At izi, it izine karıştı

Konu sahibi son olarak 3559 gün önce görüldü


At izi, it izine karıştı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlayan 'FETÖ' soruşturması kapsamında tutuklamalar ve gözaltılarına ilişkin olarak, "Şu var ki at izi, it izine karışmış vaziyette.

Dedi.

Çok doğru söyledi,bu gün Türkiyede At izi ir izine karışmış durumdadır.

"Merd-i kıpti öğünürken sirkatini söyler"

Ülkemizi bu hale getiren kendisi değilmidir?

Herhalde bunları Allah söyletiyordur,bir zamanlar kürsüden: "Benim çocuklarımın boğazından helal lokma geçmemiştir" dediği gibi.

**

Ülkemiz Neden bu Hale Geldi!.

15 denizaltı,15 fırkateyn,güdümlü mermi hücumbotları,uçar birlikleri,iyi yetişmiş sat komandolarıyla doğu akdeniz'in en güçlü donanmasına sahip Türkiye,sivil gemisinde 9 vatandaşını İsrail askerine öldürttü.

Dünya'da seyirci kaldı.

İsrail'i kınamadılar bile.

Olaydan birinci derecede sorumlu olduğu için istifa etmesi gereken Bizim Başbakan ile dışişleri bakanı,iç siyaset alkışı almak için sadece konuştular.

Aksine bu sorumlular terfi ettirilip birisi Başbakan,diğeri Cumhurbaşkanı oldu.

Böyle bir milletin bir benzeri daha acaba dünya üzerinde varmıdır?

Dünya kupasında çalınan bed,bıktırıcı sesli alet nasıl ki,ne futbolu oynayanı ne onu seyredeni etkilemiyorsa,bizim Başbakan'ın İsrail'i kınaması da İran hariç hiçbir ülkeyi harekete geçirmedi.

Afrika zurnasına benzedi.

**

Hiçbir dönemde muhalefet bu denli iktidara yardımcı olmadı. Hiçbir dönemde muhalefet, bu denli çok, iktidarı düştüğü yerden elinden tutarak kaldırmadı.

İktidara desteğinden dolayı hiçbir dönemde muhalefete bu denli çok takma ad, lakap verilmedi… Neler söylenmedi ki… “YEDEK LASTİK”, “KOLTUK DEĞNEĞİ”, “KURTARICI”, “BASTON”, “ÇEKME KURTARMA ARACI”, “İMDAT LOKOMOTİFİ…” Say sayabildiğin kadar…

Eğer başından beri muhalefet iktidara destek olmasaydı, arka çıkmasaydı, sadece, Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğu, 17 – 25 Aralık soygunu ve PKK terör örgütü ile yapılan ihanet müzakereleri bile tek başına AKP’nin yıkılması için yeterli olaylar ve olgulardı… Yüzlerce Anayasa, yasa çiğnemelerini, hırsızlıkları söylemiyoruz…

İlk kez AKP’ye iktidar kapısını açarak, onun bu milletin başına musallat olmasını Devlet Bahçeli sağladı. Ortada hiçbir neden yokken 7 Temmuz 2002’de “ERKEN SEÇİM” dedi. Oysa seçimlere daha 1,5 yıl vardı. Bu kararı Kocayayla şenliklerinde gelen esrarengiz bir telefonun ardından aldı… O dönemde Başbakan olan Bülent Ecevit bu karar karşısında isyan etmiş, “Yahu ne yapıyorsun, intihar ediyoruz…” demişti.

Gerçekten de bu bir intihardı. Ekonomik ortamdan ve gidişten memnun olmayan halk yeni bir seçimle iktidardaki partileri tasfiye edebilirdi. Çünkü çok büyük bir ekonomik kriz vardı ülkede…

Nitekim 2002 seçimlerinde MHP baraj altında kalmıştı… Sonuçta “Emir, demiri kesmişti…”

Daha sonra AKP iktidarları döneminde de Devlet Bahçeli’nin AKP’ye verdiği destek devam etti.

Yapılan araştırmaya göre AKP, 27 kez bataklığa saplanmış, MHP onu 27 kez bu bataklıktan çekip çıkarmıştı…

Meydanlarda, TBMM grup toplantılarında Bahçeli AKP’yi ve liderlerini en sert sözlerle, hakaret derecesine varan sözlerle eleştiriyor, onun ne hırsızlığını ne yolsuzluğunu bırakıyordu; sonra da gidip yasalarına, kararlarına, adaylarına destek veriyordu…

O sanki bir yerlerin yönlendirmesiyle hareket ediyordu. İktidara muhalefet değil, kurtarıcılık, yedek lastik, koltuk değnekliği görevi yapıyordu. O sanki bir yerlerden aldığı emirle YANDAŞ MUHALEFET görevine soyunmuştu…

7 Haziran seçimlerinde AKP, ilk kez yüzde 40,8 oy alarak, tek başına iktidar olamamıştı. Böylece muhalefet, iktidarı alabilmek için büyük bir şans yakalamıştı. MHP, yüzde 16,2 oy oranı ile 80 milletvekili çıkarmış ve sandalye sayısını, oy oranını 3,28 artırmıştı. Daha sonra CHP, HDP, MHP arasında koalisyon çalışmaları başladı.

Koalisyon çalışmalarında Bahçeli “uzlaşmaz” bir tutum takındı. “Hiçbir koalisyon içinde yer almayacağını, özellikle HDP’nin olduğu yerde koalisyona girmeyeceğini” açıkladı. Ardından da Meclis Başkanlığını altın tepsi içinde AKP’ye sundu. Oysa koalisyon için ortam hazırdı ve meclis başkanlığının da alınarak, AKP’nin geçmişteki yanlış uygulamalarından hesap sorulabilirdi…

Olmadı… Tüm girişimler Bahçeli’nin engellemesi ile sonuçsuz kaldı…

Ama aynı Bahçeli bugün HDP ile bir yeni bir Anayasa yapma masasında bir araya gelmeyi içine sindiriyor ve buna CHP’nin de katılması için baskı uyguluyor…

**


Türkiye'de bütün değerler büyük bir akılsızlıkla, ahlaksızlıkla, sorumsuzlukla birer birer kirletildi.

Ne dindarlık, ne vatanseverlik, ne laiklik, ne solculuk, ne Atatürkçülük, ne demokratlık umut veriyor.

Dindarların yaptıkları dindarlığı Atatürkçülerin yaptıkları Atatürkçülüğü Vatanseverlerin yaptıkları vatanseverliği Milliyetçilerin yaptıkları milliyetçiliği Solcuların yaptıkları solculuğu kıymetsiz, işe yaramaz değerler haline getirdiler.

Vatanseverim diyenler öyle işler yaptılar ki vatanseverlik başlı başına suçun, katliamın, başkasına yaşam hakkı vermemenin adı oldu. Vatanseverim demek utanılacak bir şey haline geldi.

Dindarım diyenler öyle işler yaptılar ki dindarlık kabalığın, nobranlığın, zevksizliğin, tahammülsüzlüğün adı oldu çıktı.

İç barış için laiklik çok önemli diyenler öyle işler yaptılar ki laiklik başkasına yaşam hakkı tanımayan, inanca düşman bir hal aldı.

Kendine solcu diyenler öyle işler yaptılar ki solculuk beceriksizliğin, kibrin, kendi kültüründen ve değerlerinden kopuk olmanın adı oldu.

Demokratlık, gücü ele geçirmenin maskesi olarak kullanıldığından sahtekarlığın iki yüzlülüğün, gemisini yüzdürmek için takılan maskenin adı oldu.

Bütün değerler tam da o değerin savunucuları tarafından gaddarca, pervasızca ve büyük bir akılsızlıkla harcandı, gözden düşürüldü.

Bunun sonunda da ülkenin şirazesi kaydı; ortak değeri olmayan, bütünlüğünü kaybetmiş bir toplum olup çıktık.

***



Bu toplum nasıl bu hale geldi?

Daha doğrusu nasıl bu hale getirildi?

Bu toplum 1980 Eylül darbesi ile, Evrenlerle, Özallarla, Çillerle, daha sonra Tayyiplerle, Güllerle, Gülenlerle bu hale getirildi.

Daha da ötesine gidersek, 1938’den sonra, uygarlığa, aydınlığa giden yol çakıllarla, dikenlerle döşendi Atatürkçü program rafa kaldırıldı. Bu bir başlangıçtı

Ama asıl tahribat AKP iktidarıyla ortaya çıktı. Bu dönemde politikacılık bir ÇIKAR KAVGASINA dönüştü İktidarı ile muhalefeti ile politikacılar koltuk, makam, mevki peşinde koştular Gözlerini hırs bürüdü

İktidara sahip olanlar Hep bana Rab bana ilkesiyle hareket ettiler İhaleden ihaleye koştular Köşe dönmece en büyük hedefleri oldu. Bu yolda olağanüstü bir çaba gösterip, önlerine çıkan tüm engelleri ortadan kaldırdılar

Böylece, açlık sınırının altında yaşayan milyonlar bir çığ gibi büyürken, onlar her mahallede “bir milyarder yarattılar

Ne orman koydular, ne akarsu Ne vatan toprağı, ne fabrika Sattılar, savdılar, altından girip üstünden çıktılar

İşin en kötü yanı da bu işler olup biterken, onları engelleyeceği yerde, onlara köstek olacağı yerde muhalefet destek oldu

Koltuk değneği oldu

Yedek lastik oldu

Düştükleri yerde ellerinden tutup ayağa kaldırdı.

AKP Din, ahlak diye diye, din sömürüsü yaparak dine en büyük zararı verdi. Hiçbir dönemde din bu denli yara almadı IŞİD, El Kaide, ÖSO bilmem ne yüzünden tüm dünyada bir Müslüman karşıtlığı ortaya çıktı İslama nefret doğdu

Fransa, ABD camileri kapatacağını ilan etti. Tunus 80 camiyi kapattı

Hani bu girişimlerde haksız da değiller Yerden göğe kadar haklılar

Günümüzde boğaz kesen, baş koparan en vahşi, en kanlı terör örgütünün ilk 10 u İslam ülkelerinden çıkmış

Bu din, mezhep kavgaları, yeryüzünde sadece Irak, Suriye, Libya, Mısır, Afganistan, Yemen, Nijerya, Malezya, Endonezya, Sudan ve benzeri ülkelerde olmaktadır. Laikliğin yaşandığı uygar ülkelerde böyle bir kargaşa, din uğruna can alma var mıdır?

Toplumun bu hale gelmesinin tek nedeni AKPnin uyguladığı politik, kültürel programdır. AKP bilerek, isteyerek tüm devlet kurumlarında hurafelere, batıl inançlara, din eğitimine öncelik vermiş; bilimi, fenni arka plana atarak, toplumun okumasına, düşünmesine, doğru karar vermesine engel olmuştur

Amaç, sormadan, sorgulamadan, araştırmadan, sadece din duyguları ile hareket eden bir toplum yaratmak, bir oy deposu oluşturmaktı

Muhalefetin de desteği ile bunu başardı ve toplum işte bu nedenle bu hale geldi.

**



Evet 50 yıldır dünyanın 4 bir yanındaki serseriler,yobazlar,cahilleri,hırsızlar,katiller,teröristler,Türkiye'ye getirilip,15 milyonluk nüfus 78 milyona çıkartılırsa,ülkenin geleceğinin ne olacağını bilemezsiniz.

14 senede öyle bir hale geldik ki kimse yarın ne olacağını kerstiremiyor.

14 yıldır dünyanın 4 bir yanındaki serseriler,yobazlar,cahilleri,hırsızlar,katiller,teröristler,Türkiye'ye getirilip, nüfus 78 milyona çıkartılırsa,ülkenin geleceğinin ne olacağını bilemezsiniz.

Benden tavsiye geceleri sokağa çıkmayın,şimdi mahalle bekçileri yok,yaya kaldırımlarında dikkatli yürüyün,iki eliniz cebinizde olmasın,daima arkanızda olsun (arkadan gelecek tehlikelere karşı) başınıza bir kiremit düşebilir,veya yaya kaldırımda kamyon çarpabilir,kalabalık mekanlarda bulunmayın her an bir bomba patlayabilir.

Bazıları AKP dönemini eleştirince hemen AKP'den önce ne yapıldı,millet açtı,açıktı gibi yazılar yazıyor, söylüyor! Bunu yaparken tarihi eğip büküyor; yarım yamalak bilgileriyle AKP nin çok şeyler yaptığını söylüyorlar.

Atatürk 1923 yılının Şubat ayında İzmir’de bir “İktisat Kongresi” topladı. Bu kongrenin başkanlığını da Kazım Karabekir yaptı.

Peki o günkü ekonomik manzara neydi? Osmanlı’dan Cumhuriyet’e hangi varlar, hangi yoklar, hangi borçlar devrolunmuştu? Atatürk bunun yanıtını kongreden bir ay önce, 19 Ocak 1923’te İzmit’te halka yaptığı konuşmada ana hatlarıyla vermişti:

“Memlekete bakınız! Baştan sona kadar harap olmuştur. Memleketin kuzeyden güneye kadar her noktasını gözlerinizle görünüz. Her taraf viranedir, baykuş yuvasıdır. Memlekette yol, memlekette hiçbir uygar kurum yoktur. Memleket ciddi düzeyde viranedir; memleket acı ve keder veren, gözlerden kanlı yaş akıtan feci bir görünüm arz ediyor. Milletin refah ve mutluğundan söz etmek mümkün değil. Halk çok yoksuldur. Sefil ve çıplaktır.”

Genel çerçeve böyle, ayrıntıları ise daha da dehşetli ve çarpıcı idi:

- Savaştan çıkan Türk Milleti çok yorgun ve yoksuldu.
- Vatanın her köşesi, harpten yeterince nasibini almış, yanmış - yıkılmış ve tam anlamıyla bir harabe haline sokulmuştu.
- Sanayi diye bir şey yoktu.
- Kalifiye işçi ve ustaların sayısı ise, birkaç yüz kişiyi geçmiyordu.
- Şekerden kumaşa kadar, günlük ihtiyaçlarımızın hemen tümü dışarıdan satın alınıyordu.
- Yeraltı zenginliklerimizi işletmek bir yana, neyimiz olduğu dahi bilinmiyordu.
- Kapitülasyonlar ve dış borçların ağırlığı altında, Düyun-u Umumiye ile yabancı ülkelere tam anlamı ile bağımlı duruma düşürülmüştü.
- Tarımımız, toprağı yeterince işleyebilecek güçten ve araçlardan yoksundu.
- Toprağı işleyecek, tarımı ilkellikten kurtaracak insan gücümüzü cephelerde eriyip yok olmuştu. Sadece Çanakkale zaferi 250.000 şehidimize mal olmuştu.
- Ulaşım zorlukları nedeniyle, yurdumuzun bir köşesinde yetiştirilen ürünleri ihtiyaç bölgelerine zamanında götüremiyordu.
- Tarım ve sanayi alanında yetişmiş uzmanlarımız olmadığı gibi, bunları yetiştirecek okullar pek az bulunuyordu...
- Dış ticaretimiz ise; yabancıların ve Türk olmayan azınlıkların elinde idi. Dolayısıyla, ticaret ve sanayiimiz gelişmediği gibi; milli bir ekonomi tesisi kurulması da imkansız hale geliyordu.

Ayakkabı, sigara hatta en basit yiyecekler bile unutulmuştu. 1917 kışında kazanlara ancak su ile dere kenarlarında karların altından toplanan yeşil ot ve bir avuç bulgur atılabiliyordu. Ordu, meşe palamudunun avuç içi kadar ekmeğe karıştırılması için usuller gösteren genelgeler yolluyordu ama ortada orman olmadığı için meşe palamudunu bulmak da kabil değildi“

Köydeki ağa ile çobanın arasındaki fark, donunda ve pantolonundaki yamaların sayısından ibaretti. Ağa belki ekmekle zeytinin yanına pekmez de koyabiliyor, çoban zeytinle yetiniyordu.

....Ve Kiremit bile yoktu Kiremit!

***



Türkiye'de bütün değerler büyük bir akılsızlıkla, ahlaksızlıkla, sorumsuzlukla birer birer kirletildi.

Ne dindarlık, ne vatanseverlik, ne laiklik, ne solculuk, ne Atatürkçülük, ne demokratlık umut veriyor.

Dindarların yaptıkları dindarlığı Atatürkçülerin yaptıkları Atatürkçülüğü Vatanseverlerin yaptıkları vatanseverliği Milliyetçilerin yaptıkları milliyetçiliği Solcuların yaptıkları solculuğu kıymetsiz, işe yaramaz değerler haline getirdiler.

Vatanseverim diyenler öyle işler yaptılar ki vatanseverlik başlı başına suçun, katliamın, başkasına yaşam hakkı vermemenin adı oldu. Vatanseverim demek utanılacak bir şey haline geldi.

Dindarım diyenler öyle işler yaptılar ki dindarlık kabalığın, nobranlığın, zevksizliğin, tahammülsüzlüğün adı oldu çıktı.

İç barış için laiklik çok önemli diyenler öyle işler yaptılar ki laiklik başkasına yaşam hakkı tanımayan, inanca düşman bir hal aldı.

Kendine solcu diyenler öyle işler yaptılar ki solculuk beceriksizliğin, kibrin, kendi kültüründen ve değerlerinden kopuk olmanın adı oldu.

Demokratlık, gücü ele geçirmenin maskesi olarak kullanıldığından sahtekarlığın iki yüzlülüğün, gemisini yüzdürmek için takılan maskenin adı oldu.

Bütün değerler tam da o değerin savunucuları tarafından gaddarca, pervasızca ve büyük bir akılsızlıkla harcandı, gözden düşürüldü.

Bunun sonunda da ülkenin şirazesi kaydı; ortak değeri olmayan, bütünlüğünü kaybetmiş bir toplum olup çıktık.

**

Tayyip Erdoğan açıkça AKP mitingi yapıyor,Millete dönüyor ben tarafsızım diyor,AKP için çalıştığını bütün dünya biliyor,muhalefeti aşağılayarak eleştiriyor,Kılıçdaroğluna 5 koyunu güdemez diyor,Allahın günü parti başkanı gibi miting yapmak Cumhurbaşkanı yemini ile bağdaşır mı?

Ayrıca bu mitinglere taşıma yandaş götürüp kadınlara şakşakçılık yaptırmak,Suriyeli mültecilere zılgıt çaldırmak Cumhurbaşkanı yemini ile bağdaşır mı?Milletin parası ile parti propagandası yapılıyor,durup dururken Cumhurbaşkanına örtülü ödenek yetkisi neden verildi?

"Onlar konuşur AKP yapar" diyorlar,onlar elektirik dağıtım şebekeleri yaptı AKP yandaşlarına sattmadı mı?
Onlar Balıkesir SEKA'yı yaptı AKP Cumhurbaşkanının dünürüne satmadı mı?
Onlar Seydişehir aleminyum fabrikalarını yaptı AKP millete küfreden Mehmet Cengiz'e satmadı mı?

AKP 17-25 aralık yolsuzluk ve rüşvet olaylarını kapatıp darbe teşebbüsü dediler,darbe evdeki ayakkabı kutularındaki dolarlarla,para sayma makinaları ile,koca koca para kasaları ile mi yapılıyor?

Erdoğan eline Kur’ân-ı Kerîm alarak seçim meydanlarında dolaşıp, toplumun birleştirici unsuru olan dini toplumu bölen bir unsur haline getiriyor.



Normal şartlarda, damarlarında Türk kanı dolaşan veya vatandaşlık bilinci ile kendisini Türk hisseden bir kişinin AKP’ye oy vermesi intihar demektir!.. İnsan bindiği dalı keser mi? Türklük, bu halkın en önemli ortak paydasıdır. Bir terör örgütü, belli bir etnik kökene mensup vatandaşların bir kısmının aklını çeldi diye bu sosyolojik gerçek değişmez.

“Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alıyorum!” diyen birisi nasıl olur da Türk milletinin Cumhurbaşkanı olur.

AKP Anayasa’dan bile Türk ismini silmek ve alt kimlik haline getirmek istiyor.

Ahmet Davutoğlu
13 mayıs 2015 Kütahya.

"12 yıllık birikim üzerinden yeni bir Türkiye inşa etmek üzere yola çıktık. Bu yeni Türkiye'de özgürlükler, milli birlik ve beraberlik esas olacak. " dedi.

Şimdi kendilerinin yaratıp hortlattıkları teröre karşı birlik beraberlik çağrısı yapıyorlar.

Hangi birlik beraberlik,milleti Türk-Kürt,Alevi-Sünni,İnanan-İnanmayan,Türbanlı-Türbansız,Bizden-Sizden diye ayrıştıran sizler değilmisiniz.

Bu devletin kurucularına bile iki ayyaş diyen siz değilmisiniz?

Şimdi hangi yüzle bu milletten birlik beraberlik istiyorsunuz?

Bu yalanlara artık kargalar bile inanmaz,bunlar devlet adamlığına yakışmayan bir tavırdır,

Şimdi deniz bitiyor işte.

Artık sözün bittiği yere gelindi.

***

ap: Ülkemiz Nasıl Bu Hale Geldi?

Neredeydik.
Nereye geldik.
Nereye gidiyoruz?

Dinci terör bir yandan.
Bölücü terör öbür yandan.
Terör Türkiye’ye savaş açtı.
Savaştayız.

***

Güneydoğu’da tankların ve topların bile kullanıldığı savaş. Her gün gelen şehit cenazeleri…

Büyük kentlerimizde can yakan ve yüzlerce insanımızın ölümüne neden olan bombalama olayları…

Yanmış ve parçalanmış bedenler, kopuk kol ve bacaklar, yerlerde kan…
Siren sesleri, feryatlar…

AKP’nin ağzından düşürmediği “Yeni Türkiye” bu mu?
Her taraf kan revan içinde…

Yıllarca “Çözüm” dediler, PKK’nın her türlü melânetine göz yumdular ve… Alın size çözüm!

Ülke yangın yeri gibi!

“Kanları yerde kalmayacak. Hainlerin kimliği tespit edildi!.. Bu alçakça ve hain saldırıyı kınıyoruz!”
Oysa kınamak sorunu çözmüyor.

Sorumluların istifa etmesi gerekmez mi?

Hayır, O makamlara gelenlerin kafasında böyle bir düşünce hiçbir zaman olmamıştır.

Koltuklarında oturanlar eylemi kınamakla yetinir, her şey birkaç gün sonra unutulur gider!

Acaba biz bunlara mı layıktık?
Yoksa başımıza gelecekleri
seçim sandıklarında kendi ellerimizle, kendi oylarımızla mı hazırladık?

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Terör ve terörist tanımı genişletilsin” dedikten sonra,Teröre karşı başarısızlığını örtmek isteyen iktidar Meclis’te yeni bir düzenleme yapmaya hazırlanıyor.

Aklınıza gelen her yazı, her eleştiri “Silahsız terör” diye adlandırılıp, yazanlar, çizenler “Silahsız terörist” diye içeri tıkılabilecek!

Böylece terör susturulacağı yerde, muhalefet yapan yazarların, aydınların eleştirileri susturulacak!

Artık her türlü haber, her türlü yorum, her türlü bildiri ve istek “Terör propagandası yapıyor” iddiasıyla tutuklanmalara yol açabilir.
Bu durumda ülkeye yeni cezaevleri yapmak gerekecek!

**


AKP’nin iktidara getirilmesi (2002)

Ecevit başkanlığındaki koalisyon hükümetinin Irak’ın işgaline ve dolayısıyla Kürdistan projesine yol vermeyeceğinin belli olması üzerine, Kemal Derviş durup dururken erken seçim lâfını ortaya attı. Nedendir açıklanmadı, Devlet Bahçeli de hemen razı oldu. Kasım 2002 seçimlerinde daha bir önceki yıl kurulmuş olan AKP yüzde 34 ile iktidara geldi. ANAP, DYP ve MHP yüzde 9 oranında oylarla TBMM’ye giremedi. Uzan’ın Genç Partisi yüzde 7 oranında oy almasaydı, gireceklerdi ve AKP tek başına hükümet olamayacaktı. Seçimlerde sınırsız para harcayan bu Genç Parti’nin nereden çıktığı ve o kadar parayı nereden bulduğu sorgulanmadı.

Irak tümüyle ABD’nin denetimine geçince, PKK’nın palazlanmasının da yolu açıldı.

TSK’nın Irak’ın Kuzeyindeki terör yuvalarına en küçük bir müdahalesine izin vermeyen ABD bizi güya terör karşıtı lâflarla ve istihbarat desteği aldatmacasıyla oyaladı. Daha doğrusu, meşruiyetini dışarıya dayandıran ve Batının her dediğini yerine getiren AKP hükümeti oyalandırılmaya çanak tuttu.

1999’da, Suriye’deki varlığı tasfiye edilen PKK böylece 2003 yılında ABD’nin kanatları altında Kuzey Irak’da karargâh kurdu.

O zamana kadar TSK’nın PKK’ya, Bağdat ile mevcut “sıcak takip” anlaşması uyarınca karadan ve havadan vurduğu darbeler sürdürülemedi. Zira, ABD izin vermedi.

SİLİVRİ DAVALARI VE AÇILIM

Üçüncü kritik dönüm noktası Silivri davaları

Artık açık şekilde belli oldu ki, bu davalar, TSK’nın, Türkiye’nin iç ve dış güvenlik mimarisinin oluşturulmasının tümüyle dışına çıkarılmasıydı. Başarıldı. Böylece, ipler tamamen AKP hükümetinin ve ABD’nin eline geçmiş oldu. Oysa, bütün demokratik ülkelerde silahlı kuvvetler özellikle dış politikanın ve güvenlik politikasının oluşturulmasında merkezi rol oynarlar.

Dördüncü kritik dönüm noktası “açılım” süreci

Silivri davaları ile eş zamanlı olarak, AKP hükümetinin PKK ile müzakerelere başladığı ortaya çıktı (Oslo görüşmeleri). Kendine yönelik terörizm ile dünyanın her yerinde mücadele edilmesi gerektiğini savunan ABD, PKK ile müzakereleri memnuniyetle karşıladı. Aynı dönemde, AKP ABD’nin telkin ve teşviki ile daha önce “aşiret reisi” diye küçümsediği Barzani ile ilişkileri ısıttı. O kadar ısıttı ki, bu gelişmeden ABD bile rahatsız oldu. Mezhepçi politikalarla merkezi Irak hükümeti dışlandı.

2009 Habur rezaleti ile inkıtaya uğrayan “süreç”, 2011 seçimlerinden sonra hızlanarak devam etti. Güneydoğu’da devlet egemenliği adım adım PKK’ya devredildi.

AKP’NİN SURİYE POLİTİKASI

Beşinci kritik dönüm noktası Suriye politikası

“Arap Baharı”nın rüzgarına kendini kaptıran AKP, Suriye’de de alelacele yapılacak seçimlerle Müslüman kardeşlerin iktidara getirileceğini, böylece Müslüman Kardeşler’in yönettiği ülkelerin ağabeyi olacağını hesap etti.

Bir histeri krizine tutulmuş gibi, Esad’ı devirmek için ne lazımsa yaptı. Sınırlar delik deşik oldu. Dünyanın her yanından gözü dönmüş cihatcıların Suriye’ye girmeleri sağlandı. Ellerine silah, cephane verildi. Her türlü lojistik destek eksik edilmedi. Büyük ölçüde AKP politikaları yüzünden Suriye’de yüz binlerce insan öldü.

AKP’nin yaptığı mezhepçi hesap tutmadı. Tutması da zaten mümkün değildi. Rusya ve İran’ın Esad rejiminin devrilmesine izin vermeyecekleri o histeri krizi içinde hesap edilemedi.

IŞİD ile mücadeleye ve İran ile nükleer müzakerelere öncelik veren ve dolayısıyla İran’ı rahatsız edecek hamlelerden kaçınan ABD de, Esad’ın devrilmesini öncelikli gündem olmaktan çıkardı. AKP yalnız başına kaldı.

O dönem içinde Türkiye’ye milyonlarca Suriyeli sığınmacı girdi. Yarattıkları sosyal ve ekonomik sorunları bir kanera bırakalım, sığınmacılarla birlikte gözü dönmüş cihatçılar, Suriye rejiminin muhaberatçıları, her ülkenin casusları Türkiye’ye doluştu.

Terör örgütleri ülke içinde birbirleriyle çatışmaya başladı. Büyük şehirlerde kalaşnikov silahlarla cinayetler işlenir oldu.

Devlet, ülkenin bir kısmında, egemenlik hakkını kullanmaktan kaçınır duruma geldi.

Ülke, bölünmenin ve bir kıvılcımla kargaşalara savrulmanın eşiğini getirildi.

SONUÇ

AKP hükümeti kendi başına karar alıp uygulama yeteneğini hemen hemen tümüyle yitirmiş durumdadır.

ABD’nin, Almanya başta olmak üzere AB’nin, İran’ın ve PKK’nın elinde hükümeti ve mensuplarını Türkiye içinde ve uluslararası alanda çok zor durumda bırakacak malzeme birikmiştir. Hükümet bu sayılanların rehini halindedir.

Türkiye’nin ulusal güvenliği yaşayan bellek içinde hiç bu kadar tehlike içinde kalmamıştır.

Yani AKP’nin bizzat kendisi bir ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir.

Ülkede kiminle konuşsanız her şeyin kötüye gittiğini anlatır size. Umutlar gittikçe azalıyor.

Ülkenin hiç bir döneminde bu kadar çaresiz olmamıştık. Çözüm süreci ile şehre inen çapulcular, eğitim sistemini bile sarsacak güce erişti.


***



Emperyalizmin bir tek hedefi vardır: ülkeleri Sömürmek, talan etmek; vatanına, toprağına sahip çıkmayanların, çıkamayanların vatanına el koymak…

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bu konuda şunları söyler:

“Bizler Amerika olarak içimizdeki vatan hainlerini çabuk öldürürüz, Dünya’nın birçok ülkesindeki vatan hainlerini ise kahraman yaparız, ülkelerinde önemli yerlere getiririz…”

Bunlar Osmanlının son dönemlerinde ve Kurtuluş Savaşında da vardı ama zamanla temizlendi… Atatürk’ün ölümünden sonra ise yeniden başını kaldırdı. Varlığını sürdürüp, günümüze değin geldi…

Bunlar, üç kuruşluk menfaat, çıkar için vatanlarını yabancılara peşkeş çektiler.…


Bunların efendilerine en büyük hizmeti ise her zaman ve her dönemde halkın uyumasını sağlamak, halkın gerçekleri görmemesi için elinden gelen çabayı göstermek, onları yüzyıllardır süren uykusundan uyandırmamak…

Emperyalist devlet işte bu nedenle yandaşlarını besler, destekler, korur, onları önemli mevkilere getirir…

Bu alışverişten alan da satan da memnundur…

Küresel emperyalizm, dünya halklarının sömürüye, baskıya başkaldırmaması, karşı koymaması için ülkelerde “Sürü psikolojisi”ni egemen kılmaya çalışır… Bunun için propaganda, beyin yıkama programları hazırlar, örgütler kurar, “uyutma projeleri” geliştirir…

Bu uğurda milyonlar, trilyonlar harcar…

CIA, TAVISTOCK gibi kuruluşlar dünyayı uyutup, uyuşturarak, emperyalistlerin dilediği biçimde sömürüp semirebilmesi için ortam hazırlayan kuruluşlardır…

Ford Vakfı, Rockefeller gibi büyük sermaye grupları ise bu “Kitlesel beyin yıkama” örgütlerinin finans, para kaynaklarıdırlar.

“Bugün Tavistock, ABD’deki vakıflar ağını 6 milyar dolarlık bir bütçe ile faaliyette bulundurmaktadır. ABD’nin dünya düzeni üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik programlar üreten 10 büyük vakıf ve bu Vakıflara bağlı olan 400 kuruluş, 3000 araştırma ve düşünce kuruluşu, Tavistock’un doğrudan kontrolü altındadır…”

Bu örgütler, az gelişmiş ülkeleri denetleyebilmek için o ülkenin medyasına, basınına, insan hakları ve demokrasi örgütlerine, sivil toplum örgütlerine trilyonlar akıtır… Para yardımı yapar…

Onlar da demokrasi ve insan hakları savunuculuğu perdesinin arkasında efendilerine hizmet ederler… Irkçılık, cemaatçilik çalışmalarını “eşitlik, özgürlük” bahanesine sığınarak, desteklerler… Savunurlar…

Böylece bir ülkenin bölünmesini, parçalanmasını gerçekleştirip, emperyalizmin “Böl – yönet” siyasetini hayata geçirmeye çalışırlar…

Halkı uyutma, afyonlama en çok da “Kitle iletişim araçları” ile gerçekleşir… Kitle iletişim araçları deyince gazeteleri, radyoları, internet sitelerini anlatmak istiyoruz. Ama halkımızı uyutma, uyuşturma çalışmaları yapan kitle iletişim araçlarının başında televizyonlar gelmektedir…

Diziler, yarışmalar, magazin, İzdivaç programları, Surviver halkımız üzerinde tam bir NARKOZ etkisi göstermekte, “beyin yıkama” aracına dönüşmektedir.

Televizyon karşısına geçen adam kendisini öyle bir verir ki diziye, yarışmaya, evlendirme programlarına, dünya yansa görmez, duymaz, anlamaz…

Bakarkör olur…

Adeta televizyona kilitlenir, beyni esir alınır…

Yanı başında gencecik fidanlar öldürülür, bombalar patlar, hendekler açılır, maden ocakları için binlerce ağaç sökülür, orman katliamına direnen insanlar gaz bombaları altında yerlerde sürüklenir, yaralanır, gözünü – kolunu kaybeder, ülke parçalanır…

Ne gam…

O, dönüp bakmaz bile… Kılı kıpırdamaz…

Sanki o başka bir evrende yaşıyor gibidir… Sanki bütün bu olaylar onun dışında gerçekleşiyor…

Çünkü diziler, izdivaç programları, magazinler onda düşünecek ne kafa ne beyin bırakır… Ne de başını kaldırıp da çevresine bakmaya, olup bitenleri düşünmeye zaman bırakır…

Onun bir tek derdi var şimdi: Kim kime âşık olmuş, kim kiminle yakalanmış, dizilerde kim kimi boynuzlayacak, kim kimi aldatacak, evlenme programlarında kim kiminle hayatını birleştirecek?

Bir günde 7 – 8 dizi izlettiren TV’ler var…

Bir zaman gelecek, Türkiye parçalanıp özerk bölgelere ayrılıp, bölünecek… Biz de tıpkı Yugoslavya’da olduğu gibi, halkımıza “Bütün bu işler olup biterken siz ne yapıyordunuz?” diye soracağız. Onlar da yine tıpkı Yugoslavya halkı gibi:

“Bizim bir şeyden haberimiz yoktu, Biz bir şey anlamadık, biz evde dizi izliyorduk…” diye yanıt verecekler…

Ama işte o zaman, iş işten geçmiş olacak…

***


Bunlar kadar, darbenin veya darbeye teşebbüsün adını kullanmaktan zevk alan başka bir grup bulamazsınız.

Onların iktidarına, onların hırsızlıklarına, onların devleti soymalarına, onların Cumhuriyeti yıkma çalışmalarına karşı çıktığınız zaman, anında ya darbeci ilan edilirsiniz ya da darbeye teşebbüsle suçlanırsınız.

Önce ne kadar yandaş medya varsa, ne kadar haram havuzundan beslenen maaşlı “aile gazetecisi” varsa size saldırmaya başlarlar.

Sonra üniformalarını ve cübbelerini kiraya vermiş polis ve savcılar devreye girer. Eğer Yargıç da,bunların ekibindense yandınız demektir.
Çık çıkabilirsen içeriden!

Bunların düşünce yapılarını, mantıklarını anlamak çok zordur.
bu sepetleri!

Bir mahkeme:

Genelkurmay Başkanını “Terör örgütü kurmak” suçlamasıyla tutuklama kararı verdiğinde; “Burası hukuk devletidir, mahkemeler bağımsızdır, mahkeme kararına herkes uymalıdır” derler!

Bir Mahkeme:

Dosyadaki delilleri araştırdığında, hepsinin sahte ve düzenlenmiş olduğunu görür ve suçsuz kişileri tahliye ederse, “Askeri vesayet devam ediyor” , “Bunlar devlete sızmış Paralelciler” diye bağırmaya başlarlar.

Anayasa Mahkemesi:

“Lâiklik karşıtı eylemlerin odağı oldukları” gerekçesiyle bunları mahkûm eder,
Yüce Mahkeme anında darbeci ilan edilir.
Aynı mahkemenin verdiği bir karar hoşlarına giderse, “İşte Hukuk Devleti” derler...


Milyonlarca dolar-avro ile yakalanırlar. Resimler, belgeler, paralar, kasalar hepsi ortada!

Anında “Tuzak bu, paraları polis koydu, paralelci Savcı ve Yargıçların işi!”derler.

Mahkeme paraların iadesine karar verir, sorarsınız; “Hani paraları polisler koymuştu? Hani tuzaktı? Hani paralar sizin değildi? Niçin paraları alıyorsunuz?

Utanmadan ne derler bilir misiniz:

Yargı karar verdi, ne yapalım yani paraları almayalım mı? Siz mahkeme kararlarına saygı duymaz mısınız?

“Ben Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyorum, saygı duymuyorum” diye Hukuk Devletini yok edecek sözler söyler, "eleştiri hakkını kullanıyor” derler!

“Türk Milletinden özür dilemeli” dersiniz,

Yanıt; “Bu Anayasa Mahkemesi darbecidir, kaldırılmalıdır” şeklinde gelir.

Sözün özü, bunlar ve Cıva yapışık ikizler gibidirler. Bir noktada tutamazsınız, menfaatleri neredeyse oradadırlar. Dünya yanarsa yansın, ama bunların bitli yorganı yanmasın!

Cahildirler, yapmayı imarı inşayı bilmezler, yıkmada bunlar kadar ustası yoktur.

Hayal âleminde yaşarlar; Bir bakarsınız “Üç saatte Şam’a gidip Cuma namazını Emevi Camiinde kılarlar! Bir bakarsınız akşam namazını Rusya’da kılmaya giderler! beceremediler mi,gidip Silopi'de kılarlar.

Bu sebepten, mevcut siyasi partilerin bunlarla mücadele edip, sandıkta mağlup etmeleri mümkün değildir. Salıdan Salıya grup toplantılarında konuşma yapmakla başarılı olunamaz.

Hafta sekiz gün dokuz, gün 24 saat çalışacak, vatandaşlarımıza gerçekleri anlatacak bir siyasi örgütlenme şarttır. Eğer bu yapılamazsa Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk Milletinin işi çok zor demektir.

***


AKP yöneticileri siyonist İsrail rejimi ve gerici arap yönetimleri ile el ele vermek suretiyle Türkiye'yi belirsiz bir bataklığa sürüklemektedirler.


Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul, 2014’de CNN’e verdiği röportajda kendi partisiyle zıt düşerek, “Biz [Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti], Suriye’de IŞİD ile müttefikiz,” dedi.

Amerikalı yetkililer, geçtiğimiz birkaç yıl boyunca CIA'in yaklaşık 10 bin kadar savaşçıyı eğitip ve teçhizatlandırıp Suriye'ye gönderdiğini söylüyorlar – bu da demek oluyor ki CIA, her bir Esad karşıtı asi için yaklaşık 100 bin dolar harcıyor...”

Haziran 2014'de kendisiyle yapılan röportajda, ömrünü Yahudi emperyalizmine adamış İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, kendi Yinonite ideolojisini, Tel Aviv'in arzusunun Sünni ve Şii müslümanların birbirleriyle savaşmaları olduğunu, onlar birbirlerini güçsüz düşürdüklerinde, İsrail'in hasadı toplamak için orada olacağı, şeklinde açıklıyor.

AKP yönetimi, daha çok mezhepçi yaklaşımlarla hareket ediyor. Mısır’da İhvan grubunu, Suriye’de “Müslüman Kardeşler” grubunu ya da anti-Şii grupları destekleyerek hareket ediyor. Yemen’de de Husiler’e karşı Suudilerle işbirliği yapıyor. Türkiye’nin yaklaşımı mezhepsel, Amerika’nın yaklaşımı ise kendi çıkarlarına hizmet edecek yönde.
Aynı şekilde ABD, IŞİD’le mücadele adı altında bir Kürt koridoru açma ve Kuzey Irak petrollerini Türkiye’ye muhtaç olmaksızın Akdeniz’e taşıma ve oradan pay alma peşinde. Bu bakımdan Amerika’nın hesapları bütün Ortadoğu ülkelerini bölüp sömürmektir.
Amerika bu hedefine ulaşmak için İsrail ile birlikte hareket etmektedir,bu planın içerisinde Türkiye'nin parçalanması da vardır ve Amerika PKK ile PYD ye açıkça destek vererek müttefiklik yalanının arkasındaki gerçek niyetini açıkça ortaya koymaktadır.

Suriye Amerika ve İsrail'in Türkiyeyi parçalama planları için engel teşkil etmekte ve arada bir tampon bölge görevi yapmaktadır,bu nedenle Türkiye'nin Suriye'nin parçalanması yönünde hareket etmesi tam bir akılsızlık ve bindiği dalı kesmektir,Türkiye Suriyenin parçalanması yönünde değil aksine Suriye ve hatta Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması yönünde hareket etmelidir.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Suriye’nin ‘ABD’nin, İsrail’in ve radikal İslamcıların eline düşmesine izin vermeyecek gerçek dostları’ olduğunu söyledi.

Bu konuda basit bir örgüt lideri dahi gerçekleri anlamışken bizim yöneticilerin bunu anlayamaması hayret edilecek bir şeydir.

Türkiye bu durumda acilen bir U dönüşü yapıp Suriyedeki PYD dahil bütün terörist guruplara karşı bir savaş başlatıp Suriye'nin meşru devlet başkanı Esad'ın yanında yer almalıdır.

Bu yapılmadığı takdirde Türkiye'nin geleceği için bu kafa yapısındaki insanlardan oluşan AKP'nin acilen iktidardan düşürülmesi lazımdır.

AKP düşerse yerine kim gelecek diye milletin kafasında soru işareti oluşturmaya çalışıyorlar halbu ki bu günkü şartlarda AKP'nin yerne kim gelirse gelsin yapılacak değişiklikler bellidir.

AKP iktidardan düşerse:

Türkiye parçalanmaktan kurtulur.

Sinekler gibi ranta koşan medya ve işdünyasındaki karaktersizler ordusu da düşer.

Hızlı büyüme dönemini bahane ederek kesesini dolduran rantçıların çarkına çomak sokulur.

Yeni oluşan ayrıcalıklılar sınıfı dağıtılır veya pasifize edilir.

Hızla artan gelir adaletsizliği uçurumunun daralması için bir fırsat doğar.

Büyümenin sadece makro-iktisadi yönlerine odaklanan hükümetin düşmesiyle büyümenin sosyal boyutlarını da düşünen bir hükümet çıkabilme şansı doğar.

Bir şekilde akp'nin içinden çıkıp ülkeyi yöneten bazı yetersiz bakan,bürokrat ve belediye başkanları tutarsızlık ve yetersizlikleriyle devre dışı kalır.

Avrupalılaşma idealinden uzaklaşıp doğulu-asyalı hayaller kurmaya başlayan Türkiye yine avrupa'ya dönme fırsatı yakalayabilir.

Gittikçe ceberrutlaşan devlet halkın tüm kesimleriyle barışma fırsatı yakalayabilir.

Eğitim adaletsilziğine yama da olsa bir çözüm sunan dersanelerin kapatılması önlenip, gariban kesimlerin de iyi lise ve üniversitelerde eğitim görme şansı devam ettirilebilecektir

Partili atanmış yetersiz bürokrat ve müdürlerin yerine ehil kişilerin gelmesi sağlanabilir.

AKP'nin başarısız olduğu yönleri iyi tespit eden bir parti o eksik ve yanlışları kapatarak çok hızlı ve güzel bir başlangıç yapabilir.

Bunda sonraki tüm hükümetler dindar ve dindar olmayan tüm halkın bireysel özgürlüklerini gözetererek ülkeyi yönetebilir.

***



Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Atatürk’ün mucize olarak şeriat bataklığından kurtarıp akılcılığa, müsbet ahlaka ve çağdaş uygarlığa ulaştırdığı Türk toplumu bugün değersiz çıkarlar uğruna işbirliği yapan ve her şeyi din açısından ölçüye vuran şer ve şeriat temsilcilerinin pençesine düşmüştür.

Şeriatçılar, görülmemiş bir azgınlık içerisinde en sinsi ve hileli usullerle devlet yönetiminin kilit noktalarını ve bu arada laikliğin silahlı teminatı olan orduyu da ele geçirmişlerdir.

Bundan 85 yıl önce Kubilay’ı şehit eden bu şeriatçılarla bugün tüm dünyayı tehdit eden IŞİD’çilerin aralarında hiç fark yok, yöntem aynı, camilerde yatıp kalkıp ‘Allhu-ekber’ diyerek baş kesenler, suçsuz insanları topluca yok edenler ve de onları koruyanlar.

Nerde Suruç ve Ankara katliamlarının azmettiricileri, Nerde bunları koruma altına alanlar.

Bugün tıpkı Cumhuriyet döneminden önce olduğu gibi şeriatın insan beynini kemirici, aklı ve mantığı yok edici, düşünme gücünü yitirici, yaratıcı zekayı köreltici, kadınları küçültücü ve insan varlığını ‘kul’ ketresine indirici verileriyle şekillendirmek istemektedir.

Türkiye’deki şeriatçılık, hilafetçilik, Nurculuk, Süleymancılık gibi dinsel akımların gerçek amacı, İslamcı bir devlet kurmak değil, Türkiye’de uyanışı söndürmek, yabancı sömürüye yakın kafalar yetiştirerek şeriat özlemcilerinin istemlerine boyun eğdirmektir.

Bu nedenle Büyük İsrail Projesi (BİP)’in hayata geçirilmesi için PKK terör örgütünün eylemleri ve IŞİD’e karşı gösterilen hoşgörü güzel yurdumuzu adım adım şeriat bataklığına sürüklenmektedir.

Bugün sadece Gaziantep’te beşyüzbin Suriye’li göçmen vardır. Suruç, Ankara ve Paris katliamlarının ardında Gaziantep’te beslenen, barındırılan IŞİD örgütünün varlığı artık inkar edilmemekte, hatta IŞİD; katliamlardan sonra caddelerde IŞİD bayrakları ile gösteri yapılmaktadır.

***

Erdoğan halifelik hayalini gerçekleştirmek için her şeyi göze almıştır.

"Adım adım dikta rejimine gidiyoruz. İktidar yerinde kalabilmek için siyasi cinayetler de dahil her şeyi yapabilecek durumda…"

CHP lideri Kılıçdaroğlu bu sözleri herhalde boşuna söylememiştir,bu sözleri söyleyen sıradan bir insan değildir,Türkiye Cumhuriyetinin ana muhalefet partisi lideridir.

AKP iktidarının başından beri Suudi’lerle ve Katar’la olan ilişkilerinin tümünde yolsuzluk var. Milyarlarca dolar geliyor buraya “IŞİD’e verin, Nusra’ya verin, ÖSO’ya verin, tank alın, tüfek alın, donlarını verin, şekerlerini verin.” Kim kontrol ediyor bunu? Var mı bunu denetleyen bir kurum? Suudi Arabistan kaç para gönderdi? Meclis biliyor mu, bu gazetenin okuyucuları biliyor mu? Başbakan'ın örtülü ödeneğinden ne kadar para harcandığını,nereye harcandığını kimse biliyor mu? eskiden yokken Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca neden Cumhurbaşkanına da Örtülü ödenekten harcama yetkisi verildi.

Bütün bu yolsuzlukların örtbas edilebilmesi için tek yol iktidarda kalmaktır,bu gün AKP'nin iktidar savaşı ölüm kalım savaşına dönüşmüştür.

Erdoğan’ın halifelik ve bölgenin lideri olmak hayali ile Arap Baharı başlayınca Osmanlı hayalini canlandırmak istedi. Araplar da bir süre gaz verdiler, coşturdular. Yavuz Selim adı köprüye tesadüfen verilmedi, Bu mesaj Ortadoğu’dakilere, İslamcılara ve Müslüman Kardeşler’e idi, "ben Mercidabık’tan, gireceğim Emevi Camii’nde namaz kılacağım, sonra halife olacağım demek istiyordu” Hep bu düşünce vardı aklında, böyle örgütlendi her şey. Bütün o örgütlerden binlerce insan Türkiye’ye getirildi ve eğitildi. Mısır’dan, Tunus’tan, Suriye’den, Libya’dan…

Erdoğan baştan hata yaptı. Baştan hata yapınca bu yanlışlar bu gün Türkiye'yi korkunç noktalara getirdi. Çünkü o yanlışlıklar, çok karanlık ilişkiler içindeki yanlışlıklar. Davutoğlu bile kaç kere Erbil’e gitti, kaç kere Salih Müslim Türkiye’de misafir edildi. Ne dediler adama? “Esad’a karşı ayaklan, sana istediğini verelim.”Fakat Müslim ikna olmadı. Onun üzerine Türkiye IŞİD’i destekledi PYD ve Kürtleri sıkıştırsın diye.

Suruç bombasından bir gün önce IŞİD’in ve Suriye’de savaşan tüm örgütlerin komutanları Reyhanlı’da toplantı yaptı, kendileri servis ettiler bu fotoğrafları. 9 Haziran 2011’den beri bu örgütlerin liderleri, üyeleri Türkiye’ye giriyor çıkıyor, telefonunu, donunu, pantolonunu, yemeğini, çikolatasını her şeyini buradan alıyor, yaşıyor, geziyor! Müslüman Kardeşler’in binlerce lideri, komutanı var Türkiye’de. Her hafta bir otelde toplanıyorlar. Türkiye’yi bekleyen tehlike zannedilenden çok daha büyük!Türkiye bunu haketmiyor. Çağdaş, demokratik bir ülke, hiç hak etmiyor. Karşı tarafın ne kadar hasta, sapık olduklarını bütün dünya biliyor.

El Kaide’yi, Nusra’yı, IŞİD’i? Kim kurdu?

Suudi Arabistan ve Amerika.

hedefi şuydu: İslam’ı yozlaştırıp siyasi amaçları için kullanmak. İslam coğrafyasını perişan etmek. Bugün İslam Konferansı içinde 57 Müslüman ülke var, 57 ülkenin İslami görüşü birbirinden farklı, 57 ülke birbirleriyle kavgalı.

CIA, Bu coğrafyada Krallar, emirler, şeyhler gibi işbirlikçilere bizim hayal edemeyeceğin kadar para aktarıyor, Yeşil Sermaye dediğimiz kurumların sayısı 720 ve bu 720 kurumun toplam parası 2 trilyon dolar. Yani Türkiye 2 trilyon dolara karşı savaşıyor.Suudi Arabistan, Katar ve oradaki zenginler. Bugün IŞİD’i sadece devletler değil bu zenginler de destekliyor, acayip para akıtıyorlar IŞİD’e, Nusra’ya… Çünkü şöyle inanıyor ruh hastaları; “Bizim düşmanımız Şiiler, Aleviler, bunlar kafir.

2020 de yani sevr antlaşmasının yıldönümünde bir Kürt devleti kurulmuş olacak.

**

AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde, PKK’nin terörist eylemleri geriletilmiş, neredeyse sona erdirilmişti. İktidara geldiğinde küresel güçler ve cemaatle ortaklık yapan AKP, olmadık kumpaslar ve davalarla, tezgâhlarla, bağımsızlığı savunan, "NATO’dan çıkalım." diyen Türk Silahlı Kuvvetlerindeki ulusalcı ve milliyetçi subayları birer birer tasfiye etti. Böylece Türkiye’nin güvenlik gücüne büyük bir darbe vuruldu. Deniz Kuvvetleri eridi, krizdeki Yunanistan’ın burnumuzun dibindeki adaları işgaline en ufacık ses dahi çıkartılamadı.

Bu arada AKP döneminde başlatılan sözde “çözüm süreci” projesinin yanlış olduğu anlaşılınca inkâr edilmeye başlandı. Yine bu iktidar döneminde Türkiye’nin özellikle Irak, İran ve Suriye sınırları delik deşik oldu. IŞİD'in yaralı militanlarını hastanelerimizde tedavi ettirerek, koruyup kollayan AKP iktidarı, iddiaya göre onlara para ve silah yardımında da bulundu. MİT TIR'larını, lojistik destekleri, IŞİD'e katılmak isteyen yerli ve yabancılar, güney sınırımızdan ellerini kollarını sallayarak girip çıktı. Eğer bu dönemde sınırlarımız yolgeçen hanına dönmeseydi, Türk Silahlı Kuvvetleri etkisiz konuma gelmeseydi, belki de Reyhanlı ve Suruç katliamları ile Adıyaman ve Ceylânpınar’daki saldırılar yaşanmayacaktı.

“Yurtta barış, dünyada barış” yerine, “komşularla sıfır sorun“ politikası ülkemizi büyük sıkıntıların içine itti. Suriye’ye yönelik uyguladığı yanlış politikanın yanı sıra yıllarca “Esadsız geçiş dönemi, uçuşa yasak bölge, kara operasyonu ve yasak bölge” isteyen AKP’nin bu iddialarının hiçbiri kabul edilmedi. Şimdi Türkiye 2 milyonu aşkın Suriyelinin yanı sıra parasını da ödeyerek Suriye’ye IŞİD karşıtı operasyon düzenlemeye çalışıyor.

Yıllarca söylem ve eylemleri göz önünde iken şimdi "IŞİD' i terörist ilan eden ilk ülke biz olduk." diyerek akıl almaz bir pişkinlik sergilendi. Kafa kesenler, insanları eş cinsel diye apartmanlardan atanlar, kadın pazarı kuranlar, tecavüzcüler aylarca terör örgütü diye adlandırılmadı. Açıkça "İslam Devleti" adını kullanmalarına rağmen hâlâ "IŞİD"e "DAEŞ" denilmeye devam ediliyor. İş katliam boyutuna ulaşınca ve Batılılar yüklenince IŞİD kerhen terör örgütü oldu.

Sonuçta Türkiye IŞİD ve PKK ile birlikte DHKP-C'li teröristlerin de kol gezdiği bir ülke hâline geldi. Bu durumdan kurtulmak, devleti ancak bu örgütlerin kafa yapılarına sahip yöneticilerin elinden kurtarmakla mümkün olabilir.

Kısacası:

Türkiye’nin içine ettiler…

Bir cehennem dönemi yaşıyor ülke, tabutlar aralıksız geliyor, kasabalar yıkıldı, AB bir milyon mülteciyi geri gönderiyor, gazetelere televizyonlara el koydular, başkentte hilafet kongreleri yapılıyor, sokakta kadınları saçlarından sürüklüyorlar, dünya Türkiye’yi “diktatörlük” saydı, Suriye’de rezil olduk, canlı bombalar her yerde, turizm bitti, kuraklık var, çiftçi tükendi, her gün 350 esnaf iflas ediyor,emekli açlık sınırının altında yaşam savaşı veriyor, Türkiye devlet olmaktan çıktı…


Türkiye’nin bölgede tekrar saygınlık kazanması ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün laiklik ve “Yurtta sulh, dünyada sulh” ilkelerinin iç ve dış politikanın temeli hâline gelmesiyle ancak sağlanabilir.

**

İsrail Toprakları’nın Tevratsal sınırlarını gösteren farklı haritalar içinde en büyük sınırlara sahip olan versiyon, şu bölgeleri içine alır: Güneyde tüm Sina Yarımadası ve buna ek olarak Kuzey Mısır’ın Kahire’ye kadar uzanan bir parçası; doğuda, Ürdün’ün tamamı ve Suudi Arabistan’ın kuzey bölgesi; Kuveyt’in tümü ve Irak’ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde Lübnan’ın ve Suriye’nin tamamı ve buna ek olarak Türkiye’nin Van Gölü’ne kadar uzanan büyük bir parçası; ve batıda Kıbrıs. Bu sınırlar hakkında yapılmış çok geniş kapsamlı araştırmalar, devlet desteğiyle, atlaslara, kitaplara ve makalelere dökülmekte ve okullarda bu sınırların propagandası yapılmaktadır. Başta Gush Emunim olmak üzere kimi etkili dini gruplar, söz konusu coğrafyanın İsrail tarafından fethedilmesini istemekle kalmamakta, bu fethin ilahi bir emir olduğuna inanmaktadırlar.

Yahudi istihbaratı bu dönemde özellikle Kürt hareketinin Avrupa Temsilcisi olan Kamuran Ali Bedirhan ile ciddi işbirliği içindedir.

Bedirhan Türkiye Kürtlerindendir 1940’ten beri Paris’te yaşayıyor ve orada Polonyalı Yahudi bir bayanla evlidir.

Bedirhan 1948’de kurulan İsrail yönetimi ile temas kurarak İsrail Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu İşleri Bölümüne sunduğu bir raporda Suriye ve Lübnan’ın İsrail’e karşı etkisiz kalması için buradaki azınlıkların isyana teşvik edilmesinin şart olduğunu ileri sürmüştür.

Bedirhan ayrıca raporunda, Dürziler, Maruniler ve Kürtlerin İsrail’in tabii müttefiki olduğunu belirtir ve İsrail'in Kürtlere yardım etmesi gerektiğini bildirir.

İsrail yönetimi Kamuran Ali Bedirhan aracılığı ile 1961’den beri Irak’ta isyan etmiş olan Kürt isyancılarla irtibat kurarak onları yönetip yönlendirmektedir.

Irak’taki Barzani hareketine yardım eden Yahudiler, Türkiye’deki Kürtçülük hareketinde de tahrikçilik ve kışkırtıcılık yapmaktadırlar.

7 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Uğur Mumcu, Mossad-Barzani bağlantısını şöyle anlatmaktadır:
“Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki, Mossad-Barzani ilişkisidir. Mossad, İsrail Devleti’nin gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt Lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, ‘Hayır olmadı’ diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da Mossad-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.

Uğur Mumcu ölümünden birkaç gün önce MOSSAD’ın Celal Talabani’ye yaptığı maddi yardımı ve bu*nun yıllık miktarını yaz*mıştı.

Uğur Mumcu, bu yazısından 17 gün sonra 24 Ocak 1993 pazar günü arabasının altına konulan C-4 tahrip kalıbının patlaması sonucu öldürüldü.

Eğer Türkiye'de bir istihbarat teşkilatı varsa bütün bunların bilinmemesi imkansızdır.

Eğer Türk İstihbaratının görevi sadece Cumhurbaşkanına hakaret edenleri yakalamak değilse ki,(dünyada böyle bir görev yoktur) o zaman istihbarat birimlrinin dolgun maaşlarını alıp yan gelip yattıkları düşünülebilir,veya yan gelip yatmaları,hiç bir şeye karışmamaları için kendilerine emir verildiği düşünülebilir.
Eğet AKP bütün bu Amerikan-İsrail planlarını biliyor da bulanık suda balık avlamak ve parçalanan Ortadoğu'da (Irak-Suriye-Mısır) küçük şeriat devletleri kurarım umudu ile bu devletlerin parçalanmasını istiyor ve bunun için şeriatçı teröristlere yardım ve yataklık ediyorsa hayal içinde yaşıyor demektir,buralarda Amerika'nın desteği ile ileride bir yahidi devleti veya devletleri kurulabilir,fakat bir şeriat devleti hiçbir zaman kurulamaz.

Bu durumda AKP İsrail'in planını destekleyip,bu planın gerçekleşmesi için Irak,Suriye ve Mısır'ın parçalanması yönünde hareket ediyorsa Ülkemize karşı tam bir ihanet içerisindedirler,ve bütün AKP'liler ve ona hizmet eden yandaşlarının vatan haini olarak yargılanmaları lazımdır,çünkü İsrail planı Ortadoğuda gerçekleştiği zaman hedefte Türkiye olacaktır,zaten PKK vasıtasıyla altyapısı hazırlanmış olan doğu ve güneydoğu Anadolu bölgeleri adı Kürdistan da olsa İsrailin egemenliği altına girmiş olacaktır.

**

Asrın liderimiz hukuku ulemaya (Ulamaya) soralım diyor.

Türkiye’nin Först Leydisi buyurmuşlar:
“90 yıllık enkazı kaldırdık.”

Kendi iktidarlarında Türkiye’nin huzur ve sükun içinde olmadığını itiraf eden Eminanımın “Kaldırdık” dediği enkaz, 93 yıllık cumhuriyet tarihidir!..
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde aydınlanmaya, çağdaşlaşmaya yürümektir…
Temelinde Kurtuluş Savaşı vardır, cumhuriyetin değerleri, kazanımları vardır, Atatürk ilke ve devrimleri vardır…

Bir de son 13 yıllık enkazı kaldırıp baksak, altından neler çıkmış?..
Evet, o enkazın altından derin bir kutuplaşma çıktı…
Ülkenin karpuz gibi ortadan bölünmesi, keskin ayrılıklar çıktı…
Terörle mücadele yerine teröristle pazarlık masasına oturma acizliğinin sonucunda ülkenin kan gölüne dönmesi çıktı…
Her gün sıra sıra şehit tabutlarının gelmesi çıktı…
Kürt ırkçılığının tırmanması çıktı…
Demokrasinin rafa kaldırılması, insan hak ve özgürlüklerinin zincire vurulması çıktı…
Türkiye’nin itibarsızlaşması çıktı…
O enkazın altından dış politikada sıfırlanmamız çıktı…
Sözüne itibar edilmeyen, ciddiye alınmayan bir ülke çıktı…
Bütün komşularımızla sorunlu hale gelmemiz çıktı…
Dünyada yalnızlaşmamız çıktı…
Ülkenin daha da fakirleşmesi çıktı…
Sosyal dengenin bozulması çıktı…
Kadına şiddet ve tecavüzler çıktı…

Komşularının içini karıştıran, Avrupa değerlerinden uzaklaşmış, güvenirliğini kaybetmiş bir Türkiye çıktı.

İlkokullara tavsiye edilen 100 temel eser, gavurlar (!) tarafından yazıldığı için, eğdiler büktüler, akıllarınca caiz’leştirdiler "Andersen masalları dünyada sadece Türkiye’de “bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulları çokmuş” tekerlemesiyle başlıyor.

"Heidi dua ederek huzur buluyor. Tom Sawyer başarılı olmak için dua ezberliyor. Pollyanna’ya ahiret kavramını monte ettiler, Allah’ın bu dünyada bahşettiklerinin kıymetini biliyor, bundan mutlu oluyor. Pinokyo teşekkür etmek yerine, Allah razı olsun diyor. Pinokyo’nun babası Gepetto püsküllü bere yerine, takke takıyor iyi mi… Üç Silahşörler hidayete eriyor. La Fontaine’in tilkisi bile “Allah yolunu açık etsin” diye uğurluyor."


"Hacivat’la Karagöz rabia işareti yapar, Keloğlan doktorasını tamamlamaya İtalya'ya gider"

Kaplumbağaya türban taktılar. Diyanet Çocuk Dergisi’nin çizgilerle hikaye bölümünde, hayırlı bir evladın nasıl olması gerektiğini anlatan anne kaplumbağa, türbanlı.

Spiderman namaza başladı.
Ankara’da bir ilkokulda, din kültürü dersinde, Örümcek Adam’ın seccade üzerinde resmini dağıttılar. Konu başlığında “namaz öğreniyorum” yazıyordu. Spiderman’in kafasında takke vardı.

100 temel eserin tercümesi haram’dan helal’e çevrilince, yabancı çizgi film karakterleri de İslami usüllere uygun yayınlanmaya başlandı. Şirinler mümin oldu… Dünyanın tüm televizyonlarında “lay lay lom” diye dolaşıyorlar, bizim televizyonlarımızda “la ilahe illallah” diyerek dolaşıyorlar. Şirin Baba cuma namazına gidiyor. Gece uyumadan önce birbirlerine “Allah rahatlık versin” diyorlar.

Nasreddin Hoca’nın iki eşi varmış.

İlk eşi Leyla ile onun teyzesinin kızı Ceren.

Nasreddin, göbeğine kadar inen sakalı bembeyaz, en az 80 yaşında… Leyla ile Ceren ise taş çatlasın 15-16 yaşındalar, henüz ikisi de çocuk, ikisi de çocuk gelin.

Biz 90 yılla iftihar ediyoruz…

Cumhuriyet’in okuma – yazma oranından kadın haklarına, Türkiye’yi getirdiği noktayı anlatmayacağım.

Kifayetsizler, bunu hırsları,ihtirasları ile örtmeye çalışsalar da, aslında “ne olduklarını,ne kadar olduklarını” bilirler.

Öfkeleri bu yüzdendir. İddialarının akıldan önde gitmesi bu yüzdendir. Çevrelerine sadece “en büyük sensin” diyenleri toplamaları bu yüzdendir.

Bağırmaları da, en çok “kendilerini ikna edebilmek” içindir.


90 yılda Osmanlının enkazından Tüm Dünyaya örnek olacak bir Türkiye Cumhuriyeti çoktı.

13 yılda Bu cumhuriyet AKP ve yalakaları tarafından gerçek bir enkaz haline getirildi.

Önümüzdeki günler daha çok şeye gebe. Ama en azından şunu biliyoruz:

Cumhuriyet dönemini “enkaz” diye nitelendirenler, onun altında kalacaklar. Bugün değilse, yarın!

Gün gelir, iş şirazesinden çıkar. Yaldızlar dökülmeye başlar.

Bugün, o noktadayız.

**

90 yılın özeti:

Adnan menderes "ben odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm" demişti. RTE, bugün Hakan Şükür'ü milletvekili yaparak olayı bir adım ileriye taşıdı.

“Duyarsız, bilgisiz, cahil.”

Milletvekiline ( Hakan Şükür) sordular: “ Ne düşünüyorsun?”
“Büyüklerim bilir!” dedi.

O bilgisizler, cahiller

Geçmişe bugün ulaştığımız seviyeden bakıp yüz yıl önceyi eleştiriyor:

“Atatürk Cumhuriyeti kurarken halka mı sordu.” diyor.


O Günün Koşulları

O günlerin koşullarını herkes bilmek zorunda.

Şeriat Devleti- Mutlakiyet…

1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra bunların hepsi değişti.

Kul olan, padişahın kulu olan Cumhuriyet’te yurttaş oldu.

Kendisi için karar vermeye çalıştı.

Bugün herkes özgür. O günlerde dünya ne durumdaydı bunu iyi bilmek zorundayız.

1923’te bizde demokrasi ilan edilirken, dünyada demokrasi pek yoktu. Almanya’da faşist hareketlerin başladığı dönem…

Portekiz’de, İtalya’da… Tüm Avrupa’da… Faşizm, kapitalist Amerika’yı bile etkiledi.

Türkiye Cumhuriyeti, ne faşist ne komünist bir ülke. Atatürk, faşist ülke yaptım sizi deseydi faşizmi kim biliyordu?

Yine unutulan, hiç hesaba katılmayan bir olay yaşadık, o zamanlar, altı yıl süren: “İkinci Dünya Savaşı.”

Asılsız Suçlamalar

Bunu hesaba katmazsanız dediğiniz her şey anlamsızlaşıyor. Bu savaşta altmış milyon insan öldü. Sonra benim başbakanım çıkıyor:

“ Bizi ekmeksiz bıraktılar…”

Berlin’de o dönemde ot kemirdiler! Bunu kimse demiyor.

“Camileri kapattılar…”

Biri çıkıp anlatmıyor: O ekeceğiniz buğdayı nerde saklayacaksınız? Havalandırması iyi olan yerde! (Böyle bir iki cami kullanıldı)

Almanlar her an (ülkemize) girebilirdi.

Kutsal emanetler Ayasofya’da duruyor. Kaşıkçı elması duruyor. Hazineler duruyor… Bunlar gizlice Niğde’ye getirilip bir camiye konuyor. Kapısına bekçi. Savaş bitene kadar orada ne olduğunu kimse bilmiyor.

Adam diyor ki:

“Dedem anlattı!” diyor. “Kuran-ı Kerim’i sakladı “. diyor. Soruyoruz:

Dedenin cenaze namazı kılındı mı? “Evet!”

Kur’an yasaksa cenaze namazı da kılınmaz!

Nasıl inanıyorsun buna!

İsyanlar

Gericilik- ilericilik

Türkiye bunları yaşamış. 1925’te Şeyh Sait isyanı. Dersim isyanı…

O günleri bilmemekten kaynaklanıyor bugünlerimiz.

Türk halkı bunları bilmiyor… 26 isyan var. Bunlardan ikisi Kürt isyanı. Geri kalan hepsi din isyanı. “Din elden gidiyor” diyerek…

İçlerinde Kürtler var mı? Var!

O devirde Kürtler kentleşmemiş. Ağalık sistemiyle yaşıyorlar.


1950’lilere geliyoruz. Demokrasi bilinmiyor. İnsan haklarından bir kelime yok!

Batıya entegre (bütünleşme) olamıyorsun. Demokraside eksiklik var.

27 Mayıs’ın sebebi budur.

27 Mayıs Sonrası

1961 Anayasası, Kıta Avrupası’nın en özgürlükçü anayasası.
Türkiye bir şok daha yaşadı.

Sendikal haklar, özgürlükler, çeviriler yapma, kitaplar basma…

Altmışlarda bunlara kavuşma, hemen ardından sol fikirlerin yeniden uyanması Türkiye’yi yeniden etkiledi…

Batı için bu ülkeler önemli değil. Şeriata kaymışlar… beni ilgilendirmez diyor…

Terör, Özal, 24 Ocak Kararları

Türkiye’nin kapitalist sistemde olması için her şeyin kalkması lazım.

1979’un sonunda bir paket hazırlandı. Yeni ekonomi sistemi paket olarak geldi.

24 Ocak 1979 kararları bunun manifestosudur (bildirim)!

On ay geçti. Bununla başa çıkmak mümkün değil. İnsanlar ölüyor. Buna dur demek lazım. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne müracaat ediliyor.

TSK, 24 Ocak Kararları’nı yazan zatı (kişiyi) hükümetin başına oturtuyor: Turgut Özal. Bu zat seçimleri de kazanarak ülkenin başına oturuyor. Köşe dönme ekonomisinin Türkiye’ye sokulması…

Üç darbe geçirdik. Hangisine karşı çıktılar? NATO’dan ses çıkmadı o zaman.

Hangi darbe bir yıldan fazla sürdü?

Anayasa, ikinci yılda seçimler yapıldı.

Türk Silahlı Kuvvetlerine ağzına geleni söylüyorlar. Darbe ihtimali yüzde bir olsa, sen bunu burda konuşamazsın!

Buna güç yok!

Dünyada karşılığı da yok!

Model Ülke Türkiye

Türkiye tek demokratik, laik, eğitimi, hukuku laik olan tek devlet!

İslam ülkeleri bu yüzden Türkiye’yi müslüman kabul etmiyor.
Arap baharı dediler. Bunlar yerle yeksan oldu. Demokrasi yok!

Ta Menderes’le başlayan din istismarı( kullanma)…

Türkiye’nin başına kendisi sığ, müslüman, onun eğitimini almış biri gelsin:

“Tayyip Erdoğan!”
“Uyumludur, müslümandır, laf dinler…”

Alman etkili çevreler 15 yıl sonrasını düşünür.

4 artı 4 artı 4 başladı, dindar değil kindar …

Irak’t a Saddam gitti. (Irak) Değişmedi.

Suriye’de Esad gidiciydi. Gitmiyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin morali sıfır.

PKK terörü ile uğraşanı içeri atıyorlar!

Türkiye savaş riskiyle karşı karşıya.

Donanmanın yarısı içerde. Dışarda olanlara yurtdışı yasağı konmuş.
Hava Kuvvetleri’nde kıdemli pilot kalmadı.

Cumhuriyet dönemiyle hesaplaşacağım diye…

Abdülhamit demokrat mıydı? Fatih’in evlatlarını öldürmesi dince caiz miydi?..

“Kadının yeri evi. ”

Cum başkanı beş çocuk, diyor.

Beş çocuk olsa çalışabilir misiniz?

“Türbanlılar gidin üniversitede okuyun!” diyorlar. Ama hiçbiri çalışmıyor! Bakan kızları çalışmıyor!

Mehtap TV var. 24 saatin 20 saati Pensilvanya’daki kişinin konuşmalarını yayınlar.

İktidar çok büyüdü. Tek adam iktidarına doğru gidiyoruz.
Bu diktatör yapılanmaların yükseldiği dönemlerde bakın muhalefet yoktur!

1999’dan sonra… Kendi hırsızları bankaları yıktılar… Buna tepki gösteren halktan yüzde otuz üç oy alanlar Meclis’te yüzde 65 oldu.
Cep telefonuyla alınan krediler var. Herkes borçlu.

Türk halkının bankalara 248 milyar borcu var.

Evi, yazlığı, arabası… hepsi borç!

Kredi Borcu

İktidar iş istihdamı yaratmıyor. Bir kişiye iş sağlamıyor.

Üretim de artış yok.

Bir saadet zinciri…



 
1900 ile 2000 arasındaki olumsuzluk ve düzensizlikleri kabul ediyor musunuz yani?
 
Bir alintıda ben yaptım . Madem herkes ısıne geldiği yerden cımbızla laf cekıyor. doğal olarak benımde hakkım :)

sonuc olarak bende bu foruma üyeyım değil mi :)


Milletvekiline ( Hakan Şükür) sordular: “ Ne düşünüyorsun?”
“Büyüklerim bilir!” dedi.
 
Sümeyye türban yasağı yüzünden okuyamadı yazık, 7 banyolu köşkünde her gün bunun yasını tutuyordur.
Okusaydı çok büyük işler başaracaktı kızımız, eminim.
 
itler atlar

şinanay yavrum şinanay
 
Geri