Allah'ın Yemin Etmesi.

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Ben de inananların inanmayanlari inandırma çabasını anlamıyorum. Ne güzel işte. Cennet kalabalık olmasın. Değerin bilinsin. Boşver imansizlar cehennemde yansın. Allah adam edememiş beni sen mi edeceksin.

Ne yazık ki bu da bizim yükümlülüğümüz altında. Herkes inansa ve yeryüzünde iman etmeyen bir insan olsa, Mevla sorar onun hesabını bizden.

Bu arada neden ağaç dikmeyi emretmemiş diye sormuşsunuz,

“Kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz"
Hadis-i Şerifi vardır.
 
Kuran sayfalarını mızraklar ucuna geçiren Muaviye'nin Allah'ı için yemin etmek çok kolay...
 
Anladım abi. Sizin "dinimi yaşayamıyorum" dediğiniz aslında "dinimi yayamıyorum" muş.. yayamayacaksiniz. Çünkü dünya çok farklı bir yerde. Yayılan ışıktır. Karanlık değil. Siz de aydinlanacak ve prangalarinizdan kurtulacaksıniz.

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? " (Yunus Suresi, 99)



Yaaaa geyler..bu iş böyle. Racon kesilecekse ben keserim diyor Allah CC... Siz kimsiniz?
 
Allahın canı yemin etmek istemiş, etmiş kime ne ? =)
Konu, yabaninin klasik konularından biri işte:)
 
Yemin bişey değil. Allah dua bile eder

Allah ve melekleri, Resule salât ediyor. Ey iman edenler, siz de salât edin!) [Ahzab 56]
 
Allahü teâlânın feyzleri, ni’metleri, ihsânları, ya’nî iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmekdedir. Herkese mal, evlâd, rızk, hidâyet, irşâd ve selâmet ve dahâ her iyiliği fark gözetmeksizin göndermekdedir.
Fark, bunları kabûlde, alabilmekde ve ba’zılarını da almamak sûretiyle, insanlardadır. Nahl sûresinin otuzüçüncü âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ, kullarına zulm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulm ve işkence ediyorlar) buyurulmuşdur.
Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şeklde, parlamakda iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyâzlatır.

[Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şeklde parladığı hâlde, elmayı kızartınca tatlılaşdırır. Biberi kızartınca acılaşdırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin ışıkları ile ise de, aralarındaki fark, güneşden değil, kendilerindendir. Allahü teâlâ, bütün insanlara çok acıdığı için ve bir ananın yavrusuna olan merhametinden dahâ çok acıdığı için, dünyânın her tarafındaki, her insanın, her âilenin, her cem’ıyyetin ve milletin her zemânda ve her işlerinde nasıl hareket etmeleri lâzım geleceğini, dünyâda ve âhıretde râhat etmeleri ve se’âdet-i ebediyyeye kavuşmaları için, işlerini ne yolda yürütmeleri ve nelerden kaçınmaları lâzım geldiğini, Kur’ân-ı kerîmde bildirdi. Ehl-i sünnet âlimleri, bunların hepsini, keskin görüşleri ile bulup, milyonlarca kitâb yazarak, bütün dünyâya bildirdi. Demek ki, Allahü teâlâ, insanları işlerinde başı boş bırakmamış, islâmiyyetin girmediği bir yer kalmamışdır. Demek ki, islâmiyyeti dünyâ işlerinden ayırmak mümkin değildir. İslâmiyyeti dünyâ işlerinden ayırmağa kalkışmak, islâmiyyeti ve müslimânları yeryüzünden kaldırmağa çalışmak demek olmaz mı?]

İnsanların, âhıretdeki ni’metlere nâil olmamaları, Ondan yüzçevirdikleri içindir. Yüzçeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, nisan yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüzçeviren birçok kimsenin, dünyâ ni’metleri içinde yaşadığı görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlara dünyâ için çalışmalarının karşılığını vermekdedir. Yalnız dünyâ için çalışanlara verdiği dünyâlıklar hakîkatde azâb ve felâket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile, istidrâc olarak, ya’nî Allahü teâlânın aldatarak, ni’met şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. Nitekim, Mü’minûn sûresi, ellialtıncı âyetinde meâlen, (Kâfirler, mal ve çok evlâd gibi dünyâlıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime “sallallahü aleyhi ve sellem” inanmadıkları ve dîn-i islâmı beğenmedikleri için, onlara mükâfât mı ediyoruz, diyorlar? Hayır öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların ni’met olmayıp, musîbet olduğunu anlamıyorlar) buyurdu. Kalbleri [gönülleri] Hak teâlâdan yüzçevirenlere verilen dünyâlıklar, hep harâblıkdır, felâketdir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir.

[Kalb, yürek denilen et parçasında bulunan bir kuvvetdir. Elektriğin aküde, pilde bulunması gibidir. Rûh [can] ise, bedenin her yerinde bulunur. Kalb, nefse uyup, küfr veyâ günâh yapmak isteyince, Allahü teâlâ, bu kula acırsa, küfr ve günâh işlemesini istemez. O da, yapamaz. Acımazsa, işlemesini ister ve yaratır. Karşılığını da verir. O hâlde insanın azâblara, felâketlere sürüklenmesine sebeb, kendisidir. Kalbinin islâmiyyete uymayıp, nefsine uymasıdır.
 
Dinimiz sevgi, aydınlanma, barış diniyse cariye edinme, bir erkeği iki kadına eşitleme hatta yok sayma, insanların mallarına topraklarına el koyma , vurup öldürme diniyse bu din ilerler mi?
İşte Ortadoğu'nun hali, ülkemizin içine düşürüldüğü durum.
Nerede aydınlma, selam, barış, sevgi?
 
"Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır."
BAKARA 208

"Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez."
KASAS 77

"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır."
(Bakara, 2/256)

"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır."
(Beled, 90/17-18)

"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda(kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir."
(Fussilet, 41/34)
 
''Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.'' (4-101)
Yeryüzünde ordu kurup sefer düzenlemek ne demektir?
 
Hala müslümanımda yinede sorayım niye sadece erkeklere cennette torpil var yada kölelik veya cariye edinme hani islam gelince böyle şeyler kalkmıştı bakalım kılıfçılar ne diyecek gene bir cevabını bulurlar şaşırmam
 
Ay tamam kapatın sıkıldım. Biraz baldır bacak fotolar falan paylaşın
 
''Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.'' (4-101)
Yeryüzünde ordu kurup sefer düzenlemek ne demektir?

soruna daha önce de cevap vermiştim ama derdin anlamak değil İslama saldırmak olduğu için yine sormuşsun aynı soruyu ..
ALLAH'ın dinini yaymaya, anlatmaya çalışanlara zulmetmek, onları öldürmek, tehdit etmek, yaşam alanlarını kısıtlamak ne demekse Müslümanların da örgütlenip güçlenmeleri ve hakimiyetlerini yaymaları O DEMEKTİR ..

Hala müslümanımda yinede sorayım niye sadece erkeklere cennette torpil var yada kölelik veya cariye edinme hani islam gelince böyle şeyler kalkmıştı bakalım kılıfçılar ne diyecek gene bir cevabını bulurlar şaşırmam

Bu soruların cevapları bu forumda defalarca kez verildi .. Daha önce de yazdığım gibi derdin anlamak değil saldırmak olduğu için kaale alınmayacaksın ..
 
Yemin genel olarak söylenen bir söze, ortaya atılan bir iddiaya muhatabını inandırabilmek için, saygı duyulan, iki tarafça da kutsal olarak bilinen ve adı anıldığında, söylenen sözün yalan ve yanlış olmayacağı kabul edilen bir varlığın adını zikretmek, böylece karşı tarafa iddianın doğru olduğu mesajını vermektir. Çoğu zaman ise yemin için adı verilen varlık, kudretli ve aldatan kimseyi cezalandırması beklenen bir varlıktır. Müslümanların bu manada Allah'tan (c.c.) başkasının adına yemin etmesi haramdır.
Peki Allah (c.c.) neden yemin ediyor? Elbette ki, Allah'ın (c.c.) böyle bir şahit getirmeye, sözünün doğruluğunu ispatlamak için bir başka varlığa ihtiyacı yoktur. O'nun bu yemininden kasıt, yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve insanların dikkatini yeminden sonra gelen ifadenin önemine çekmektir.
İşte Allah Teala (c.c.) bu varlıklara yemin ederek, bunların ne insanların suizan ettiği gibi uğursuz ve değersiz varlıklar olduğunu ne de insanların onlarda vehmettiği gibi bir uluhiyet vasıflarının bulunduğunu, bunların yalnızca Allah'ın (c.c.) eserlerinden olduğunu vurgulamak için üzerlerine yemin etmiştir.

Gerci suda var....

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri