BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,605
-
- Tepkime puanı
- 3,185
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Atatürk İlkerleri ve İnkılap Tarihi ( Tüm Üniteler ) 13
ÜNİTE- 13 ANAYASAL SİSTEMİN KURULMASI VE GELİŞİMİ
Anayasa Kavramı
İnsanlar arasındaki özel veya toplumsal ilişkileri düzenleyen kurallara "hukuk" denir. Bu kuralara uyulmaması durumunda gerekenin yapılmasını buyuran esaslar da "hukuk kuralfdır.
Gizli içeriği görüntülüyorsunuzHukuk kuralının temelini "yasa" veya bugünkü resmi adıyla "Kanun" oluşturur. Kanun, ulusal iradeyi temsil eden, parlamentonun koyduğu kurallardır.
Modern devletlerde yasaları yapma yetkisi halka aittir, denilebilir. Ama halk bu yetkisini doğrudan doğruya değil seçtiği temsilcileri aracılığı ile kullanır.
Yasaları "yürütme organı" uygular. Bu uygulama sırasında yasalara dayanarak kendisi de hukuk kuralları koyar. Bu kurallara "kararname" denir. Yasaların açıkta bıraktığı veya ayrıntılı olarak hükme bağlamadığı bazı konulan hükümet, kararname yoluyla çıkarttığı "tüzüklerle" uygular.
Daha da ayrıntılara ilişkin düzenlemeler gene yasalardan aldıkları yetkilerle devlet makamlarınca çıkartılan "yönetmeliklerle" sağlanır. Yasa kararname, tüzük ve yönetmelik hükümlerini uygulamakla görevli makamlar her özel durum için ayrı ayrı "talimat veya yönerge" denilen bir kezlik kararlar çıkartırlar.
Hukuk kuralları arasında bir hiyerarşi (alt-üst) ilişkisi vardır. Yönergeler yönetmeliklere, yönetmelikler tüzüklere, tüzükler kararnamelere, tüzük ve kararnameler de yasalara aykırı hiçbir hüküm taşıyamazlar.
Devleti kuran, en üst bir hukuk kuralı vardır. Devlet bütün işlevlerini bu üst kurula göre ayarlamak zorundadır. İşte bu kurala "Anayasa" denilir, anayasayı devlet gücüne sahip olan veya olanlar yapar.
Bir devlet yeni kuruluyorsa, ulusun her kesiminden temsilcilerin toplandığı bir "kurucu meclis" oluşturulur. Bu meclis, anayasayı hazırlar ve kabul eder veya hazırladığı anayasayı halkın oyuna sunar. Böylece kabul edilen anayasa, artık o devletin dayandığı en üst hukuk kuralı olmuştur.
Anayasa'yı yapan güçler kendilerine çeşitli düşünsel temelleri örnek veya model olarak alabilirler. Bir anayasa örneğin "din" esasına dayanır. Bizim anayasa olarak anladığımız üst hukuk kuralı ulusun kurucu ve yapıcı gücüne dayanan, bu nedenle egemenliği de ulusa ait sayan bir temel kuraldır.
Ama bu temel kuralın dayandığı ve ulusun da uyması gereken ana ilke, "insan'ın yüceliği, onurudur; insanın özgür ve güvenlik içinde yaşamasını sağlamaktır." Böyle anayasalar istenen refah ve gelişmeyi sağlarlar. Bu tür anayasalara genel olrak "demokratik anayasalar" denir.
HÜKÜMET SİSTEMLERİ
ister diktatörlük ister monarşi, ister demokratik olsun, bütün devletlerin gücü üç ana bölümden oluşur. Yasama, yürütme ve yargı güçleri. Her üç güç de parlamento içinde birleşir.
Böylece "güçler birliği" sistemi doğar. Parlamento hem yasaları yapar, onları hem uygular; hem de anlaşmazlıkları çözer. Bu nedenle söz konusu sisteme meclis "Hükümet Sistemi" denilir. Birinci Dönem TBMM, bu sistemin en aşırı biçimde uygulandığı bir parlamento idi.
Bir kurulun her üç gücü birden kullanması sakıncalıdır. Bu nedenle sözünü ettiğimiz sistem, ancak büyük bunalım zamanlarında, ani ve çabuk karar alıp uygulamak zorunluluğundan doğmuştur.
Bu sistemin sakıncalarını göz önüne alan bazı hukukçular her üç gücün ayrı birer organa verilmesini ve seçimlerinin de gene halk tarafından yapılması önermişlerdir.
Bu düşünceyle "güçler ayrımı" denilen sistem ortaya çıkmıştır. Kuralın Anayasaya uygulanması "Başbakanlık Hükümet Sistemi'Yıi ortaya çıkarmıştır. Bu sistemde yasama, organı da parlamentoya ve hükümet denilen yürütme gücünün başı olan devlet başkanını halk ayrı ayrı seçer.
Böylece başkan, doğrudan doğruya halktan yetki olduğu için hükümetini kurar. Ona parlamento karışamaz. Buna karşılık parlamentoda yasaları dilediği gibi yapar. Yargı gücünde ise halk "jüri" yoluyla adaletin dağıtılmasına doğrudan doğruya katılır.
Yargıçların da bir bölümü halk tarafından seçilebilir. Bu sistemde hükümet başbakana bağlı olduğu için adına "başkanlık hükümet sistemi" denilir. Bunun en güzei örneği Amerika Birleşik Devietleri'ndedir,
Başkanlık hükümet sıstemininde sakıncaları vardır. Her ikisi de halk tarafından seçilen yasama ve yürütme organlarna eşit yetkiler verilirse işler kilitlenebilir.
Yasama ve yürütme organlarından biri diğerinden biraz daha fazla yetkili kılmırsa o zaman sistemin özüne uygun davranılmaz. Bu nedenle bu sistemde halk ve siyasetçiler çok büyük bir olgunluk göstermek zorundadırlar.
Her iki sistemin de aşırı yanları olduğunu düşünenler başka bir model ortaya çıkardılar. Bu modei "parlamenter sistem"dir. Bu yöntem yasama ve yürütme güçleri arasında bir denge kurulmasına dayanıyordu.
Yargı ise bağımsız kalıyordu. Bu sistemde esas parlamentodur. Yürütme gücü de parlamentonun içinde çıkar. Ancak parlamentonun içinden çıkıp onun görevini alan hükümet, artık çalışmalarında serbesttir.
Fakat bu serbestlik "denetimsizlik" anlamına gelmez.
Parlamento kendi içinden çıkan hükümeti dilediği zaman denetleyebilir. Eğer hükümet parlamentonun güvenini yitirmiş ise güvensizlik oyu ile düşürülebilir.
"Parlamentolu sistem" ile "Parlamenter sistemi" birbirine karıştırmamak gerekmektedir. "Parlamentolu sistem" bütün demokrasilerin ortak adıdır.
Bu bakımdan hem meclis hükümeti, hem de başbakanlık hükümeti sistemleri parlamentoludur, yani "parlamentolu sistem"lerdir. Buna karşılık "parlamenter sistem" parlamentolu sistem içinde bir hükümet rejiminin adıdır. Yasama ile yürütme arasındaki dengeyi belirtir.
TÜRKİYE'DE ANAYASAL GELİŞMENİN İLK AŞAMALARI
Osmanlı Devleti'nin de temelinde egemen olan ve anayasal nitelikte kurallar vardı. Tanzimat dönemi, 1876 yılında ilk yazılı anayasanın ilanı ile sonuçlandı.
Bu anayasa ile güç doğrudan doğruya padişah gösterilmişti. Bu anayasa, bazı değişiklikler geçirerek. 1 Kasım 1922 tarihine kadar yaşamıştır.
23 Nisan 1920 tarihinde ulus egemenliğine dayanan yeni Türk Devleti kuruldu. TBMM 20 Ocak 1921'de ilk anayasasını yaptı. Bu anayasa eksik bir anayasaydı.
Bu anayasa yurttaşların tem haklarını ve özgürlüklerini, yargı işlerini ve benzeri pek çok önemli konuyu düzenlememişti. Sadece egemenliğin ulusa ait olduğu, TBMM'nin yapısı ve etkisi ile yerel yönetimler hükme bağlanmıştı.
1921 Anayasası hem ulusu hem de saltanatı benimsemişti. Bu önemli bir çelişkiydi. Ama bir geçiş dönemi olduğundan bu çelişkiden bir süre kaçınılmamıştı.
1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılınca, artık "Padişah iradesinin bir eseri olan "Osmanlı Anayasası da varlığını yitirdi. Eksik bir anayasa olan 1921 Anayasası kalmıştı. Bu anayayasa da yetersizdi.
Bir anayasa, devletin temel organını, bunların meşruiyet dayanaklarını güçler arasındaki ilişkileri, yurttaşların temel haklarını ve özgürlüklerini genel olarak yönetim ilkelerini içermelidir.
Bu öğeler devletein kurucu öğeleridir. Bu öğelere dayanarak işleyen kurumlar bütünüyle "anayasal sistemi" oluşturur. 1921 Anayasası'nda bu öğeler yok denecek kadar azdı. Cumhuriyetin ilanıyla boşluklar doldurulamadı. Halifeliğin kaldırılmasıyla da sistem iyice altüst oldu. Artık yeni bir anayasa yapılması gerekliydi.
1924 ANAYASASI
1924 Anayasası 36 yıl yürürlükte kalmıştır. Bu bakımdan yüz yılı aşan anayasa tarhimizin en uzun ömürlü metnidir.
1924 Anayasası'nın bir başka önemi de 1920'de kurulan rejimi sağlamlaştırmış olmasıdır. Çok partli siyasal yaşama bu anayasa ile geçilmiştir.
1924 ANAYASASI'NIN HAZIRLANIŞI:
TBMM'nin Kurucu Meclis adıyla anılması, tartışmalara yol açmıştı. Osmanlı Devleti'ni sona erdireceği düşüncesinde bulunan çevrelerde rahatsızlık yaratmıştı.
Bu yüzden "Olağan Yetkilere Sahip Bir Meclis" sıfatı TBMM'de kabul edilmişti. Birinci TBMM 1923 yılı Nisan ayında dağılmış ve İkinci Dönem Meclis 11 Ağustos 1923'te çalışmalarına başlamıştı.
Meclis, yeni bir anayasa yapılmasına karar verilince çalışmalarına başladı. İkinci Dönem meclis kurucu güç olduğunu kabul ederken, yeni anayasanın kabulü için tam üye sayısının üçte iki oyuna ihtiyaç bulunduğunu belirtmiştir.
Bu kararı almakla Meclis, hazırlanan anayasa taslağının tam üye sayısının üçte ikiden azının oyunu alırsa, yasalaşamayacağını kabul ediyordu.
Bu karar Meclis'in kendi iradesini sınırlaması demektir. Anyasayı hazırlarken komisyon "güçler birliği" esasını benimsemiştir. Cumhuriyet döneminin ilk anayasası 20 Nisan 1924'te oybirliğiyle kabul edildi.
1924 ANAYASASI'NIN GENEL YAPISI
Anayasa'nın Dayandığı Temel İlkeler:
Bu Anayasada Cumhuriyet ve güçlerbirliği esasları baş ilkelerdir.
Devletin Kuruluş Esasları
Genel İlke: Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Ulusuna ait bulunduğunu ve onun bu hakkını kullanacak tek makamın TBMM olduğudur. Meclisin üstünlüğü ilkesi mutlaktır.
Yasama Gücü:
Güçler birliğinin doğal sonucu olarak yasaları yapmak ve onları yorumlama yetkisi Meclis'e aittir. TBMM Anayasaya aykırı yasa koyabilir.
Ama anayasaya aykırı yasaları inceleyip bu aykırılığı sağlayarak onları geçersiz kılacak bir mekanizma yoktur. Meclisin kendisi bir yasasını Anayasaya aykırı görür ve bir süre sonra onu kaldırabilir.
Cumhurbaşkanı ise bir yasayı ancak bir kez "yeniden görüşülmek üzere" Meclis'e geri gönderebilir. Meclis yasama gücünü aşan benzeri başka yetkilerle de donatılmıştı. Savaş ilanı, barış ve diğer uluslararası antlaşmaların yapılması gibi.
YÜRÜTME GÜCÜ
Yürütme gücü de sistem gereği TBMM'ye aittir. 1921 Anayasası'na göre Cumhuriyet rejimi gereği seçilen Cumhurbaşkanı, milletvekilleri arasında birini Başbakan atayacaktı.
O da gene milletvekilleri a
rasmdan bakanları seçip Cumhurbaşkanına sunacaktı. Cumhurbaşkanı bu listeyi TBMM'ye gönderecekti.
Böylece hükümet kurulmuş oluyordu. Bu sistem 1924 Anayasası'nda daha da geliştirilmiştir. Buna göre hükümetin meclis'in güvenini alması gerekiyordu. Meclis'in üstünlüğü kesin olduğundan, güçler birliği ilkesinin gereği, Meclis'e hükümeti her zaman denetleme ve düşürme hakkı verilmiştir.
Soru, gensoru ve Meclis soruşturmasının hiçbir sınırı yoktur. Meclis, her zaman hükümetin üstündedir. Meclis ile hükümet arasında denge kurulmamıştır. Meclisin hükümete her dilediğini yapma hakkı varır.
YARGI GÜCÜ
Kesin güçler birliği ilkesine göre, yargı gücü de Meclis'te toplanır. Anayasa'nm 8. maddesine göre ise "Yargı hakkı, millet adına usul ve kanuna göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır."
TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER
Her vatandaşın "özgür doğup yaşadığı" belirtilmiş sonra da belli başlı bütün siyasal özgürlükler yurttaşa tanınmıştır.
Bu özgürlüklerin sınırlandırılabileceği ama böyle bir kısıtlamanın ancak "kanunla" yapılabileceği belirtilmiştir. 1924 Anayasası, o dönemde pek bilinmeyen ekonomik ve sosyal haklara hemen hemen hiç yer vermemiştir. Bunu o dönem için doğal kabul etmek gerekir.
TBMM Kuruculuk Niteliğinin Sona Ermesi:
Anayasa'nm önemli yanlarından biri de TBMM'nin artık "Olağanüstü Yetkilere Sahip Bir meclis" olmaktan çıkmasıdır. Meclis 1924 Anayasası ile kendini bağlamıştır.
1924 Anayasası normal bir kanun gibi değiştirilemez. Bu bakımdan "sert" anayasalardan sayılır. Değişikliklerin kabulü için tam üye sayısının üçte ikisinin oyu gereklidir.
Böylece 1924 Anayasası, TBMM mevcut olduğu sürece kaldırılamazdı. Artık TBMM, kurucu güç olma niteliğini bitiriyor ve normal bir parlamento durumunu alıyordu.
1924 ANAYASASI'NIN DEVRİMCİLİĞE AÇIK YAPISAL ÖZELLİKLERİ
Anayasa'da devrimci düşünceye aykırı hükümler bulunmadığı için devleti kuran temel hukuk kuralının niteliğine, devrimin bütün özelikleri yansıdı. Bu yansımalar, Anayasa'da yapılan değişikliklerle kendini gösterdi.
Anayasa'nm Türk devrimine yön verici en önemli ve ilk değişikliği 10 Nisan 1928 tarihinde yapılmıştır. Bu değişiklikle laiklik ilkesi Anayasa'ya yerleşmiştir.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmemişti. Bu Türk Devriminin bir çelişkisi sayılmalıydı. 5 Aralık 1934 tarihli değişiklik ile kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakları tam olarak tanınarak bu eksiklik giderilmiştir.
Bu değişiklik Anayasa'ya gerçek anlamıyla devrimci yapısını verdi. 5 Şubat 1937 tarihinde 2. maddeye Türk Devriminin niteliklerinin konulması, Anayasa'ya 1937 yılına kadar getirilen yeniliklerin tam bir özeti sayılmalıdır.
1961 ANAYASASI
Çok Partili Siyasal Yaşam ve 1924 Anayasası:
1924 Anayasası, çok partili, çoğulcu bir demokratik yapının kurulmasına engel değildi. Düşünce, söz, basın özgürlükleri tanınmıştı. Siyasal katılma sağlanmıştı.
Siyasal parti kurma hakkı vardı. 1924 Anayasası'nda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. 1930 yılında ise Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. 14 Mayıs 1950'de de Demokrat Parti iktidara gelmiştir.
Fakat 1924 Anayasası çok partili demokratik, yaşam için elverişli olmayan koşullan da vardı. Birleşmiş Milletler İnsan Haklan Evrensel Bildirisi, diğer yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi her iki bildiriyi kabul eden Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası'nda bu hakların güvence altına alınması için gerekli önlemleri içeren değişiklikleri yapmamıştı.
Siyasal iktidar seçim yitirmemek için özgürlükleri kısıtlamaya ve en vahimi yargı güvencesini ortadan kaldırmaya çalıştı. Bütün bu olanlar sonunda bir askeri darbeye yolaçtı.
Kurulan "Milli Birlik Komitesi" 1924 Anayasası'nın TBMM'ye ilişkin hükümlerini kaldırdı ve ulus adına egemenliği geçici olarak kullanıldığını ilan etti.
1961 ANAYASASI'NIN HAZIRLANMASI
Sivil iktidarın yetersiz olmasından dolayı Silahlı Kuvvetler olayı müdahale etmek durumunda kalmışlardır. "Ulus adına" hareket ettiğini söyleyen Milli Birlik Komitesi "kurucu güç" durumunda dır.
Bu yeni kurucu güç, aslında bir an önce ulus egemenliğini tekrar kurmak istiyordu. Bu amaçla, yeni anayasayı hazırlamak üzere Türk tarihinde ilk kez bir "Kurucu Meclis" oluşturuldu.
Anayasa tarihimizde ilk kez bir kurucu meclis yoluyla anayasa hazırlanmış ve daha da önemlisi bu taslak halkoyuna sunularak meşrulaştırılmıştır. Böylece bir askeri darbe sonucu kabul edilen anayasa olma ithamı artık söz konusu değildi.
1961 ANAYASASI'NIN YAPISI
1961 Anayasası'nda ulus egemenliğini artık sadece TBMM kullanmamaktadır. Parlamentonun kesin üstünlüğü sona ermiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin "İnsan haklarına dayalı" demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu da özellikle vurgulanmıştır.
Yasama Gücü TBMM'ye aittir. Yeni TBMM iki kanattan oluşmaktadır. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu
Yürütme Gücü TBMM'nin içinden çıkar. Başbakan dışında, bakanlıklara TBMM üyesi olmayan kişilerin getirilesi de mümkündür.
Anayasa tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanına Millet Meclisi'ni dağıtma yetkisi verilmişti. Ancak Cumhurbaşkanı bu yetkisini
kullanabilmesi için hükümetin çok olağanüstü durumlarda kurulmaması gibi durumlarda kullanabilirdi.
Böyle bir durum oluşmadığı için Cumhurbaşkanı Millet Meclisi'ni hiç dağıtmamıştır. Böylece 1961 Anayasası ile Parlamenter sistemi doğru bir gidiş vardır.
Yargı gücü her bakımdan bağımsız bir duruma getirilmiştir. Yargıçların atamaları, denetimleri, gene yargıçlardan oluşan bir kurula bırakılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Böylece TBMM'nin A-nayasaya aykırı yasalar yapmasını engellemiştir.
İlk kez tam anlamıyla sendikalaşma olanağı verilmiş, işçiye grev ve toplu sözleşme hakları tanınmıştır. Üniversiteler başta olmak üzere bazı kuruluşlar özerkleştirilmiştir. En önemlisi, Türkiye Cum-huriyeti'nin temeli Atatürk Devrimi'nin oluşturduğu vurgulanmıştır.
12 Mart 1971'de üstü örtülü bir askeri müdahale sonucu bazı maddeler değiştirildi. 12 Eylül 1980 müdahalesi ile 1961 Anayasası'nın uygulanması büyük ölçüde donduruldu. Yeni bir anayasa yapıldı. Böylece 1982 Anayasası'na gelindi.
1982 ANAYASASI
Anayasa'nın Hazırlanışı:
12 Eylül 1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri devletin yönetimine 27 Mayıs 1960'ta olduğu gibi el koyup, siyasal etkinliği durdurmuştu. "Milli Güvenlik Konseyi" ulus adanı yönetim hakkını kullanıyordu.
Bir anayasa hazırlanmasına karar verildi ve kurucu meclis oluşturuldu. Bu meclis iki kanatlıydı. Danışma Meclisi ve Milli Güvenlik Konseyi Temsilciler Meclisi; Türkiye'deki bütün siyasal ve toplumsal kuruluşların kendi seçtikleri üyelerden oluşan demokratik sayılabilecek bir yapısı vardı.
Danışma Meclisi ise Milli Güvenlik Kurulu'nu atadığı kişilerden oluşuyordu. Danışma Meclisi'nce hazırlanan Anayasa taslağı Milli Güvenlik Konseyi'nden de geçti.
Tıpkı 1961 Anayasası'nda olduğu gibi halk oylamasına gidildi. 7 Kasım 1982 tarihli halk oylamasına %90'ın üzerinde bir katılım oldu ve katılanların çoğunun kabul oyu vermesiyle Anayasa kesinleşti ve yürürlüğe girdi. Bugünkü anayasamız, 1876'dan beri kabul edilen beşinci anayasamız olmaktadır.
1982 ANAYASASI'NIN TEMEL YAPISI
Esas olarak 1961 metni alınmıştır. 1982 Anayasası. Cumhuriyet anayasalarının hepsindeki temel ilkeyi benimsemiştir.
Ulusun kayıtsız şartsız egemenliğine dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin kurulması ana amaçtır. Bu devletin temellerinde Atatürk ilkeleri yatmaktadır.
Yasama Gücü TBMM'nce kullanılır. Tek meclis geleneğine dönülmüş, Cumhuriyet Senatosu kaldırılmıştır. TBMM yasama yetkisini kullanırken Anayasa'ya aykırı davranışlar içine giremez.
Yürütme Gücü Meclis'in içinden çıkar. Bu bakımdan 1961 Anayasası'nın kurduğu sistem korunmuştur. Tam bir parlamenter sistem içerir 1982 Anayasası.
Yargı Gücü'nde yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi sağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi varlığını sürdümektedir.
Temel Haklar ve Özgürlükler konusunda oldukça kısıtlayıcı bir anlayış egemendir. Özgürlüklerin sınırlandırılmasının mümkün olduğu ve bunun ancak "yasa" ile yapılabileceği yasanın "demokratik yaşamın gerçeklerine aykırı olamayacağını" belirtiyor.
Fakat yasanın getireceği güvence son derece yetersiz kalmaktadır. Devletin temeli laikliğe dayanmaktadır. Ama din özgürlüğünü düzenleyen 24. maddede yer alan din derslerinin ilk ve ortaokullarda zorunlu tutulması hükmünü bugüne kadar laiklik ilkesi ile bağdaştırabilecek bir hukuksal gerekçe bulunabilmiş değildir
Ünite 13 Degerlendirme Sorulari
1- 1980 yılında silahlı kuvvetlerin yönetime el koymasından sonra oluşturulan kurucu meclis aşağıdakilerden hangisidir?
Kurucu Meclis
Danışma Meclisi
Milli Birlik Komitesi
Mebusan Meclisi
Temsilciler Meclisi
2- Osmanlı Devleti'nde ilk yazılı anayasa hangi yıl yürürlüğe girmiştir?
1908
1876
1920
1839
1913
3- Aşağıdaki anayasalardan hangisi en liberal ve özgürlükçü olanıdır?
1961
1924
1876
1982
1921
4- Aşağıdakilerden hangisi ilk kez 1961 Anayasasında yer almıştır?
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması
İşçiye grev ve toplu sözleşme hakkının tanınması
Birden fazla siyasal partinin kurulmasına olanak tanınması
Halk ve özgürlüklerin sınırlandırılması
Çok partili hayatı geçilmesi
5- "Ulusal egemenlik, demokrasinin vazgeçilmez temel öğelerinden biridir." Aşağıdakilerden hangisi, bu ilkeye uygun bir uygulama olabilir?
Milletvekili sayısının 450'den 150'ye indirilmesi
Reşit olan her vatandaşın oyunu serbestçe kullanması
Yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek kişide toplanması
Milletvekilliği süresinin sınırsız olması
Hükümet yetkilerinin, meclisin yetkilerinden üstün olması
6- Aşağıdaki tarihlerde hangisinde bir Türk Anayasası yürürlüğe girmemiştir?
1909
1982
1924
1961
1921
7- Yasaları aşağıdakilerden hangisi uygular?
Hükümet
Meclis
Anayasa Mahkemesi
Bağımsız mahkemeler
Yargıtay
8- 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesiyle 1924 Ana yasasının kaldırılmasından sonra aşağıdakilerden hangisi "kurucu güç" durumuna gelmiştir?
Cumhuriyet senatosu
Milli Birlik Komitesi
Cumhurbaşkanlığı makamı
Genelkurmay başkanlığı
TBMM
ÜNİTE- 13 ANAYASAL SİSTEMİN KURULMASI VE GELİŞİMİ
Anayasa Kavramı
İnsanlar arasındaki özel veya toplumsal ilişkileri düzenleyen kurallara "hukuk" denir. Bu kuralara uyulmaması durumunda gerekenin yapılmasını buyuran esaslar da "hukuk kuralfdır.
Gizli içeriği görüntülüyorsunuzHukuk kuralının temelini "yasa" veya bugünkü resmi adıyla "Kanun" oluşturur. Kanun, ulusal iradeyi temsil eden, parlamentonun koyduğu kurallardır.
Modern devletlerde yasaları yapma yetkisi halka aittir, denilebilir. Ama halk bu yetkisini doğrudan doğruya değil seçtiği temsilcileri aracılığı ile kullanır.
Yasaları "yürütme organı" uygular. Bu uygulama sırasında yasalara dayanarak kendisi de hukuk kuralları koyar. Bu kurallara "kararname" denir. Yasaların açıkta bıraktığı veya ayrıntılı olarak hükme bağlamadığı bazı konulan hükümet, kararname yoluyla çıkarttığı "tüzüklerle" uygular.
Daha da ayrıntılara ilişkin düzenlemeler gene yasalardan aldıkları yetkilerle devlet makamlarınca çıkartılan "yönetmeliklerle" sağlanır. Yasa kararname, tüzük ve yönetmelik hükümlerini uygulamakla görevli makamlar her özel durum için ayrı ayrı "talimat veya yönerge" denilen bir kezlik kararlar çıkartırlar.
Hukuk kuralları arasında bir hiyerarşi (alt-üst) ilişkisi vardır. Yönergeler yönetmeliklere, yönetmelikler tüzüklere, tüzükler kararnamelere, tüzük ve kararnameler de yasalara aykırı hiçbir hüküm taşıyamazlar.
Devleti kuran, en üst bir hukuk kuralı vardır. Devlet bütün işlevlerini bu üst kurula göre ayarlamak zorundadır. İşte bu kurala "Anayasa" denilir, anayasayı devlet gücüne sahip olan veya olanlar yapar.
Bir devlet yeni kuruluyorsa, ulusun her kesiminden temsilcilerin toplandığı bir "kurucu meclis" oluşturulur. Bu meclis, anayasayı hazırlar ve kabul eder veya hazırladığı anayasayı halkın oyuna sunar. Böylece kabul edilen anayasa, artık o devletin dayandığı en üst hukuk kuralı olmuştur.
Anayasa'yı yapan güçler kendilerine çeşitli düşünsel temelleri örnek veya model olarak alabilirler. Bir anayasa örneğin "din" esasına dayanır. Bizim anayasa olarak anladığımız üst hukuk kuralı ulusun kurucu ve yapıcı gücüne dayanan, bu nedenle egemenliği de ulusa ait sayan bir temel kuraldır.
Ama bu temel kuralın dayandığı ve ulusun da uyması gereken ana ilke, "insan'ın yüceliği, onurudur; insanın özgür ve güvenlik içinde yaşamasını sağlamaktır." Böyle anayasalar istenen refah ve gelişmeyi sağlarlar. Bu tür anayasalara genel olrak "demokratik anayasalar" denir.
HÜKÜMET SİSTEMLERİ
ister diktatörlük ister monarşi, ister demokratik olsun, bütün devletlerin gücü üç ana bölümden oluşur. Yasama, yürütme ve yargı güçleri. Her üç güç de parlamento içinde birleşir.
Böylece "güçler birliği" sistemi doğar. Parlamento hem yasaları yapar, onları hem uygular; hem de anlaşmazlıkları çözer. Bu nedenle söz konusu sisteme meclis "Hükümet Sistemi" denilir. Birinci Dönem TBMM, bu sistemin en aşırı biçimde uygulandığı bir parlamento idi.
Bir kurulun her üç gücü birden kullanması sakıncalıdır. Bu nedenle sözünü ettiğimiz sistem, ancak büyük bunalım zamanlarında, ani ve çabuk karar alıp uygulamak zorunluluğundan doğmuştur.
Bu sistemin sakıncalarını göz önüne alan bazı hukukçular her üç gücün ayrı birer organa verilmesini ve seçimlerinin de gene halk tarafından yapılması önermişlerdir.
Bu düşünceyle "güçler ayrımı" denilen sistem ortaya çıkmıştır. Kuralın Anayasaya uygulanması "Başbakanlık Hükümet Sistemi'Yıi ortaya çıkarmıştır. Bu sistemde yasama, organı da parlamentoya ve hükümet denilen yürütme gücünün başı olan devlet başkanını halk ayrı ayrı seçer.
Böylece başkan, doğrudan doğruya halktan yetki olduğu için hükümetini kurar. Ona parlamento karışamaz. Buna karşılık parlamentoda yasaları dilediği gibi yapar. Yargı gücünde ise halk "jüri" yoluyla adaletin dağıtılmasına doğrudan doğruya katılır.
Yargıçların da bir bölümü halk tarafından seçilebilir. Bu sistemde hükümet başbakana bağlı olduğu için adına "başkanlık hükümet sistemi" denilir. Bunun en güzei örneği Amerika Birleşik Devietleri'ndedir,
Başkanlık hükümet sıstemininde sakıncaları vardır. Her ikisi de halk tarafından seçilen yasama ve yürütme organlarna eşit yetkiler verilirse işler kilitlenebilir.
Yasama ve yürütme organlarından biri diğerinden biraz daha fazla yetkili kılmırsa o zaman sistemin özüne uygun davranılmaz. Bu nedenle bu sistemde halk ve siyasetçiler çok büyük bir olgunluk göstermek zorundadırlar.
Her iki sistemin de aşırı yanları olduğunu düşünenler başka bir model ortaya çıkardılar. Bu modei "parlamenter sistem"dir. Bu yöntem yasama ve yürütme güçleri arasında bir denge kurulmasına dayanıyordu.
Yargı ise bağımsız kalıyordu. Bu sistemde esas parlamentodur. Yürütme gücü de parlamentonun içinde çıkar. Ancak parlamentonun içinden çıkıp onun görevini alan hükümet, artık çalışmalarında serbesttir.
Fakat bu serbestlik "denetimsizlik" anlamına gelmez.
Parlamento kendi içinden çıkan hükümeti dilediği zaman denetleyebilir. Eğer hükümet parlamentonun güvenini yitirmiş ise güvensizlik oyu ile düşürülebilir.
"Parlamentolu sistem" ile "Parlamenter sistemi" birbirine karıştırmamak gerekmektedir. "Parlamentolu sistem" bütün demokrasilerin ortak adıdır.
Bu bakımdan hem meclis hükümeti, hem de başbakanlık hükümeti sistemleri parlamentoludur, yani "parlamentolu sistem"lerdir. Buna karşılık "parlamenter sistem" parlamentolu sistem içinde bir hükümet rejiminin adıdır. Yasama ile yürütme arasındaki dengeyi belirtir.
TÜRKİYE'DE ANAYASAL GELİŞMENİN İLK AŞAMALARI
Osmanlı Devleti'nin de temelinde egemen olan ve anayasal nitelikte kurallar vardı. Tanzimat dönemi, 1876 yılında ilk yazılı anayasanın ilanı ile sonuçlandı.
Bu anayasa ile güç doğrudan doğruya padişah gösterilmişti. Bu anayasa, bazı değişiklikler geçirerek. 1 Kasım 1922 tarihine kadar yaşamıştır.
23 Nisan 1920 tarihinde ulus egemenliğine dayanan yeni Türk Devleti kuruldu. TBMM 20 Ocak 1921'de ilk anayasasını yaptı. Bu anayasa eksik bir anayasaydı.
Bu anayasa yurttaşların tem haklarını ve özgürlüklerini, yargı işlerini ve benzeri pek çok önemli konuyu düzenlememişti. Sadece egemenliğin ulusa ait olduğu, TBMM'nin yapısı ve etkisi ile yerel yönetimler hükme bağlanmıştı.
1921 Anayasası hem ulusu hem de saltanatı benimsemişti. Bu önemli bir çelişkiydi. Ama bir geçiş dönemi olduğundan bu çelişkiden bir süre kaçınılmamıştı.
1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılınca, artık "Padişah iradesinin bir eseri olan "Osmanlı Anayasası da varlığını yitirdi. Eksik bir anayasa olan 1921 Anayasası kalmıştı. Bu anayayasa da yetersizdi.
Bir anayasa, devletin temel organını, bunların meşruiyet dayanaklarını güçler arasındaki ilişkileri, yurttaşların temel haklarını ve özgürlüklerini genel olarak yönetim ilkelerini içermelidir.
Bu öğeler devletein kurucu öğeleridir. Bu öğelere dayanarak işleyen kurumlar bütünüyle "anayasal sistemi" oluşturur. 1921 Anayasası'nda bu öğeler yok denecek kadar azdı. Cumhuriyetin ilanıyla boşluklar doldurulamadı. Halifeliğin kaldırılmasıyla da sistem iyice altüst oldu. Artık yeni bir anayasa yapılması gerekliydi.
1924 ANAYASASI
1924 Anayasası 36 yıl yürürlükte kalmıştır. Bu bakımdan yüz yılı aşan anayasa tarhimizin en uzun ömürlü metnidir.
1924 Anayasası'nın bir başka önemi de 1920'de kurulan rejimi sağlamlaştırmış olmasıdır. Çok partli siyasal yaşama bu anayasa ile geçilmiştir.
1924 ANAYASASI'NIN HAZIRLANIŞI:
TBMM'nin Kurucu Meclis adıyla anılması, tartışmalara yol açmıştı. Osmanlı Devleti'ni sona erdireceği düşüncesinde bulunan çevrelerde rahatsızlık yaratmıştı.
Bu yüzden "Olağan Yetkilere Sahip Bir Meclis" sıfatı TBMM'de kabul edilmişti. Birinci TBMM 1923 yılı Nisan ayında dağılmış ve İkinci Dönem Meclis 11 Ağustos 1923'te çalışmalarına başlamıştı.
Meclis, yeni bir anayasa yapılmasına karar verilince çalışmalarına başladı. İkinci Dönem meclis kurucu güç olduğunu kabul ederken, yeni anayasanın kabulü için tam üye sayısının üçte iki oyuna ihtiyaç bulunduğunu belirtmiştir.
Bu kararı almakla Meclis, hazırlanan anayasa taslağının tam üye sayısının üçte ikiden azının oyunu alırsa, yasalaşamayacağını kabul ediyordu.
Bu karar Meclis'in kendi iradesini sınırlaması demektir. Anyasayı hazırlarken komisyon "güçler birliği" esasını benimsemiştir. Cumhuriyet döneminin ilk anayasası 20 Nisan 1924'te oybirliğiyle kabul edildi.
1924 ANAYASASI'NIN GENEL YAPISI
Anayasa'nın Dayandığı Temel İlkeler:
Bu Anayasada Cumhuriyet ve güçlerbirliği esasları baş ilkelerdir.
Devletin Kuruluş Esasları
Genel İlke: Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Ulusuna ait bulunduğunu ve onun bu hakkını kullanacak tek makamın TBMM olduğudur. Meclisin üstünlüğü ilkesi mutlaktır.
Yasama Gücü:
Güçler birliğinin doğal sonucu olarak yasaları yapmak ve onları yorumlama yetkisi Meclis'e aittir. TBMM Anayasaya aykırı yasa koyabilir.
Ama anayasaya aykırı yasaları inceleyip bu aykırılığı sağlayarak onları geçersiz kılacak bir mekanizma yoktur. Meclisin kendisi bir yasasını Anayasaya aykırı görür ve bir süre sonra onu kaldırabilir.
Cumhurbaşkanı ise bir yasayı ancak bir kez "yeniden görüşülmek üzere" Meclis'e geri gönderebilir. Meclis yasama gücünü aşan benzeri başka yetkilerle de donatılmıştı. Savaş ilanı, barış ve diğer uluslararası antlaşmaların yapılması gibi.
YÜRÜTME GÜCÜ
Yürütme gücü de sistem gereği TBMM'ye aittir. 1921 Anayasası'na göre Cumhuriyet rejimi gereği seçilen Cumhurbaşkanı, milletvekilleri arasında birini Başbakan atayacaktı.
O da gene milletvekilleri a
rasmdan bakanları seçip Cumhurbaşkanına sunacaktı. Cumhurbaşkanı bu listeyi TBMM'ye gönderecekti.
Böylece hükümet kurulmuş oluyordu. Bu sistem 1924 Anayasası'nda daha da geliştirilmiştir. Buna göre hükümetin meclis'in güvenini alması gerekiyordu. Meclis'in üstünlüğü kesin olduğundan, güçler birliği ilkesinin gereği, Meclis'e hükümeti her zaman denetleme ve düşürme hakkı verilmiştir.
Soru, gensoru ve Meclis soruşturmasının hiçbir sınırı yoktur. Meclis, her zaman hükümetin üstündedir. Meclis ile hükümet arasında denge kurulmamıştır. Meclisin hükümete her dilediğini yapma hakkı varır.
YARGI GÜCÜ
Kesin güçler birliği ilkesine göre, yargı gücü de Meclis'te toplanır. Anayasa'nm 8. maddesine göre ise "Yargı hakkı, millet adına usul ve kanuna göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır."
TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER
Her vatandaşın "özgür doğup yaşadığı" belirtilmiş sonra da belli başlı bütün siyasal özgürlükler yurttaşa tanınmıştır.
Bu özgürlüklerin sınırlandırılabileceği ama böyle bir kısıtlamanın ancak "kanunla" yapılabileceği belirtilmiştir. 1924 Anayasası, o dönemde pek bilinmeyen ekonomik ve sosyal haklara hemen hemen hiç yer vermemiştir. Bunu o dönem için doğal kabul etmek gerekir.
TBMM Kuruculuk Niteliğinin Sona Ermesi:
Anayasa'nm önemli yanlarından biri de TBMM'nin artık "Olağanüstü Yetkilere Sahip Bir meclis" olmaktan çıkmasıdır. Meclis 1924 Anayasası ile kendini bağlamıştır.
1924 Anayasası normal bir kanun gibi değiştirilemez. Bu bakımdan "sert" anayasalardan sayılır. Değişikliklerin kabulü için tam üye sayısının üçte ikisinin oyu gereklidir.
Böylece 1924 Anayasası, TBMM mevcut olduğu sürece kaldırılamazdı. Artık TBMM, kurucu güç olma niteliğini bitiriyor ve normal bir parlamento durumunu alıyordu.
1924 ANAYASASI'NIN DEVRİMCİLİĞE AÇIK YAPISAL ÖZELLİKLERİ
Anayasa'da devrimci düşünceye aykırı hükümler bulunmadığı için devleti kuran temel hukuk kuralının niteliğine, devrimin bütün özelikleri yansıdı. Bu yansımalar, Anayasa'da yapılan değişikliklerle kendini gösterdi.
Anayasa'nm Türk devrimine yön verici en önemli ve ilk değişikliği 10 Nisan 1928 tarihinde yapılmıştır. Bu değişiklikle laiklik ilkesi Anayasa'ya yerleşmiştir.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmemişti. Bu Türk Devriminin bir çelişkisi sayılmalıydı. 5 Aralık 1934 tarihli değişiklik ile kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakları tam olarak tanınarak bu eksiklik giderilmiştir.
Bu değişiklik Anayasa'ya gerçek anlamıyla devrimci yapısını verdi. 5 Şubat 1937 tarihinde 2. maddeye Türk Devriminin niteliklerinin konulması, Anayasa'ya 1937 yılına kadar getirilen yeniliklerin tam bir özeti sayılmalıdır.
1961 ANAYASASI
Çok Partili Siyasal Yaşam ve 1924 Anayasası:
1924 Anayasası, çok partili, çoğulcu bir demokratik yapının kurulmasına engel değildi. Düşünce, söz, basın özgürlükleri tanınmıştı. Siyasal katılma sağlanmıştı.
Siyasal parti kurma hakkı vardı. 1924 Anayasası'nda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. 1930 yılında ise Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. 14 Mayıs 1950'de de Demokrat Parti iktidara gelmiştir.
Fakat 1924 Anayasası çok partili demokratik, yaşam için elverişli olmayan koşullan da vardı. Birleşmiş Milletler İnsan Haklan Evrensel Bildirisi, diğer yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi her iki bildiriyi kabul eden Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası'nda bu hakların güvence altına alınması için gerekli önlemleri içeren değişiklikleri yapmamıştı.
Siyasal iktidar seçim yitirmemek için özgürlükleri kısıtlamaya ve en vahimi yargı güvencesini ortadan kaldırmaya çalıştı. Bütün bu olanlar sonunda bir askeri darbeye yolaçtı.
Kurulan "Milli Birlik Komitesi" 1924 Anayasası'nın TBMM'ye ilişkin hükümlerini kaldırdı ve ulus adına egemenliği geçici olarak kullanıldığını ilan etti.
1961 ANAYASASI'NIN HAZIRLANMASI
Sivil iktidarın yetersiz olmasından dolayı Silahlı Kuvvetler olayı müdahale etmek durumunda kalmışlardır. "Ulus adına" hareket ettiğini söyleyen Milli Birlik Komitesi "kurucu güç" durumunda dır.
Bu yeni kurucu güç, aslında bir an önce ulus egemenliğini tekrar kurmak istiyordu. Bu amaçla, yeni anayasayı hazırlamak üzere Türk tarihinde ilk kez bir "Kurucu Meclis" oluşturuldu.
Anayasa tarihimizde ilk kez bir kurucu meclis yoluyla anayasa hazırlanmış ve daha da önemlisi bu taslak halkoyuna sunularak meşrulaştırılmıştır. Böylece bir askeri darbe sonucu kabul edilen anayasa olma ithamı artık söz konusu değildi.
1961 ANAYASASI'NIN YAPISI
1961 Anayasası'nda ulus egemenliğini artık sadece TBMM kullanmamaktadır. Parlamentonun kesin üstünlüğü sona ermiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin "İnsan haklarına dayalı" demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu da özellikle vurgulanmıştır.
Yasama Gücü TBMM'ye aittir. Yeni TBMM iki kanattan oluşmaktadır. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu
Yürütme Gücü TBMM'nin içinden çıkar. Başbakan dışında, bakanlıklara TBMM üyesi olmayan kişilerin getirilesi de mümkündür.
Anayasa tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanına Millet Meclisi'ni dağıtma yetkisi verilmişti. Ancak Cumhurbaşkanı bu yetkisini
kullanabilmesi için hükümetin çok olağanüstü durumlarda kurulmaması gibi durumlarda kullanabilirdi.
Böyle bir durum oluşmadığı için Cumhurbaşkanı Millet Meclisi'ni hiç dağıtmamıştır. Böylece 1961 Anayasası ile Parlamenter sistemi doğru bir gidiş vardır.
Yargı gücü her bakımdan bağımsız bir duruma getirilmiştir. Yargıçların atamaları, denetimleri, gene yargıçlardan oluşan bir kurula bırakılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Böylece TBMM'nin A-nayasaya aykırı yasalar yapmasını engellemiştir.
İlk kez tam anlamıyla sendikalaşma olanağı verilmiş, işçiye grev ve toplu sözleşme hakları tanınmıştır. Üniversiteler başta olmak üzere bazı kuruluşlar özerkleştirilmiştir. En önemlisi, Türkiye Cum-huriyeti'nin temeli Atatürk Devrimi'nin oluşturduğu vurgulanmıştır.
12 Mart 1971'de üstü örtülü bir askeri müdahale sonucu bazı maddeler değiştirildi. 12 Eylül 1980 müdahalesi ile 1961 Anayasası'nın uygulanması büyük ölçüde donduruldu. Yeni bir anayasa yapıldı. Böylece 1982 Anayasası'na gelindi.
1982 ANAYASASI
Anayasa'nın Hazırlanışı:
12 Eylül 1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri devletin yönetimine 27 Mayıs 1960'ta olduğu gibi el koyup, siyasal etkinliği durdurmuştu. "Milli Güvenlik Konseyi" ulus adanı yönetim hakkını kullanıyordu.
Bir anayasa hazırlanmasına karar verildi ve kurucu meclis oluşturuldu. Bu meclis iki kanatlıydı. Danışma Meclisi ve Milli Güvenlik Konseyi Temsilciler Meclisi; Türkiye'deki bütün siyasal ve toplumsal kuruluşların kendi seçtikleri üyelerden oluşan demokratik sayılabilecek bir yapısı vardı.
Danışma Meclisi ise Milli Güvenlik Kurulu'nu atadığı kişilerden oluşuyordu. Danışma Meclisi'nce hazırlanan Anayasa taslağı Milli Güvenlik Konseyi'nden de geçti.
Tıpkı 1961 Anayasası'nda olduğu gibi halk oylamasına gidildi. 7 Kasım 1982 tarihli halk oylamasına %90'ın üzerinde bir katılım oldu ve katılanların çoğunun kabul oyu vermesiyle Anayasa kesinleşti ve yürürlüğe girdi. Bugünkü anayasamız, 1876'dan beri kabul edilen beşinci anayasamız olmaktadır.
1982 ANAYASASI'NIN TEMEL YAPISI
Esas olarak 1961 metni alınmıştır. 1982 Anayasası. Cumhuriyet anayasalarının hepsindeki temel ilkeyi benimsemiştir.
Ulusun kayıtsız şartsız egemenliğine dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin kurulması ana amaçtır. Bu devletin temellerinde Atatürk ilkeleri yatmaktadır.
Yasama Gücü TBMM'nce kullanılır. Tek meclis geleneğine dönülmüş, Cumhuriyet Senatosu kaldırılmıştır. TBMM yasama yetkisini kullanırken Anayasa'ya aykırı davranışlar içine giremez.
Yürütme Gücü Meclis'in içinden çıkar. Bu bakımdan 1961 Anayasası'nın kurduğu sistem korunmuştur. Tam bir parlamenter sistem içerir 1982 Anayasası.
Yargı Gücü'nde yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi sağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi varlığını sürdümektedir.
Temel Haklar ve Özgürlükler konusunda oldukça kısıtlayıcı bir anlayış egemendir. Özgürlüklerin sınırlandırılmasının mümkün olduğu ve bunun ancak "yasa" ile yapılabileceği yasanın "demokratik yaşamın gerçeklerine aykırı olamayacağını" belirtiyor.
Fakat yasanın getireceği güvence son derece yetersiz kalmaktadır. Devletin temeli laikliğe dayanmaktadır. Ama din özgürlüğünü düzenleyen 24. maddede yer alan din derslerinin ilk ve ortaokullarda zorunlu tutulması hükmünü bugüne kadar laiklik ilkesi ile bağdaştırabilecek bir hukuksal gerekçe bulunabilmiş değildir
Ünite 13 Degerlendirme Sorulari
1- 1980 yılında silahlı kuvvetlerin yönetime el koymasından sonra oluşturulan kurucu meclis aşağıdakilerden hangisidir?
Kurucu Meclis
Danışma Meclisi
Milli Birlik Komitesi
Mebusan Meclisi
Temsilciler Meclisi
2- Osmanlı Devleti'nde ilk yazılı anayasa hangi yıl yürürlüğe girmiştir?
1908
1876
1920
1839
1913
3- Aşağıdaki anayasalardan hangisi en liberal ve özgürlükçü olanıdır?
1961
1924
1876
1982
1921
4- Aşağıdakilerden hangisi ilk kez 1961 Anayasasında yer almıştır?
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması
İşçiye grev ve toplu sözleşme hakkının tanınması
Birden fazla siyasal partinin kurulmasına olanak tanınması
Halk ve özgürlüklerin sınırlandırılması
Çok partili hayatı geçilmesi
5- "Ulusal egemenlik, demokrasinin vazgeçilmez temel öğelerinden biridir." Aşağıdakilerden hangisi, bu ilkeye uygun bir uygulama olabilir?
Milletvekili sayısının 450'den 150'ye indirilmesi
Reşit olan her vatandaşın oyunu serbestçe kullanması
Yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek kişide toplanması
Milletvekilliği süresinin sınırsız olması
Hükümet yetkilerinin, meclisin yetkilerinden üstün olması
6- Aşağıdaki tarihlerde hangisinde bir Türk Anayasası yürürlüğe girmemiştir?
1909
1982
1924
1961
1921
7- Yasaları aşağıdakilerden hangisi uygular?
Hükümet
Meclis
Anayasa Mahkemesi
Bağımsız mahkemeler
Yargıtay
8- 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesiyle 1924 Ana yasasının kaldırılmasından sonra aşağıdakilerden hangisi "kurucu güç" durumuna gelmiştir?
Cumhuriyet senatosu
Milli Birlik Komitesi
Cumhurbaşkanlığı makamı
Genelkurmay başkanlığı
TBMM