Atasözü ve Deyimlerin Çıkış Noktası

Konu sahibi son olarak 4743 gün önce görüldü



Anlatımı güzelleştirmek, savunulan fikir ve düşünceyi daha etkili kılmak üzere her dilde kalıplaşmış bazı sözler bulunur. Atasözleri, dua ve temenni cümlecikleri, ilençler, bilmece ve tekerlemeler vb…. bu tür kalıplaşmış sözler arasında dilin bünyesinde en sık rastlanılanlar ise deyimlerdir.
Deyim: İki ya da daha fazla kelimeden meydana gelen ve kelimelerin öz anlamları dışında yeni bir anlam ifade eden söz gruplarına denilir. Atalarımız buna tabir derlerdi. Dilin bünyesinde kalıplaşmış ve kökleşmiş olarak değişmeden kullanılan deyimler hiç şüphe yok ki anlatıma canlılık ve güç katarlar. Bu sayede düşünceler ve olayların muhataba daha etkili biçimde yansıtıldığı bir gerçektir.
Atasözleri ortaya çıkarken genellikle uzun zamanların tecrübeleri sonucu ulaşılan doğruların veciz ifadesi biçiminde söylenir; oysa deyimler genellikle bir hikâye ye, bir efsane veya olaya dayanır. Bazı kişilerle ilgili anılar ve hikâyeler, tarihten alınmış olaylar deyimlerin ortaya çıkış nedenleri arasında ön sıraları paylaşırlar.
Şimdi sizlere bazı deyimlerimizin anlamlarını ve ortaya çıkışlarını anlatan hikâyelere yer vereceğim.

Zurnada peşrev olmaz

Davul ile zurnayı musikiden saymayan ve küçük gören bir sonradan görme İstanbul' lu, Edirne' de bir düğüne davet edilmiş. Yemekten sonra açık havada yapılan oyun ve eğlenceler sırasında bu hatırlı davetliye, zurnazen başı yaklaşarak sormuş:

-Çalmamızı arzu ettiğiniz herhangi bir parça var mı?
Ukala adam, dudak bükmüş:

-Ayol, kala kala zurnaya mı kaldık. Bunun peşrevi olmaz. Ne nota bilirsiniz ki siz, ne de beste. Sizin çaldıklarınızı ben dinleyemem. İyisi mi, kendiniz çalın oynayın.

Zurnazen, bu hakaretleri pek içerlemiş. "Görürsün sen efendi" diyerek, en kabiliyetli yamaklarını etrafına toplayıp başlamış çalmaya.
O çalar, etrafındakiler söylermiş. Ne Itri' si kalmış çalmadık, ne Dede Efendi' si. Sonradan görme bey, ağzı bir karış açık onları uzun uzun dinlemiş. Adamlar, bir besteden bir besteye, bir makamdan bir makama geçtikçe, o da renkten renge geçmiş.

Bu deyim, hikayedeki anlamının dışında, "insanın kaderini zorlamamasını, ne çıkarsa bahtına razı olması gerektiğini anlatmak için kullanılır.

Buyrun cenaze namazına

IV. Murad zamanında tütün,içki ,keyif verici madde yasağı koyar.ve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırır.
bugünkü üsküdar civarında bir kahvehanede tütün vs. içildiğini istihbarat alır.
derviş kılığında tebdili kıyafet buraya gider.
selam verir.oturur.kahveci yanına gelip,
-baba erenler kahve içermi? diye sorar.
-padişah. evet.
-kahveci:tütün içermisin.der.
-padişah:hayır.der.

kahveci işkillenir.tütün içimiyorda ne işi var burda.zaten padişahın tebdili kıyafet dolaştığı haberleri var.eli titreye titreye kahveyi götürür.

-kahveci:baba erenler ismini bağışlarmı?
-padiaşha:Murad.
-kahveci : Peki isimde sultanda varmı?
-padişah:elbette var.

deyince kahvecinin bet beniz atar.zangır zangır titrer.ve.

-kahveci:öyleyse buyrun cenaze namazına der.olduğu yere yığılır.
IV. Murad bu lafa çok güler ve kahveciyi bir defalığına affeder.
 
Alternatif atasözleri konum vardı ya, nerede acaba.
Atasözleri tamamen yaşanılan hadiselerin kağırda dökülmüş hâlidir.

Mesela bir tane sıkalım.

Önüne bakmayanın çanağı tez kırılır."

Aklı beş karış havada, ağzını ayıra ayıra iş yapan insanın, başına musibet gelmesi olasıdır, yolda yürürken bile önüne bakmazsan, taşa takılır düşersin, ne elindeki ne de götündeki çanak sağlam kalmaz.

İşte böyle ortaya çıkmıştır, önce tecrübe etmişler, sonra bu salaklığı biz bi' not edelim gelecek nesiller belki feyz alır demişler.
 
Geri