Atatürk, 1893'te 12 yaşındayken babasını kaybetti. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu için zor yılların başlangıcı idi. Ancak, o hayatın zorluklarından yılmadan eğitimine devam etti.
Askeri ortaokulu, liseyi ve harp okulunu hep ilk sıralarda bitirdi. 1904 yılında kurmay yüzbaşı olarak harp akademisinden mezun olduğunda arkadaşlarından farklı olacağı ve gelecekte önemli işler başaracağı belliydi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1881'de Selanik'te doğduğu yıllar, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün hızlandığı bir dönemdi. Batılı devletler ve Rusya'nın kışkırttığı Balkan milletleri bağımsızlık peşinde koşuyor ve Rumeli'de ki Türk varlığı gittikçe kan kaybediyordu.
KOCACIK YÖRÜKLERİ
Mustafa Kemal Atatürk'ün soyu, Rumeli'deki birçok Türk gibi Anadolu'ya dayanır. 14. yüzyıldan itibaren Balkan fetihleri sırasında Konya, Balıkesir, Kütahya, Aydın, Manisa gibi Anadolu'nun muhtelif yerlerinden Türkmen aşiretleri göç ettirilerek, Balkanlar'a yerleştirilmişti. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi Manastır Sancağı'nın Debre-i Bâlâ Vilayeti'nin Kocacık Nahiyesi'nde yaşayan Kızıl Oğuzlar diye de tanınan Kocacık Yörükleri'ne mensuptu. Annesi Zübeyde Hanım ise Selanik yakınlarında Langaza'da yaşayan ve Konya'dan gelen Türkmen aşiretlerindendi. Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım 1871'de evlenmişler ve bir yıl sonra Fatma isimli bir kızları olmuştu. 1874'te Ahmet, 1875'te ise Ömer isimli bir oğulları dünyaya geldi.
MEMURLUKTAN TÜCCARLIĞA
Ancak aşının olmadığı bu dönemlerde çocuk ölümleri çok sık rastlanan bir durumdu. İkinci oğullarının doğduğu yıl kızları Fatma vefat etti. Mustafa Kemal Atatürk, 2 yaşındayken ise iki ağabeyi difteriden, yeni kuş palazından hayatını kaybetti. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi evkaf idaresinde memurluk yaptıktan sonra Selanik civarında Çayağzı'nda gümrük memurluğu yapıyordu. Ancak bu yıllar Balkanlar'ın eşkıyayla kaynadığı bir dönemdi. Ali Rıza Efendi hem eşkıya saldırılarından bunaldığı, hem de ailesini daha iyi şartlarda yaşatmak istediği için memuriyeti bırakarak ticarete atılarak, Cafer isimli bir ortakla kereste ticareti yapmaya başladı. Başlangıçta işleri iyi gitti, ancak bu durum yüzünden eşkıyayı üzerine çekti. Rum eşkıyalar burada da peşini bırakmamıştı. Eşkıyaya haraç vermeyince, keresteleri yakıldı. Ali Rıza Efendi, bunun üzerine tuz ticaretine başladı, ancak dükkânındaki tuzların erimesi ticari hayatını sona erdirdi. Ticaretteki başarısızlık Ali Rıza Efendi'yi zor duruma soktu. Tekrar memuriyete geçmek istedi, ancak muvaffak olamadı. Çektiği sıkıntılar yüzünden 50'li yaşlarda hayata gözlerini yumdu.
Atatürk, 1893'te 12 yaşında orta ikiye giderken babasını kaybetmişti. Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu için zor yılların başlangıcı idi. Zübeyde Hanım, Selanik'ten ayrılarak kardeşinin yanına Langaza'daki çiftliğe gitti, ancak oğlunun eğitimi yarım kalmıştı. Mustafa kemal, dört beş aylık çiftlik hayatından sonra tekrar Selanik'e gelerek eğitimine devam etti.
OKUL YILLARI
Atatürk, komşuları Faik Bey'in oğlu Ahmed ve sokaklarda gördüğü üniformalı subaylardan etkilenerek asker olmaya karar vermişti. Selanik Askeri Rüştiyesi'nin sınavlarına girip, başarılı olarak üçüncü sınıftan eğitime başladı. Atatürk, Rüşdiye'ye üçüncü sınıftan başlamıştı. 1895 yılı sonlarında Rüşdiye'yi 4. olarak bitirdi. 45 üzerinden değerlendirilen not sisteminde Atatürk 11 dersin onundan tam not alırken, sadece bir dersten 43 almıştı. Atatürk'ün okulda aldığı notlar konusunda Tarihçi Ali Güler'in belgelere dayalı "Askeri Öğrenci Mustafa Kemal'in Notları (Arşiv Belgeleri Işığında) " isimli önemli bir kitabı vardır. Atatürk, doğduğunda akrabaları isim koymak için toplanmışlar, ancak Ali Rıza Efendi önerilen isimleri beğenmeyerek küçük yaşta ölen kardeşi Mustafa'nın ismini oğluna koymuştu. Selanik Rüşdiyesi'nde iken ondaki yaratıcı ve olgunluğu keşfeden Matematik öğretmeni Yüzbaşı Üsküblü Mustafa Sabri Bey tarafından "Kemal" ismi verildi. Bu isim, dönemin en önemli aydınlarından olan ve talebeler arasında adı efsane gibi dolaşan Namık Kemal'den esinlenilmişti Genç Mustafa Kemal, hocalarının tavsiyesiyle askeri liseyi İstanbul'da değil, Manastır'da okumaya karar verdi. 1896'da Manastır Askeri İdadisi'ne girdi. Birinci sınıftaki notlarıyla ilgili bir bilgimiz yok. İkinci sınıfta ikinci olan Atatürk, üçüncü sınıfta aynı not ortalamasıyla Selanikli arkadaşı Ahmed Tevfik'in arkasından ikinci olarak 1899'da askeri liseyi bitirdi. Bütün derslerden tam not almayı başarmıştı. Atatürk bu yılları şöyle anlatır: "İdadide inatçı bir şekilde çalışıyordum. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde şiddetli bir gayret vardı". Atatürk, askeri liseyi bitirdikten sonra aynı yıl İstanbul'da Harp Okulu'na başladı. İlk yılını şöyle anlatır: "Birinci sınıfta gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğinin farkına varmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım". Atatürk, Harp Okulu'nda 703 öğrenci arasında 29. olmuştu. İkinci ve üçüncü sınıflarda derslerine tekrar asıldı ve Harp Okulu'nu teğmen rütbesiyle 1902'de 8. olarak bitirdi.
Harp Okulu'ndan sonra girdiği Harp Akademisi'ni ise 1904'te 5. olarak bitirdi. Akademinin birincisi Ali İhsan Sabis'ti. Atatürk genç yaşta yetim kalmış, ancak hayatın zorluklarından yılmadan eğitimine devam etmişti. 1904 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak Harp akademisini bitirdiğinde arkadaşlarından farklı olacağı ve gelecekte önemli işler başaracağı belliydi.
SELANiK’TEKi EV
Mustafa Kemal Atatürk, Selanik'te Koca Kasım Mahallesi, Islahane Semti (Bugün, Aya Dimitri Mahallesi Apostolu Pavlu Caddesi, Numara: 75)'ndeki evde dünyaya gelmişti. Atatürk, ailesinin kirada oturduğu bu evi, II. Meşrutiyet'ten önce satın aldı. Ancak, Balkan Savaşı'nda Selanik'in elimizden çıkması, Lozan'dan sonra da mübadeleye karar verilmesiyle Atatürk'ün evi Türkiye'den giden Rum mübadillere verildi.
Selanik Belediye Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. Yılı münasebeti ile 1933'te bu evi Atatürk'e hediye etme kararı aldı. Atatürk, doğduğu evin müze hâline getirilmesini istedi. Ancak evde oturan mübadiller, devamlı fiyat artırarak evden çıkmadılar. Sonunda ev 1937'de tahliye edilerek anahtarları Selanik Başkonsolosluğu'muza teslim olundu.
Ardından uzun süreli bir çalışma dönemi başladı.
Evin restoresi ve dönemin havasının evin içinde canlandırılması kararlaştırılmıştı. Prof. Enver Ziya Karal ve eşi Fatma Karal'ın çalışmalarıyla ev, tamir ve tefriş edilerek 10 Kasım 1953'te bir törenle "Selanik Atatürk Evi Müzesi" adı ile ziyaretçilere açıldı.
Ev, 1966'da yeniden elden geçirildi. 1970'li yıllarda yaşanan bir depremde hasar görmesi üzerine tamir edildi. 1980'de üçüncü defa restore edildi.
ELVEDA SELANİK
Yazarımız Erhan Afyoncu ve Coşkun Yılmaz 14 Kasım'da Altunizade Kültür Merkezi'nde saat 19.30'da 'Tarihin Kapısı' isimli bir program gerçekleştirecekler. Tarih meraklılarının ilgiyle izleyecekleri bu program Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlendi.
Osmanlı İmparatorluğu, son yıllarında bile Balkanlar'da Adriyatik'e kadar uzanaN topraklara sahipti. İttihat Terakki'nin iktidara geldikten sonra yaptığı yanlışlıklar yüzünden Rumeli'deki son topraklar da elimizden çıktı. Avrupa devletleri, Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine, Osmanlı Devleti'nin galip geleceğini düşündükleri için savaşın sonucu ne olursa olsun statükonun değişmeyeceğini, toprak kazanan tarafın kazandığı toprağı iade edeceğini ilân etmişlerdi. Fakat savaşı hiç kimsenin tahmin etmeyeceği bir şekilde Balkan devletleri kazanınca, Avrupalılar her zamanki gibi sözlerini tutmadılar. Hasan Tahsin Paşa 35 bin kişilik ordusuyla 8 Kasım'da savaşmadan teslim olunca Birinci Murad zamanında, 14. yüzyılda fethedilmiş olan Selanik, Yunanlılar'ın eline geçti. Balkan savaşları sonsunda Yunanistan, Selanik, Kavala ve Makedonya kıyı şeridinin büyük bölümünü eline geçirirken, Sırbistan, Makedonya'nın kuzey ve orta kısımlarını aldı. Yeni Pazar Sancağı'nın bir kısmını kazanan Karadağ, Sırbistan ile ortak sınır oluşturdu. Romanya Dobruca'yı aldı. Bu savaş sonunda Arnavutluk da Osmanlı Devleti'nden ayrıldı.
Balkanlar'ın birçok yeri gibi Selanik şehrinde ve vilayetinde de büyük miktarlarda Türk yaşamaktaydı. 1895'te 1 milyon civarında nüfusu olan Selanik Vilayeti'nin yarısı Türk'ken, 300 bin Rum ve 237 bin Bulgar vardı.
Balkan savaşları sırasında son derece trajik göç hadiseleri de yaşandı. Osmanlı Devleti'nin Rumeli'de kaybettiği her toprak parçasından sonra alışılagelmiş olan göç manzaraları Balkan Savaşları'nda da bütün dehşetiyle kendini gösterdi. Gerek Bulgaristan'dan gerekse Selanik, Kosova, Manastır gibi vilayetlerden yüzbinlerce Türk göç etti. Genişleyen sınırları içinde Türk bulundurmak istemeyen Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan etnik temizliğe girişerek, sivil halka saldırılar düzenlendiler.
Bu saldırıları yapan çeteler bizzat devlet tarafından silahlandırılan ve yönlendirilen gruplardı. Sonuçta Balkan savaşları sırasında ve sonrasında bir milyona yakın Türk göç etti. Göçmenlerden 200 bini yolda hayatını kaybetti. Geri kalanlar da kendilerini can havliyle Anadolu'ya attılar.
Askeri ortaokulu, liseyi ve harp okulunu hep ilk sıralarda bitirdi. 1904 yılında kurmay yüzbaşı olarak harp akademisinden mezun olduğunda arkadaşlarından farklı olacağı ve gelecekte önemli işler başaracağı belliydi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1881'de Selanik'te doğduğu yıllar, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün hızlandığı bir dönemdi. Batılı devletler ve Rusya'nın kışkırttığı Balkan milletleri bağımsızlık peşinde koşuyor ve Rumeli'de ki Türk varlığı gittikçe kan kaybediyordu.
KOCACIK YÖRÜKLERİ
Mustafa Kemal Atatürk'ün soyu, Rumeli'deki birçok Türk gibi Anadolu'ya dayanır. 14. yüzyıldan itibaren Balkan fetihleri sırasında Konya, Balıkesir, Kütahya, Aydın, Manisa gibi Anadolu'nun muhtelif yerlerinden Türkmen aşiretleri göç ettirilerek, Balkanlar'a yerleştirilmişti. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi Manastır Sancağı'nın Debre-i Bâlâ Vilayeti'nin Kocacık Nahiyesi'nde yaşayan Kızıl Oğuzlar diye de tanınan Kocacık Yörükleri'ne mensuptu. Annesi Zübeyde Hanım ise Selanik yakınlarında Langaza'da yaşayan ve Konya'dan gelen Türkmen aşiretlerindendi. Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım 1871'de evlenmişler ve bir yıl sonra Fatma isimli bir kızları olmuştu. 1874'te Ahmet, 1875'te ise Ömer isimli bir oğulları dünyaya geldi.
MEMURLUKTAN TÜCCARLIĞA
Ancak aşının olmadığı bu dönemlerde çocuk ölümleri çok sık rastlanan bir durumdu. İkinci oğullarının doğduğu yıl kızları Fatma vefat etti. Mustafa Kemal Atatürk, 2 yaşındayken ise iki ağabeyi difteriden, yeni kuş palazından hayatını kaybetti. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi evkaf idaresinde memurluk yaptıktan sonra Selanik civarında Çayağzı'nda gümrük memurluğu yapıyordu. Ancak bu yıllar Balkanlar'ın eşkıyayla kaynadığı bir dönemdi. Ali Rıza Efendi hem eşkıya saldırılarından bunaldığı, hem de ailesini daha iyi şartlarda yaşatmak istediği için memuriyeti bırakarak ticarete atılarak, Cafer isimli bir ortakla kereste ticareti yapmaya başladı. Başlangıçta işleri iyi gitti, ancak bu durum yüzünden eşkıyayı üzerine çekti. Rum eşkıyalar burada da peşini bırakmamıştı. Eşkıyaya haraç vermeyince, keresteleri yakıldı. Ali Rıza Efendi, bunun üzerine tuz ticaretine başladı, ancak dükkânındaki tuzların erimesi ticari hayatını sona erdirdi. Ticaretteki başarısızlık Ali Rıza Efendi'yi zor duruma soktu. Tekrar memuriyete geçmek istedi, ancak muvaffak olamadı. Çektiği sıkıntılar yüzünden 50'li yaşlarda hayata gözlerini yumdu.
Atatürk, 1893'te 12 yaşında orta ikiye giderken babasını kaybetmişti. Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu için zor yılların başlangıcı idi. Zübeyde Hanım, Selanik'ten ayrılarak kardeşinin yanına Langaza'daki çiftliğe gitti, ancak oğlunun eğitimi yarım kalmıştı. Mustafa kemal, dört beş aylık çiftlik hayatından sonra tekrar Selanik'e gelerek eğitimine devam etti.
OKUL YILLARI
Atatürk, komşuları Faik Bey'in oğlu Ahmed ve sokaklarda gördüğü üniformalı subaylardan etkilenerek asker olmaya karar vermişti. Selanik Askeri Rüştiyesi'nin sınavlarına girip, başarılı olarak üçüncü sınıftan eğitime başladı. Atatürk, Rüşdiye'ye üçüncü sınıftan başlamıştı. 1895 yılı sonlarında Rüşdiye'yi 4. olarak bitirdi. 45 üzerinden değerlendirilen not sisteminde Atatürk 11 dersin onundan tam not alırken, sadece bir dersten 43 almıştı. Atatürk'ün okulda aldığı notlar konusunda Tarihçi Ali Güler'in belgelere dayalı "Askeri Öğrenci Mustafa Kemal'in Notları (Arşiv Belgeleri Işığında) " isimli önemli bir kitabı vardır. Atatürk, doğduğunda akrabaları isim koymak için toplanmışlar, ancak Ali Rıza Efendi önerilen isimleri beğenmeyerek küçük yaşta ölen kardeşi Mustafa'nın ismini oğluna koymuştu. Selanik Rüşdiyesi'nde iken ondaki yaratıcı ve olgunluğu keşfeden Matematik öğretmeni Yüzbaşı Üsküblü Mustafa Sabri Bey tarafından "Kemal" ismi verildi. Bu isim, dönemin en önemli aydınlarından olan ve talebeler arasında adı efsane gibi dolaşan Namık Kemal'den esinlenilmişti Genç Mustafa Kemal, hocalarının tavsiyesiyle askeri liseyi İstanbul'da değil, Manastır'da okumaya karar verdi. 1896'da Manastır Askeri İdadisi'ne girdi. Birinci sınıftaki notlarıyla ilgili bir bilgimiz yok. İkinci sınıfta ikinci olan Atatürk, üçüncü sınıfta aynı not ortalamasıyla Selanikli arkadaşı Ahmed Tevfik'in arkasından ikinci olarak 1899'da askeri liseyi bitirdi. Bütün derslerden tam not almayı başarmıştı. Atatürk bu yılları şöyle anlatır: "İdadide inatçı bir şekilde çalışıyordum. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde şiddetli bir gayret vardı". Atatürk, askeri liseyi bitirdikten sonra aynı yıl İstanbul'da Harp Okulu'na başladı. İlk yılını şöyle anlatır: "Birinci sınıfta gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğinin farkına varmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım". Atatürk, Harp Okulu'nda 703 öğrenci arasında 29. olmuştu. İkinci ve üçüncü sınıflarda derslerine tekrar asıldı ve Harp Okulu'nu teğmen rütbesiyle 1902'de 8. olarak bitirdi.
Harp Okulu'ndan sonra girdiği Harp Akademisi'ni ise 1904'te 5. olarak bitirdi. Akademinin birincisi Ali İhsan Sabis'ti. Atatürk genç yaşta yetim kalmış, ancak hayatın zorluklarından yılmadan eğitimine devam etmişti. 1904 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak Harp akademisini bitirdiğinde arkadaşlarından farklı olacağı ve gelecekte önemli işler başaracağı belliydi.
SELANiK’TEKi EV
Mustafa Kemal Atatürk, Selanik'te Koca Kasım Mahallesi, Islahane Semti (Bugün, Aya Dimitri Mahallesi Apostolu Pavlu Caddesi, Numara: 75)'ndeki evde dünyaya gelmişti. Atatürk, ailesinin kirada oturduğu bu evi, II. Meşrutiyet'ten önce satın aldı. Ancak, Balkan Savaşı'nda Selanik'in elimizden çıkması, Lozan'dan sonra da mübadeleye karar verilmesiyle Atatürk'ün evi Türkiye'den giden Rum mübadillere verildi.
Selanik Belediye Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. Yılı münasebeti ile 1933'te bu evi Atatürk'e hediye etme kararı aldı. Atatürk, doğduğu evin müze hâline getirilmesini istedi. Ancak evde oturan mübadiller, devamlı fiyat artırarak evden çıkmadılar. Sonunda ev 1937'de tahliye edilerek anahtarları Selanik Başkonsolosluğu'muza teslim olundu.
Ardından uzun süreli bir çalışma dönemi başladı.
Evin restoresi ve dönemin havasının evin içinde canlandırılması kararlaştırılmıştı. Prof. Enver Ziya Karal ve eşi Fatma Karal'ın çalışmalarıyla ev, tamir ve tefriş edilerek 10 Kasım 1953'te bir törenle "Selanik Atatürk Evi Müzesi" adı ile ziyaretçilere açıldı.
Ev, 1966'da yeniden elden geçirildi. 1970'li yıllarda yaşanan bir depremde hasar görmesi üzerine tamir edildi. 1980'de üçüncü defa restore edildi.
ELVEDA SELANİK
Yazarımız Erhan Afyoncu ve Coşkun Yılmaz 14 Kasım'da Altunizade Kültür Merkezi'nde saat 19.30'da 'Tarihin Kapısı' isimli bir program gerçekleştirecekler. Tarih meraklılarının ilgiyle izleyecekleri bu program Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlendi.
Osmanlı İmparatorluğu, son yıllarında bile Balkanlar'da Adriyatik'e kadar uzanaN topraklara sahipti. İttihat Terakki'nin iktidara geldikten sonra yaptığı yanlışlıklar yüzünden Rumeli'deki son topraklar da elimizden çıktı. Avrupa devletleri, Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine, Osmanlı Devleti'nin galip geleceğini düşündükleri için savaşın sonucu ne olursa olsun statükonun değişmeyeceğini, toprak kazanan tarafın kazandığı toprağı iade edeceğini ilân etmişlerdi. Fakat savaşı hiç kimsenin tahmin etmeyeceği bir şekilde Balkan devletleri kazanınca, Avrupalılar her zamanki gibi sözlerini tutmadılar. Hasan Tahsin Paşa 35 bin kişilik ordusuyla 8 Kasım'da savaşmadan teslim olunca Birinci Murad zamanında, 14. yüzyılda fethedilmiş olan Selanik, Yunanlılar'ın eline geçti. Balkan savaşları sonsunda Yunanistan, Selanik, Kavala ve Makedonya kıyı şeridinin büyük bölümünü eline geçirirken, Sırbistan, Makedonya'nın kuzey ve orta kısımlarını aldı. Yeni Pazar Sancağı'nın bir kısmını kazanan Karadağ, Sırbistan ile ortak sınır oluşturdu. Romanya Dobruca'yı aldı. Bu savaş sonunda Arnavutluk da Osmanlı Devleti'nden ayrıldı.
Balkanlar'ın birçok yeri gibi Selanik şehrinde ve vilayetinde de büyük miktarlarda Türk yaşamaktaydı. 1895'te 1 milyon civarında nüfusu olan Selanik Vilayeti'nin yarısı Türk'ken, 300 bin Rum ve 237 bin Bulgar vardı.
Balkan savaşları sırasında son derece trajik göç hadiseleri de yaşandı. Osmanlı Devleti'nin Rumeli'de kaybettiği her toprak parçasından sonra alışılagelmiş olan göç manzaraları Balkan Savaşları'nda da bütün dehşetiyle kendini gösterdi. Gerek Bulgaristan'dan gerekse Selanik, Kosova, Manastır gibi vilayetlerden yüzbinlerce Türk göç etti. Genişleyen sınırları içinde Türk bulundurmak istemeyen Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan etnik temizliğe girişerek, sivil halka saldırılar düzenlendiler.
Bu saldırıları yapan çeteler bizzat devlet tarafından silahlandırılan ve yönlendirilen gruplardı. Sonuçta Balkan savaşları sırasında ve sonrasında bir milyona yakın Türk göç etti. Göçmenlerden 200 bini yolda hayatını kaybetti. Geri kalanlar da kendilerini can havliyle Anadolu'ya attılar.