BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,605
-
- Tepkime puanı
- 3,185
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
ÜNİTE - 2 TÜRK İNKILABINA YOL AÇAN NEDENLERİ
Dünyanın en eski uluslarından biri olan Türkler de pek çok ülkede kurdukları devletleri, inandıkları dinlerin esaslarına dayandırmışlardır.
Gizli içeriği görüntülüyorsunuzBuyruklarındaki çeşitli ve çoğu akraba kavimlerden oluşan kabileleri birleştiren Türkler, oluşturdukları devletlerin başına "hakan" veya "kağan" adını verdikleri birini geçiriyorlardı.
Eski Türk dinsel inanışına göre kağan ailesine "Gök Tanrı" egemenlik, yani devleti yönetme, buyurma yetkisini vermişti. Gök Tanrı egemenlik gücünü Kağan ailesine verdiği için o aile içindeki bütün erkeklerin devleti yönetme hakkı vardı.
Aile içinden kimin Kağan seçileceğini boyların şefleri saptarlardı. Kağan seçilen prens, ülkenin yönetimini kendisi gibi egemenlik hakkına sahip diğer kardeşleri ve yeğenleri ile birlikte yürütürdü.
Bundan dolayı Türklerin kurdukları devletler kısa sürede parçalanabilirdi.Göçebe kabileler birliği biçiminde gelişen Türk devletlerinde kadınlar da pek çok işi erkeklerle birlikte görüyorlardı.
Kadınlar kabile şeflerini temsil ederek, Kağan seçimine katılabilirlerdi. Osmanlı Devle-ti'nde ise haremdeki cariyeler (kadmköleler) içinde padişaha erkek çocuk doğuranlar eş kabul edilirlerdi, fakat hiçbir siyasal yetkileri bulunmazdı.
Türkler İslâmiyetten önce böyle bir toplumsal-si-yasal yapı içindeydiler, islâmiyet 7. yüzyılda Arap ya-nmadasfnda belirip, ilk dört halife döneminde (652-658) ise hızla yayılırken, Emeviler dönemi (661-750) başladığı zaman Arap orduları İran üzerinden Türk illerine ilerlemeye ve İslâmiyet! zorla yaymaya çalışıyorlardı.
Türkler Emevilere karşı koydular. Abbasi Devletiyle birlikte durum değişti.
Türkler üzerindeki zorlama siyaseti bırakıldı. Türk illeri ile Abbasiler arasında canlı bir ticaret yaşamı başladı. 10. yüzyılda ise Türklerin büyük kısmı İslamı benimsediler ve bu dinin koruyucusu, yayıcısı durumuna geldiler.
Bunların içinde en önemlilerinden biri, XI. yüzyılda kurulan Selçuklu Devleti'dir. Selçuklular, 1057 yılında Abbasi halifesini Şiilerin elinden kurtardılar.
Böylece İslam dünyasının siyasal egemeni oldular. Anadolu'yu da Türk yurdu yapan Selçuklular Türk ve islam kültürü üzerinde yükselen yepyeni bir uygurlık kurdular.
Ancak 13. yüzyılda Moğol istilasından sonra yıkılan Anadolu uzun bir süre belini doğrultamadı. Devlet ufak Türk beyliklerine bölündü.
Bunların en küçüğe ve en batıda olanı, komşusu Bizans'ın giderek güçsüzleşmesinden yararlanarak sınırlarını Batıya doğru genişletti. 15. yüzyıl ortasında istanbul fethedildi. Osmanlı Devleti tam bir imparatorluk haline geldi.
OSMANLI TOPLUM VE DEVLET DÜZENİ
Osmanlıların toplumsal düzeni ve devlet yapısı Anadolu Selçukluları modeHne göre işliyordu, devlet güçlenip ilk önce Rumeli'de sonra da Anadolu'da tam bir egemenlik kurunca, toplum yapısında bazı değişiklikler başladı.
Doğrudan doğruya dinsel kural-lara:dayanan güçlü bir imparatorluk oluştu.Ayrıca Türkler Orta Asya'dan beri edindikleri egemenlik anlayışı ile islamiyetle gelen esasları birleştirmişlerdi.
Osmanlı devletinde de durum böyleydi. Aile içinde, gene eski Türk geleneklerine uygun o-larak bütün erkekler egemenlik hakkıyla donatılmışlardı.
Bu durumda en güçlü olan ve devlet büyüklerinin desteğini alan şehzade padişah oluyordu. Egemenlik aile üyeleri arasında paylaştırılınca devlet çökme tehlikesiyle karşılaşıyordu.
Böylece Yıldırım Bayezıt (1359-1402) döneminden itibaren tahta geçen şehzade kendisine rakip olarak gördüğü erkek kardeşlerini öldürmeye başladı.
Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) bu yöntemi bir saltanat yasası durumuna getirdi. 17. yüzyılda bu saltanat yasası da yavaş yavaş değişti. Osmanlı ailesinden en yaşlı erkek üye padişah oldu. Bu yöntem Osmanlı devleti sona erinceye kadar sürdü.
Osmanlı Devleti'nde padişahın yetkileri mutlak olduğu için her iş onun kişiliğine bağlıydı.
Padişah bütün devlet işlerini tek başına göremeyeceği için kendisine bir vekil atardı. Bu vekile "Ve-zir-i âzam" veya "Sadrazam" denilirdi.
Ülkeyi padişah adına yönettiği halde bu en yetkili görevlinin bile can ve mal güvencesi yoktu. Başta vekili olmak üzere devlet görevlilerinin hepsi padişahın kulu sayılırdı.
Sadece din bilginleri bu katı kuralın dışında idiler. "Ulema" denilen bu din bilginleri devlet içinde gittikçe ayrıcalıklı bir konuma erişti.
ORTAÇAĞ VE YAKINÇAĞ'DA OSMANLI DEVLETİ'NİN EKONOMİK DÜZENİ
Osmanlı Devleti büyük bir tarım ülkesiydi. Osmanlı Devleti'nde toprak padişahın yanı devletin malı sayılırdı. Ancak devlet toprağı doğrudan doğruya işleyemezd1. Bir memurunu (sipahi) toprağı yönetmekle görevlendirirdi.
Sipahi toprak üzerindeki köylülere iyi davranmak zorundaydı Köylünün yapacağı iş, ürünü aldıktan sonra bunun belli bir bölümünü veri olarak sipahiye vermekti.
Ürünün geriye kalanı onun olurdu. Bu yolla devlet devlet memuru olan sipahisine bir para ödemekten de kurtulurdu. Sipahi de vergilerin bir bölümüyle geçinirken, artanı ile de asker yetiştirirdi.
OSMANLI TOPLUM DÜZENİ
Osmanlı Devleti'nde yaşayan yurttaşlar "Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar (gayrimüslimler)" biçiminde iki ana gruba ayrılırdı.
Devlet "Ehl-i Kitap" olan yani tek tanrıya inanan dinlere mensup olanlara, devlete itaat etmeleri durumunda büyük özgürlükler ve güvenceler sağlamıştı. Bu yurttaşlar inançlarının bütün gereklerini rahatça ve devlet güvencesi altında yerine getirirlerdi.
Ne özel ne de ekonomik yaşamlarına karışılırdı. Yalnız erkek gayrimüslimler "cizye" adında bir vergi öder, bundan başka devlet yönetiminde görev alamazlardı.
OSMANLI DEVLETİ'NİN GERİLEME NEDENLERİ
Osmanlı devleti 17. yüzyıl ortalarında bir durgunluk içine girdi, ilk önce yavaş yavaş sonra da hızla gerilemeye ve bir çökme süreci içine girmeye başladı.
Osmanlı Devleti konumu bakımından açık denizlere çıkacak durumda değildi. Bu nedenle büyük coğrafya keşiflerine katılıp denizaşırı ülkelere yerleşememişti.
Oysa bu keşifler Avrupa'nın durgun ekonomik ve siyasal yapısını değiştirmişti. Özellikle Batı Avrupa yüzünü tamamen açık denizlere çevirdi. Böylece Uzakdoğu ülkeleriyle, Anadolu ve Rusya üzerinden yapılan ticaret çöktü.
Diğer yandan Osmanlı tarım ürünleri de Batıdaki pazarlarını yitirdi. Çünkü denizaşırı ülkelerden daha bol ve ucuz mal sağlanıyordu.
Avrupa'daki bu uyanış düşünce, bilim ve dinde reform konularında da büyük patlamalar getirdi. Eğitim işini tamamen ihmal etmiş Osmanlılar için bu gelişmelerin içine girmek mümkün değildi.
Böylece ekonomik gerilemenin yanına eğitim ve bilim alanındaki yetersizlikler eklendi. Ayrıca 17. yüzyılda Rusya'nın Osmanlı Devleti üzerinden sıcak denizlere açılmak istemesi, diğer taraftan iran ile mezhep çekişmelerinin sürmesi Osmanlı devletini durmadan savaşan bir makine haline getirmişti.
Köylünün durumu dikkate alınmadan gelirleri artırmak yoluna gidilmesi toprak düzenini bozdu. Eskiden kalan sağlam bazı kurumlarıyla ve batıda uyandırdığı korku dolayısı ile Osmanlılar 18. yüzyılın sonuna kadar dayandılar.
Fransız ihtilalinin patlak vermesi gerilemeyi bir çöküş durumuna getirdi.Fransız ihtilalinin getirdiği ulusçuluk akımı tam bir felaket idi. ilk önce Sırplar 1812'de özerk oldular.
Ardından 1829'da Yunanistan'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalındı. Osmanlı devlet adamları bu kötü gidişi durdurmak için birtakım reform hareketine girdiler.
OSMANLI DEVLETİ'NDE ISLAHAT HAREKETLERİ
Osmanlı Devleti'nde geleneksel bazı alışkanlıkları kırarak yeniliklere yönelme düşüncesinin ilk denemesi 1727 yılında kitap basım tekniğinin Türklerce de uygulanmasıdır.
Ama asıl reform çağı, Osmanlı Devleti'nde büyük hükümdar III. Selim ile başladı (1789-1807). Arada bir bazı ufak kesintilere rağmen ıslahat çabaları çeşitli alanlarda, devlet sona erinceye kadar sürmüştür.
Osmanlı dönemindeki reformların temel amacı "devlet"! kurtarmaktı. Birey, yani insan, ikinci, hatta üçüncü plana itilmişti.
Hedef o "devlet"in parçalanmaktan kurtulması, tekrar eski gücüne hiç olmazsa yaklaşmasını sağlamaktı. Bütün çabalar bu yöne doğru yönelmiştir.
Bu çabalar:
• Osmanlı ordularının Batı karşısında sürekli yenilmesinden dolayı ilk büyük reformlar "orduyu" düzeltmek isteğini gerçekleştirme yolunda başladı.
• Ülkenin en verimli ve zengin yerlerinde yaşayan gayrimüslim yurttaşlar ulusçuluk akımının da etkisiyle bağımsızlık için ayaklanmışlardı. 19. yüzyıl boyunca gerçekleştirilen hukuk reformlarının ilk a-macı bu yurttaşları tekrar "devlete" kazandırmayı amaçlıyordu.
• Yapılan reformların "İslâmiyetle bağdaşıp bağdaşmadığı" en önemli çekişme noktasıydı. Hem din esasları içinde kalınacak, hem de çağdaşlaşılacaktı. Bu nedenle bazı aydınlar körü körüne bir Batı taklitçiliği içine girerken bazı aydınlar da buna tepki olarak geleneksel islam içinde kalmanın tek çıkar yol olduğuna inanmıştı.
III. SELİM VE II. MAHMUT DÖNEMİ
III. Selim, devletteki bozuklukları iyi teşhis etmişti. Ulaşmak istediği düzene "Nizam-ı Cedit: Yeni Düzen" adını vermişti.
Ama onun bu düşüncelerini gerekleştirebilecek bir kadro yoktu çevresinde. Birkaç iyi niyetli aydınla bazı yeniliklere girişti. Oldukça modern ve girdiği savaşlarda başarı gösteren bir ordu kurdu; diplomatik temsilciliklerimizi ilk kez o açtı.
Ancak III. Selim eski düzen yandaşlarınca bir ayaklanma sonucu devrildi. Yerine getirilen kardeşi IV. Mustafa tarafından öldürüldü (1808).
Bazı ileri görüşlü kişilerin yardımıyla bu padişah da devrildi. Tahta II. Mahmut çıkarıldı. Bu işi yapan bir Ayandı (Alemdar Mustafa Paşa).
II. Mahmut, amcası III. Selim'in hedeflerini kavramış ve onların gerçekleştirilmesi için neler yapılması üzerinde sağlam düşünceler üretmişti.
İlk önce ona engel olmak isteyenleri ortadan kaldırmak gerekliydi. Önce Ayanların siyasal güçlerini yok etti. 1826 tarihinde ( vaka-i hayyriye ) yeniçeri ocağını kaldırdı.
Ardından 16. yüzyıldan beri değişmeyen, merkez örgütüne yeni bir biçim verdi. II. Mahmut memurları bugünküne benzer statüye kavuşturdu.
Onların "Kul" olarak görülmelerini ortadan kaldırdı. Canlarını ve mallarını, hazırladığı bir yasa ile güvence altına aldı. Onlara düzenli aylıklar bağladı:
TANZİMAT DÖNEMİNİN AÇILMASI
II. Mahmut'un ölümünden sonra başa geçen oğlu Abdülmecid'in (1839-1861) çıkardığı iki büyük ferman İslam tarihinde çok önemli yenilikler içerir.
3 Kasım 1839 günü ilan edilen "Tanzimat Fermanı" ile devletin içine düştüğü durumdan kurtulmanın ilk çaresi olarak yurttaş ile devlet arasındaki ilişkiyi tekrar sağlamlaştırmak olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle iyice yozlaşmış adalet işleri bir düzene kavuşturulacaktır. İlk kez bütün yurttaşlara yaygın bir ceza yasası yapılacaktır.
En önemlisi, yüzlerce yıl ölüm cezası verme hakkını bile elinde tutan padişah, hiçbir halk hareketi, ihtilal vb. olmadan kendi isteği ile bu yetkisinden vazgeçmektedir.
Hukuk devletinin bütün insanlara can güvencesi vermesidir. Bu da ancak yasaya uygun davranmak, adil bir biçimde yargılanmak ile sağlanır. İşte Tanzimat Fermanı ile bütün Osmanlı yurttaşlarına hukuk devletinin bu ilk ve belki en önemli ilkesi tanınmış oluyordu.
Abdülmecid 28 Şubat 1856 tarihinde, Kırım Savaşında ingiliz ve Fransız devletlerini yanına çekebilmek için ikinci reformu "Islahat Fermanı" adıyla i-lan etti. Müslüman olan ve olmayan yurttaşlar a-rasında yasalar karşısında tam eşitlik sağlandı.
Tanzimat döneminde devlet adamları şeriatın düzenlemediği konularda Batıdan yasalar aldılar. Böylece hukuk iki başlı duruma geldi.
Yeni orta öğretim kurumları ile yüksek okullar açıldı. Ama doğrudan doğruya din eğitimi veren medreselere dokunulmadı. Böylece eğitim alanında çift başlı bir alan oluştu.
MEŞRUTİYET DÖNEMİNİN AÇILMASI
Bazı hukuk reformları ile ulusçuluk duygularını bastırmak mümkün olmuyordu, bu nedenle dış felaketler birbirini izliyor, yapılan düzeltimler bir türlü istenilen sonuçları veremiyordu.
Bu durum karşısında Tanzimat döneminde yetişen ve Batı siyasal sistemini bir ölçüde kavramış sayıca az bir aydın grubu yeni bir kurtuluş çaresi önerdi.
Bu da halkın egemenliğe ortak edilmesi, siyasal özgürlüklerle donatılması idi. Böylece "Osmanlılık" ruhu doğacak her türlü özgürlüğe sahip olan insanlar devletin birliğini bozma düşüncesinden uzaklaşacaklardı.
1870 yılına doğru Türk tarihinde ilk kez siyasal özgürlükler uğrunda mücadele başladı. Sivil aydınların 1876'da silahlı kuvvetlerle işbirliği sonucunda Abdülaziz tahttan indirildi.
Yerine geçirilen V. Murat'ın akıl hastalığına tutulduğu için o da tahttan indirilip yerine Abdülhamit getirildi.
BİRİNCİ MEŞRUTİYET
II. Abdülhamit tahta çıktıktan sonra ilan edeceğine söz verdiği anayasayı hazırlattı, bu anayasa Avrupa toplumlarında olduğu gibi halkın bir baskısı sonunda ilan edilmemişti. Bir grup aydın ve asker isteği üzerine hazırlanmıştı.
Anayasayı yapan güç, egemenliği kesinlikle elinde tutan padişah olduğu için onu değiştirmek ve kaldırmak hakkı da hükümdara aitti.
23 Aralık 1876'da ilan edilen Anayasa (Kanun-i Esasi) aslında özgürlükçü bir rejim getirmiyordu. Egemenlik Osmanlı ailesine aitti. Osmanlı yurttaşlarının siyasal parti kurma ve toplantı özgürlükleri yoktu.
Tek yenilik bir kanadı halkın (Heyet-i Mebusan), diğer kanadı padişahın (Heyet-i Ayan) seçtiği bir parlamento kurulmasıydı. Bu meclisler birer danışma kurulu gibi idiler. Yasama yetkisi padişaha aitti.
Gene hükümeti kuran görevden alan padişahtı. Yargı güvenfiği kesin değildi. 1877-78 Türk-Rus savaşındaki yenilgiler üzerine Mebuslar Meclisi'nde hükümet ağır eleştirilmişti.
Bu tartışmaya kızan II. Abdülhamit her iki meclisi de tatil etti (1878). Doğrudan doğruya kişisel yönetim kurdu. Bu gidişten hoşnut olmayan genç subayların hemen hepsi II. Abdülhamit'in istibdat rejimine karşı cephe alıp aynı düşünceleri paylaşan diğer aydınlarla buluşup gizli dernekler kuruyor, özgürlük mücadelesini yeraltında yürütmeye çalışıyorlardı. Bütün gizli dernekleri çatısı altında toplayan "İttihat ve Terakki Cemiyeti" kuruldu.
İKİNCİ MEŞRUTİYET
20. yüzyılın başında Almanya'nın İngiliz çıkarlarını büyük ölçüde tehdit etmesi ve Osmanlı Devle-ti'ne yanaşması, ingiltere'nin birtakım gizli antlaşmalarla başta istanbul olmak üzere Ruslar'ın göz diktiği her yerin onlara verilmesine razı gelmesine neden oldu.
Bu durum karşısında II. Abdülhamit'in siyasetini yetersiz bulan ve ancakyeniden anayasalı bir monarşiye dönülmekle yurdun kurtarılacağına inanan İttihat ve Terakki Derneği'nin askeri üyeleri 1908'de saraya başkaldırarak II. Abdülhamit'in tekrar parlamentoyu toplamasını sağladılar. Böylece tarihimizde "İkinci Meşrutiyet" adı verilen dönem açılmış oldu (1908).
Meşrutiyetin siyasal ve hukuksal karşılığı bir hükümdarın yetkilerini demokratik bir anayasa ile "şarta bağlamak" yani halkla hükümdar arasında bir yetki paylaşmasına gidilmesidir.
Genç subayların enellikle Alman yandaşı olduğu için Osmanlı'nın güçleneceğini düşünen İngilizler, ordudaki alaylı okullu subay ayrımını kışkırttılar.
Bunun sonucunda 31 Mar
t 1909'da istanbul'da büyük bir gerici ayaklanma çıktı. Hareket ordusu ayaklanmayı bastırdı. II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmet Reşat geçirildi. Anayasa'da olumlu değişiklikler yapıldı. Siyasal örgütleme ve toplantı hakları yurttaşlara tanındı.
Siyasal partilerin kurulması dönemi açıldı. Meclis-i Mebusan'ın yetkileri daraltıldı. Hükümetin meclise karşı sorumluluğu kabul edildi. Yargı güvensizliği yaratan hüküm kaldırıldı.
TRABLUSGARB VE BALKAN SAVAŞLARI
II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra Bulgaristan-bağımsızlığını ilan etti. Avusturya-Macaristan Bos-na-Hersek'i topraklarına kattı, Girit tamamen Yunanistan'a bağlandı.
Avrupa'da birliğini geç tamamlayan italya sömürge arayışına girişmişti. İngiltere ve Fransa'nın desteğini alan İtalyanlar Kuzey Afrika'daki son Osmanlı toprağı olan Trablusgarb'a asker çıkardılar.
Rodos ve Oniki adayı işgal ettiler. Sonunda Ekim 1912'de yapılan Uşi anlaşmasıyla Trablusgarb İtalyanlar'a bırakıldı. Rodos ve Oniki ada geçici olarak İtalya'ya bırakıldı.
Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki egemenliğine son vermek isteyen Rusya Balkan devletlerini kışkırttı.
Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ Osmanlı'ya karşı ittifak yaptılar.
Bu devletler Ekim 1912'de Osmanlı Devleti'ne savaş açtılar. Savaş sonunda Osmanlılar ağır bir yenilgi aldılar. 1913 yılında yapılan Londra Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti'nin batı sınırı Midye-Enez çizgisine kadar geri çekildi, imroz ye Bozcaada dışındaki Ege adaları Yunanistan'a verildi.
Edirne ve Kırklareli Bulgaristan'a verildi. Arnavutluk bağımsızlığını ilan ett. Ayrıca 23 Ocak 1913 tarihinde İttihat Terakki Babıâli Baskını ile yönetimi tam anlamıyla ele geçirdi.
Osmanlı'dan aldıkları toprakları Balkan devletlerinin paylaşamaması II. Balkan Savaşının çıkmasına neden oldu. II. Balkan savaşına ilk savaşa katılmayan Romanya'da katılmıştır.
Savaş sonunda Osmanlı Devleti Edirne ve Kırklareli'yi Bulgarlar'ın elinden kurtarmıştır. Bulgarlar ile İstanbul, Yunanlılar ile Atina, Sırplar ile yine İstanbul antlaşmaları yapıldı.
Ünite 2 Degerlendirme Sorulari
1- Osmanlı Devleti'nde erkek gayri müslimlerden alınan vergi aşağıdakilerden hangisidir?
İltizam
Öşür
Ağnam
Bennak
Cizye
2- Osmanlı Devleti 1912 yılında imzaladığı Uşi Antlaşmasıyla aşağıdakilerden hangisi kaybetmiştir?
Trablusgarb
Arap Yarımadası
Bulgaristan
Tunus
Mısır
3- Aşağıdakilerden hangisi II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Osmanlı Devleti'nin kaybettiği topraklardan biri değildir?
Yunanistan
Ege Adaları
Arnavutluk
Bulgaristan
Trablusgarb
4- Aşağıdakilerden hangisi II. Meşrutiyete karşı çıkan ayaklanmadır?
Parona Halil Ayaklanması
Şeyh Sait Ayaklanması
31 Mart Olayı
Kabakçı Mustafa Ayaklanması
Menemen Olayı
5- Aşağıdaki devletlerden hangisi diğerlerine göre daha önce bağımsızlığını ilan etmiştir?
Yunanistan
Arnavutluk
Sırbistan
Bulgaristan
Romanya
6- Trablusgarb Savaşı hangi devletle hangi tarihte yapıldı?
Fransızlarla 1910
İtalyanlarla 1911
İngilizlerle 1908
Yunanlılarla 1913
Ruslarla 1911
7- Osmanlı'da Gerileme Döneminde ilk siyasal özgürlük mücadelesi kim ya da kimler tarafından yapıldı?
Genç Osmanlılar
İttihatçılar
Azınlıklar
Padişah
Ordu
8- Aşağıdakilerden hangisi 23 Aralık 1876'da ilan edilen Anayasanın (Kanun-i Esasi) özelliklerinden biri değildir?
Yurttaşların siyasal parti kurma özgürlüğü yoktu.
Yürütmeyi denetleme yetkisi meclise aitti.
Yargı güvenliği kesin değildi.
Egemenlik Osmanlı Ailesini aitti.
Yasama yetkisi parlamentoya ait değildi.
Dünyanın en eski uluslarından biri olan Türkler de pek çok ülkede kurdukları devletleri, inandıkları dinlerin esaslarına dayandırmışlardır.
Gizli içeriği görüntülüyorsunuzBuyruklarındaki çeşitli ve çoğu akraba kavimlerden oluşan kabileleri birleştiren Türkler, oluşturdukları devletlerin başına "hakan" veya "kağan" adını verdikleri birini geçiriyorlardı.
Eski Türk dinsel inanışına göre kağan ailesine "Gök Tanrı" egemenlik, yani devleti yönetme, buyurma yetkisini vermişti. Gök Tanrı egemenlik gücünü Kağan ailesine verdiği için o aile içindeki bütün erkeklerin devleti yönetme hakkı vardı.
Aile içinden kimin Kağan seçileceğini boyların şefleri saptarlardı. Kağan seçilen prens, ülkenin yönetimini kendisi gibi egemenlik hakkına sahip diğer kardeşleri ve yeğenleri ile birlikte yürütürdü.
Bundan dolayı Türklerin kurdukları devletler kısa sürede parçalanabilirdi.Göçebe kabileler birliği biçiminde gelişen Türk devletlerinde kadınlar da pek çok işi erkeklerle birlikte görüyorlardı.
Kadınlar kabile şeflerini temsil ederek, Kağan seçimine katılabilirlerdi. Osmanlı Devle-ti'nde ise haremdeki cariyeler (kadmköleler) içinde padişaha erkek çocuk doğuranlar eş kabul edilirlerdi, fakat hiçbir siyasal yetkileri bulunmazdı.
Türkler İslâmiyetten önce böyle bir toplumsal-si-yasal yapı içindeydiler, islâmiyet 7. yüzyılda Arap ya-nmadasfnda belirip, ilk dört halife döneminde (652-658) ise hızla yayılırken, Emeviler dönemi (661-750) başladığı zaman Arap orduları İran üzerinden Türk illerine ilerlemeye ve İslâmiyet! zorla yaymaya çalışıyorlardı.
Türkler Emevilere karşı koydular. Abbasi Devletiyle birlikte durum değişti.
Türkler üzerindeki zorlama siyaseti bırakıldı. Türk illeri ile Abbasiler arasında canlı bir ticaret yaşamı başladı. 10. yüzyılda ise Türklerin büyük kısmı İslamı benimsediler ve bu dinin koruyucusu, yayıcısı durumuna geldiler.
Bunların içinde en önemlilerinden biri, XI. yüzyılda kurulan Selçuklu Devleti'dir. Selçuklular, 1057 yılında Abbasi halifesini Şiilerin elinden kurtardılar.
Böylece İslam dünyasının siyasal egemeni oldular. Anadolu'yu da Türk yurdu yapan Selçuklular Türk ve islam kültürü üzerinde yükselen yepyeni bir uygurlık kurdular.
Ancak 13. yüzyılda Moğol istilasından sonra yıkılan Anadolu uzun bir süre belini doğrultamadı. Devlet ufak Türk beyliklerine bölündü.
Bunların en küçüğe ve en batıda olanı, komşusu Bizans'ın giderek güçsüzleşmesinden yararlanarak sınırlarını Batıya doğru genişletti. 15. yüzyıl ortasında istanbul fethedildi. Osmanlı Devleti tam bir imparatorluk haline geldi.
OSMANLI TOPLUM VE DEVLET DÜZENİ
Osmanlıların toplumsal düzeni ve devlet yapısı Anadolu Selçukluları modeHne göre işliyordu, devlet güçlenip ilk önce Rumeli'de sonra da Anadolu'da tam bir egemenlik kurunca, toplum yapısında bazı değişiklikler başladı.
Doğrudan doğruya dinsel kural-lara:dayanan güçlü bir imparatorluk oluştu.Ayrıca Türkler Orta Asya'dan beri edindikleri egemenlik anlayışı ile islamiyetle gelen esasları birleştirmişlerdi.
Osmanlı devletinde de durum böyleydi. Aile içinde, gene eski Türk geleneklerine uygun o-larak bütün erkekler egemenlik hakkıyla donatılmışlardı.
Bu durumda en güçlü olan ve devlet büyüklerinin desteğini alan şehzade padişah oluyordu. Egemenlik aile üyeleri arasında paylaştırılınca devlet çökme tehlikesiyle karşılaşıyordu.
Böylece Yıldırım Bayezıt (1359-1402) döneminden itibaren tahta geçen şehzade kendisine rakip olarak gördüğü erkek kardeşlerini öldürmeye başladı.
Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) bu yöntemi bir saltanat yasası durumuna getirdi. 17. yüzyılda bu saltanat yasası da yavaş yavaş değişti. Osmanlı ailesinden en yaşlı erkek üye padişah oldu. Bu yöntem Osmanlı devleti sona erinceye kadar sürdü.
Osmanlı Devleti'nde padişahın yetkileri mutlak olduğu için her iş onun kişiliğine bağlıydı.
Padişah bütün devlet işlerini tek başına göremeyeceği için kendisine bir vekil atardı. Bu vekile "Ve-zir-i âzam" veya "Sadrazam" denilirdi.
Ülkeyi padişah adına yönettiği halde bu en yetkili görevlinin bile can ve mal güvencesi yoktu. Başta vekili olmak üzere devlet görevlilerinin hepsi padişahın kulu sayılırdı.
Sadece din bilginleri bu katı kuralın dışında idiler. "Ulema" denilen bu din bilginleri devlet içinde gittikçe ayrıcalıklı bir konuma erişti.
ORTAÇAĞ VE YAKINÇAĞ'DA OSMANLI DEVLETİ'NİN EKONOMİK DÜZENİ
Osmanlı Devleti büyük bir tarım ülkesiydi. Osmanlı Devleti'nde toprak padişahın yanı devletin malı sayılırdı. Ancak devlet toprağı doğrudan doğruya işleyemezd1. Bir memurunu (sipahi) toprağı yönetmekle görevlendirirdi.
Sipahi toprak üzerindeki köylülere iyi davranmak zorundaydı Köylünün yapacağı iş, ürünü aldıktan sonra bunun belli bir bölümünü veri olarak sipahiye vermekti.
Ürünün geriye kalanı onun olurdu. Bu yolla devlet devlet memuru olan sipahisine bir para ödemekten de kurtulurdu. Sipahi de vergilerin bir bölümüyle geçinirken, artanı ile de asker yetiştirirdi.
OSMANLI TOPLUM DÜZENİ
Osmanlı Devleti'nde yaşayan yurttaşlar "Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar (gayrimüslimler)" biçiminde iki ana gruba ayrılırdı.
Devlet "Ehl-i Kitap" olan yani tek tanrıya inanan dinlere mensup olanlara, devlete itaat etmeleri durumunda büyük özgürlükler ve güvenceler sağlamıştı. Bu yurttaşlar inançlarının bütün gereklerini rahatça ve devlet güvencesi altında yerine getirirlerdi.
Ne özel ne de ekonomik yaşamlarına karışılırdı. Yalnız erkek gayrimüslimler "cizye" adında bir vergi öder, bundan başka devlet yönetiminde görev alamazlardı.
OSMANLI DEVLETİ'NİN GERİLEME NEDENLERİ
Osmanlı devleti 17. yüzyıl ortalarında bir durgunluk içine girdi, ilk önce yavaş yavaş sonra da hızla gerilemeye ve bir çökme süreci içine girmeye başladı.
Osmanlı Devleti konumu bakımından açık denizlere çıkacak durumda değildi. Bu nedenle büyük coğrafya keşiflerine katılıp denizaşırı ülkelere yerleşememişti.
Oysa bu keşifler Avrupa'nın durgun ekonomik ve siyasal yapısını değiştirmişti. Özellikle Batı Avrupa yüzünü tamamen açık denizlere çevirdi. Böylece Uzakdoğu ülkeleriyle, Anadolu ve Rusya üzerinden yapılan ticaret çöktü.
Diğer yandan Osmanlı tarım ürünleri de Batıdaki pazarlarını yitirdi. Çünkü denizaşırı ülkelerden daha bol ve ucuz mal sağlanıyordu.
Avrupa'daki bu uyanış düşünce, bilim ve dinde reform konularında da büyük patlamalar getirdi. Eğitim işini tamamen ihmal etmiş Osmanlılar için bu gelişmelerin içine girmek mümkün değildi.
Böylece ekonomik gerilemenin yanına eğitim ve bilim alanındaki yetersizlikler eklendi. Ayrıca 17. yüzyılda Rusya'nın Osmanlı Devleti üzerinden sıcak denizlere açılmak istemesi, diğer taraftan iran ile mezhep çekişmelerinin sürmesi Osmanlı devletini durmadan savaşan bir makine haline getirmişti.
Köylünün durumu dikkate alınmadan gelirleri artırmak yoluna gidilmesi toprak düzenini bozdu. Eskiden kalan sağlam bazı kurumlarıyla ve batıda uyandırdığı korku dolayısı ile Osmanlılar 18. yüzyılın sonuna kadar dayandılar.
Fransız ihtilalinin patlak vermesi gerilemeyi bir çöküş durumuna getirdi.Fransız ihtilalinin getirdiği ulusçuluk akımı tam bir felaket idi. ilk önce Sırplar 1812'de özerk oldular.
Ardından 1829'da Yunanistan'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalındı. Osmanlı devlet adamları bu kötü gidişi durdurmak için birtakım reform hareketine girdiler.
OSMANLI DEVLETİ'NDE ISLAHAT HAREKETLERİ
Osmanlı Devleti'nde geleneksel bazı alışkanlıkları kırarak yeniliklere yönelme düşüncesinin ilk denemesi 1727 yılında kitap basım tekniğinin Türklerce de uygulanmasıdır.
Ama asıl reform çağı, Osmanlı Devleti'nde büyük hükümdar III. Selim ile başladı (1789-1807). Arada bir bazı ufak kesintilere rağmen ıslahat çabaları çeşitli alanlarda, devlet sona erinceye kadar sürmüştür.
Osmanlı dönemindeki reformların temel amacı "devlet"! kurtarmaktı. Birey, yani insan, ikinci, hatta üçüncü plana itilmişti.
Hedef o "devlet"in parçalanmaktan kurtulması, tekrar eski gücüne hiç olmazsa yaklaşmasını sağlamaktı. Bütün çabalar bu yöne doğru yönelmiştir.
Bu çabalar:
• Osmanlı ordularının Batı karşısında sürekli yenilmesinden dolayı ilk büyük reformlar "orduyu" düzeltmek isteğini gerçekleştirme yolunda başladı.
• Ülkenin en verimli ve zengin yerlerinde yaşayan gayrimüslim yurttaşlar ulusçuluk akımının da etkisiyle bağımsızlık için ayaklanmışlardı. 19. yüzyıl boyunca gerçekleştirilen hukuk reformlarının ilk a-macı bu yurttaşları tekrar "devlete" kazandırmayı amaçlıyordu.
• Yapılan reformların "İslâmiyetle bağdaşıp bağdaşmadığı" en önemli çekişme noktasıydı. Hem din esasları içinde kalınacak, hem de çağdaşlaşılacaktı. Bu nedenle bazı aydınlar körü körüne bir Batı taklitçiliği içine girerken bazı aydınlar da buna tepki olarak geleneksel islam içinde kalmanın tek çıkar yol olduğuna inanmıştı.
III. SELİM VE II. MAHMUT DÖNEMİ
III. Selim, devletteki bozuklukları iyi teşhis etmişti. Ulaşmak istediği düzene "Nizam-ı Cedit: Yeni Düzen" adını vermişti.
Ama onun bu düşüncelerini gerekleştirebilecek bir kadro yoktu çevresinde. Birkaç iyi niyetli aydınla bazı yeniliklere girişti. Oldukça modern ve girdiği savaşlarda başarı gösteren bir ordu kurdu; diplomatik temsilciliklerimizi ilk kez o açtı.
Ancak III. Selim eski düzen yandaşlarınca bir ayaklanma sonucu devrildi. Yerine getirilen kardeşi IV. Mustafa tarafından öldürüldü (1808).
Bazı ileri görüşlü kişilerin yardımıyla bu padişah da devrildi. Tahta II. Mahmut çıkarıldı. Bu işi yapan bir Ayandı (Alemdar Mustafa Paşa).
II. Mahmut, amcası III. Selim'in hedeflerini kavramış ve onların gerçekleştirilmesi için neler yapılması üzerinde sağlam düşünceler üretmişti.
İlk önce ona engel olmak isteyenleri ortadan kaldırmak gerekliydi. Önce Ayanların siyasal güçlerini yok etti. 1826 tarihinde ( vaka-i hayyriye ) yeniçeri ocağını kaldırdı.
Ardından 16. yüzyıldan beri değişmeyen, merkez örgütüne yeni bir biçim verdi. II. Mahmut memurları bugünküne benzer statüye kavuşturdu.
Onların "Kul" olarak görülmelerini ortadan kaldırdı. Canlarını ve mallarını, hazırladığı bir yasa ile güvence altına aldı. Onlara düzenli aylıklar bağladı:
TANZİMAT DÖNEMİNİN AÇILMASI
II. Mahmut'un ölümünden sonra başa geçen oğlu Abdülmecid'in (1839-1861) çıkardığı iki büyük ferman İslam tarihinde çok önemli yenilikler içerir.
3 Kasım 1839 günü ilan edilen "Tanzimat Fermanı" ile devletin içine düştüğü durumdan kurtulmanın ilk çaresi olarak yurttaş ile devlet arasındaki ilişkiyi tekrar sağlamlaştırmak olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle iyice yozlaşmış adalet işleri bir düzene kavuşturulacaktır. İlk kez bütün yurttaşlara yaygın bir ceza yasası yapılacaktır.
En önemlisi, yüzlerce yıl ölüm cezası verme hakkını bile elinde tutan padişah, hiçbir halk hareketi, ihtilal vb. olmadan kendi isteği ile bu yetkisinden vazgeçmektedir.
Hukuk devletinin bütün insanlara can güvencesi vermesidir. Bu da ancak yasaya uygun davranmak, adil bir biçimde yargılanmak ile sağlanır. İşte Tanzimat Fermanı ile bütün Osmanlı yurttaşlarına hukuk devletinin bu ilk ve belki en önemli ilkesi tanınmış oluyordu.
Abdülmecid 28 Şubat 1856 tarihinde, Kırım Savaşında ingiliz ve Fransız devletlerini yanına çekebilmek için ikinci reformu "Islahat Fermanı" adıyla i-lan etti. Müslüman olan ve olmayan yurttaşlar a-rasında yasalar karşısında tam eşitlik sağlandı.
Tanzimat döneminde devlet adamları şeriatın düzenlemediği konularda Batıdan yasalar aldılar. Böylece hukuk iki başlı duruma geldi.
Yeni orta öğretim kurumları ile yüksek okullar açıldı. Ama doğrudan doğruya din eğitimi veren medreselere dokunulmadı. Böylece eğitim alanında çift başlı bir alan oluştu.
MEŞRUTİYET DÖNEMİNİN AÇILMASI
Bazı hukuk reformları ile ulusçuluk duygularını bastırmak mümkün olmuyordu, bu nedenle dış felaketler birbirini izliyor, yapılan düzeltimler bir türlü istenilen sonuçları veremiyordu.
Bu durum karşısında Tanzimat döneminde yetişen ve Batı siyasal sistemini bir ölçüde kavramış sayıca az bir aydın grubu yeni bir kurtuluş çaresi önerdi.
Bu da halkın egemenliğe ortak edilmesi, siyasal özgürlüklerle donatılması idi. Böylece "Osmanlılık" ruhu doğacak her türlü özgürlüğe sahip olan insanlar devletin birliğini bozma düşüncesinden uzaklaşacaklardı.
1870 yılına doğru Türk tarihinde ilk kez siyasal özgürlükler uğrunda mücadele başladı. Sivil aydınların 1876'da silahlı kuvvetlerle işbirliği sonucunda Abdülaziz tahttan indirildi.
Yerine geçirilen V. Murat'ın akıl hastalığına tutulduğu için o da tahttan indirilip yerine Abdülhamit getirildi.
BİRİNCİ MEŞRUTİYET
II. Abdülhamit tahta çıktıktan sonra ilan edeceğine söz verdiği anayasayı hazırlattı, bu anayasa Avrupa toplumlarında olduğu gibi halkın bir baskısı sonunda ilan edilmemişti. Bir grup aydın ve asker isteği üzerine hazırlanmıştı.
Anayasayı yapan güç, egemenliği kesinlikle elinde tutan padişah olduğu için onu değiştirmek ve kaldırmak hakkı da hükümdara aitti.
23 Aralık 1876'da ilan edilen Anayasa (Kanun-i Esasi) aslında özgürlükçü bir rejim getirmiyordu. Egemenlik Osmanlı ailesine aitti. Osmanlı yurttaşlarının siyasal parti kurma ve toplantı özgürlükleri yoktu.
Tek yenilik bir kanadı halkın (Heyet-i Mebusan), diğer kanadı padişahın (Heyet-i Ayan) seçtiği bir parlamento kurulmasıydı. Bu meclisler birer danışma kurulu gibi idiler. Yasama yetkisi padişaha aitti.
Gene hükümeti kuran görevden alan padişahtı. Yargı güvenfiği kesin değildi. 1877-78 Türk-Rus savaşındaki yenilgiler üzerine Mebuslar Meclisi'nde hükümet ağır eleştirilmişti.
Bu tartışmaya kızan II. Abdülhamit her iki meclisi de tatil etti (1878). Doğrudan doğruya kişisel yönetim kurdu. Bu gidişten hoşnut olmayan genç subayların hemen hepsi II. Abdülhamit'in istibdat rejimine karşı cephe alıp aynı düşünceleri paylaşan diğer aydınlarla buluşup gizli dernekler kuruyor, özgürlük mücadelesini yeraltında yürütmeye çalışıyorlardı. Bütün gizli dernekleri çatısı altında toplayan "İttihat ve Terakki Cemiyeti" kuruldu.
İKİNCİ MEŞRUTİYET
20. yüzyılın başında Almanya'nın İngiliz çıkarlarını büyük ölçüde tehdit etmesi ve Osmanlı Devle-ti'ne yanaşması, ingiltere'nin birtakım gizli antlaşmalarla başta istanbul olmak üzere Ruslar'ın göz diktiği her yerin onlara verilmesine razı gelmesine neden oldu.
Bu durum karşısında II. Abdülhamit'in siyasetini yetersiz bulan ve ancakyeniden anayasalı bir monarşiye dönülmekle yurdun kurtarılacağına inanan İttihat ve Terakki Derneği'nin askeri üyeleri 1908'de saraya başkaldırarak II. Abdülhamit'in tekrar parlamentoyu toplamasını sağladılar. Böylece tarihimizde "İkinci Meşrutiyet" adı verilen dönem açılmış oldu (1908).
Meşrutiyetin siyasal ve hukuksal karşılığı bir hükümdarın yetkilerini demokratik bir anayasa ile "şarta bağlamak" yani halkla hükümdar arasında bir yetki paylaşmasına gidilmesidir.
Genç subayların enellikle Alman yandaşı olduğu için Osmanlı'nın güçleneceğini düşünen İngilizler, ordudaki alaylı okullu subay ayrımını kışkırttılar.
Bunun sonucunda 31 Mar
t 1909'da istanbul'da büyük bir gerici ayaklanma çıktı. Hareket ordusu ayaklanmayı bastırdı. II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmet Reşat geçirildi. Anayasa'da olumlu değişiklikler yapıldı. Siyasal örgütleme ve toplantı hakları yurttaşlara tanındı.
Siyasal partilerin kurulması dönemi açıldı. Meclis-i Mebusan'ın yetkileri daraltıldı. Hükümetin meclise karşı sorumluluğu kabul edildi. Yargı güvensizliği yaratan hüküm kaldırıldı.
TRABLUSGARB VE BALKAN SAVAŞLARI
II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra Bulgaristan-bağımsızlığını ilan etti. Avusturya-Macaristan Bos-na-Hersek'i topraklarına kattı, Girit tamamen Yunanistan'a bağlandı.
Avrupa'da birliğini geç tamamlayan italya sömürge arayışına girişmişti. İngiltere ve Fransa'nın desteğini alan İtalyanlar Kuzey Afrika'daki son Osmanlı toprağı olan Trablusgarb'a asker çıkardılar.
Rodos ve Oniki adayı işgal ettiler. Sonunda Ekim 1912'de yapılan Uşi anlaşmasıyla Trablusgarb İtalyanlar'a bırakıldı. Rodos ve Oniki ada geçici olarak İtalya'ya bırakıldı.
Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki egemenliğine son vermek isteyen Rusya Balkan devletlerini kışkırttı.
Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ Osmanlı'ya karşı ittifak yaptılar.
Bu devletler Ekim 1912'de Osmanlı Devleti'ne savaş açtılar. Savaş sonunda Osmanlılar ağır bir yenilgi aldılar. 1913 yılında yapılan Londra Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti'nin batı sınırı Midye-Enez çizgisine kadar geri çekildi, imroz ye Bozcaada dışındaki Ege adaları Yunanistan'a verildi.
Edirne ve Kırklareli Bulgaristan'a verildi. Arnavutluk bağımsızlığını ilan ett. Ayrıca 23 Ocak 1913 tarihinde İttihat Terakki Babıâli Baskını ile yönetimi tam anlamıyla ele geçirdi.
Osmanlı'dan aldıkları toprakları Balkan devletlerinin paylaşamaması II. Balkan Savaşının çıkmasına neden oldu. II. Balkan savaşına ilk savaşa katılmayan Romanya'da katılmıştır.
Savaş sonunda Osmanlı Devleti Edirne ve Kırklareli'yi Bulgarlar'ın elinden kurtarmıştır. Bulgarlar ile İstanbul, Yunanlılar ile Atina, Sırplar ile yine İstanbul antlaşmaları yapıldı.
Ünite 2 Degerlendirme Sorulari
1- Osmanlı Devleti'nde erkek gayri müslimlerden alınan vergi aşağıdakilerden hangisidir?
İltizam
Öşür
Ağnam
Bennak
Cizye
2- Osmanlı Devleti 1912 yılında imzaladığı Uşi Antlaşmasıyla aşağıdakilerden hangisi kaybetmiştir?
Trablusgarb
Arap Yarımadası
Bulgaristan
Tunus
Mısır
3- Aşağıdakilerden hangisi II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Osmanlı Devleti'nin kaybettiği topraklardan biri değildir?
Yunanistan
Ege Adaları
Arnavutluk
Bulgaristan
Trablusgarb
4- Aşağıdakilerden hangisi II. Meşrutiyete karşı çıkan ayaklanmadır?
Parona Halil Ayaklanması
Şeyh Sait Ayaklanması
31 Mart Olayı
Kabakçı Mustafa Ayaklanması
Menemen Olayı
5- Aşağıdaki devletlerden hangisi diğerlerine göre daha önce bağımsızlığını ilan etmiştir?
Yunanistan
Arnavutluk
Sırbistan
Bulgaristan
Romanya
6- Trablusgarb Savaşı hangi devletle hangi tarihte yapıldı?
Fransızlarla 1910
İtalyanlarla 1911
İngilizlerle 1908
Yunanlılarla 1913
Ruslarla 1911
7- Osmanlı'da Gerileme Döneminde ilk siyasal özgürlük mücadelesi kim ya da kimler tarafından yapıldı?
Genç Osmanlılar
İttihatçılar
Azınlıklar
Padişah
Ordu
8- Aşağıdakilerden hangisi 23 Aralık 1876'da ilan edilen Anayasanın (Kanun-i Esasi) özelliklerinden biri değildir?
Yurttaşların siyasal parti kurma özgürlüğü yoktu.
Yürütmeyi denetleme yetkisi meclise aitti.
Yargı güvenliği kesin değildi.
Egemenlik Osmanlı Ailesini aitti.
Yasama yetkisi parlamentoya ait değildi.