bilim adamlarının ülkemizde çalışmaları için yazdığı mektuplar
1933 yılında Üniversite reformunun yapıldığı dönemi yeniden anımsattı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 83. yıldönümünü coşkuyla kutlarken bu eserin gerçek sahibi Mustafa Kemal Atatürk 'ün Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılında gerçekleştirdiği üniversite reformu
özellikle günümüzde her geçen gün daha bir anlam ve önem kazanıyor.
İstanbul Darülfünun'un kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi'nin kurulması sırasında yaşanan gelişmelerden bugünün Türkiye'sini yönetenlerin çıkaracağı çok önemli dersler vardır.
1933 yılında yurtdışından gelecek Alman bilim adamlarıyla ilgili İstanbul'da yapılan toplantı
bilim tarihi açısından son derece önemli bir köşe taşıdır. Dönemin Maarif Vekili Dr. Reşit Galip
yapılan toplantının sonunda görüşlerini şöyle dile getiriyordu:
"Bugün emsalsiz bir işin yapıldığı çok önemli bir gündür. 500 yıl önce İstanbul fethedildiğinde Bizanslı bilim adamları İstanbul'u terk etmişlerdir. Buna mani olunamamıştı. Bunların çoğu İtalya'ya gitti. Bunun sonucu olarak da Rönesans İtalya'da doğdu. Bugün bunun tam tersi olarak Avrupa'dan bilim adamlarının İstanbul'a gelmelerinin anlaşmasını imzaladık. Bunun ülkemize katkıda bulunacağını ve bir yenilik getireceğini ümit ediyoruz. Siz Avrupalı bilim adamları bize ilminizi
metotlarınızı getirin
gençlerimize ilerlemenin yollarının gösterin
size teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz." (1)
Prof. Dr. Philipp Schwartz ise anılarında Maarif Vekili Dr. Reşit Galip 'le görüşmelerin sonucu şöyle yazıyordu: "Unutamayacağımız o yedi saat boyunca olağanüstü bir çalışma gerçekleştirdik. Dışarısı henüz aydınlıktı
vedalaştık. Zürih'e telgraf çektim. Üç değil otuz bilim adamı için anlaştık diye yazdım" (2). Darülfünun'un kapatılması esnasında öğretim üyelerinin bir kısmının ilişkisine son verilmişti. Edebiyat ve İlahiyat Fakültelerinden 10
Hukuk'tan 14
Fen'den 13
Tıp'tan 18
Eczacılık ve Diş Hekimliğinden 16 Profesör ile 13 Müderris muavini
73 Başasistan ve Asistan
toplam 157 öğretim elemanı bu kapsama giriyordu.
Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi'nin öğretim üyeleri ve elemanları kadrosunu oluşturmak üzere 3 kaynak belirleniyordu. Bunlardan birinci grup Darülfünun'dan alınan ve sözleşmeleri yenilenen bilim adamlarıydı. Almanya'dan gelen bilim adamları 2. grubu oluşturuyordu. 3. grupta ise 8.04.1929 tarihinde yayınlanan ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebeler Hakkında Kanun ile yurtdışına yollanan ve orada eğitimlerini tamamlayarak yurda dönen genç bilim insanları yer alıyordu.
Bu gruba örnek olarak daha sonraki yıllarda Türk Bilim
Kültür ve Sanat yaşamına çok değerli katkıları olan ve isimlerini dünyaya duyuran Cahit Arf
Ekrem Akurgal
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu
Ahmet Adnan Saygun
İhsan Ketin
Mustafa İnan
Kamile Şevki Mutlu yer alıyordu. Bilime ve bilim insanlarına gösterilen değere güzel bir örnek olarak Prof. Schwartz ve Prof. Neumark
anılarında belirttikleri gibi
bütün sözleşmeyi imzalayan Alman Profesörler aileleri ve asistanlarıyla birlikte yaklaşık 150 kişilik bir grup olarak 1933 Ekim ayında İstanbul'a gelerek Dış İşleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras tarafından Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilen Cumhuriyetin 10. Yıldönümü Balosuna davet ediliyorlardı. (3)
Günümüz Türkiye'sinde öne çıkarılmaya çalışılan yabancı dilde eğitim gibi düzenlemeler 1933 yılında Cumhuriyetimizin 10. yılında kabul edilecek bir uygulama alanı bulamıyordu. Bunun tam aksi olarak Üniversite reformu ile farklı düzenlemeler gündeme getiriliyordu. Örneğin sözleşme imzalayan Alman bilim adamlarına;
* 2 yıl içerisinde Türkçe öğrenmeleri;
* Bu süre sonunda derslerini Türkçe verebilmeleri
* ve öğrencilere yönelik Türkçe ders kitapları yazmaları koşulları getiriliyordu.
Dünyaca ünlü bilim adamları bu koşullara titizlikle uydu. Önce yardımcıları eşliğinde bu dersleri verdi; bir süre sonra güzel Türkçe'yle derslerini vermeye başladı. Türkçe'ye kazandırdıkları bilim alanındaki çok değerli kitapları da uzun yıllar öğrencilerin
asistanların ve uzmanların birer başvuru kitabı olma özelliğini korudu.
Sözleşme imzalayan Alman orijinli bilim adamlarına milletvekili maaşlarından daha fazla bir meblağ aylık ödemeyi genç Türkiye Cumhuriyeti taahhüt ediyordu. Bununla ilgili olarak ünlü Alman maliyeci Prof. Dr. Neumark anılarında şöyle söylüyordu:
"Başlangıçta birçoğumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin mali konularda bize vaat edildiği gibi güvenilir olup olmadığı konusunda kuşkuluyduk. Bu kuşkularda dağılan Osmanlı İmparatorluğu'nun durumunun devletin şeklen iflası da dahil olmak üzere olumsuz biçimde anımsanması belirgin bir rol oynamaktaydı. Röpke'nin bana daha İstanbul'a varışından kısa bir süre önce İsviçre'den mektupla bildirdiği gibi "Bu ödemeler genç Türkiye Cumhuriyeti için bir yerde Ulusal Prestij meselesi idi". Hükümet
Atatürk'ün ruhuna sadık bir şekilde bizlere karşı kusursuz davranmaya büyük bir değer veriyordu. Bu da bu ülkeye minnettar olmak ve onu haksız suçlamalara karşı savunmak için başka bir nedendir"(4).
Sonuç olarak Darülfünun'dan gelen Türk hocaların
yurt dışından gelen genç ve isimlerini ilerde duyuracak bilim insanlarının yanı sıra Almanya
Avusturya
Çekoslovakya
İsviçre ve Fransa'dan gelen son derece değerli ve yetenekli bilim adamlarıyla gerçekleştirilen üniversite reformuyla
başta İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi olmak üzere pek çok bilim kuruluşunda uluslararası düzeyde bilim okutuldu ve araştırıldı. Bu son derece değerli eserin gerçek sahibi aynı devrimlerde de olduğu gibi Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'tür.