Afganistan'da Türklük ve Hazaralar
Asya ülkelerinden biri olan ve coğrafî konumu sebebiyle önemli bir stratejik kavşak noktasında bulunan Afganistan, yirmi yıldır işgal güçleri ve iç çatışmalarla uğraşmaktadır. Feodal anlayışın hakim olduğu ülkede farklı etnik gruplar vardır. Bunların başlıcaları Türk, Peştun ve Taciklerdir. Ayrıca az sayıda da olsa Hintli, Arabî ve Ari topluluklar da görülür. Tarihten günümüze Afganistan'da hakimiyet mücadelesi ağırlıklı olarak Türkler ve Peştunlar arasında yaşanmıştır. Afganistan ismi 18. asırdan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemde hakimiyet Türklerden Peştunlara geçmiş ve ülkenin ismi Afganistan olarak kabul edilmiştir. 18. asrın ikinci yarısına kadar Horasan adıyla anılan ülkede her bölgenin ayrı ayrı ismi bulunmaktaydı. Bugün bu bölgeler Afganistan'ın başlıca eyaletleri durumundadır. (Kabil, Kandehar, Herat, Hezaracat, Sistan, Noristan, Vahan, Bedehşan ve Türkistan)
Afganistan'da M.S. 50. yılından 18. asrın ortalarına kadar Türk hakimiyetini ve Türk devletlerini görüyoruz. Bunlar sırasıyla Saka (İskit), Kuşan Türkleri, Akhunlar, Samanoğulları, (ordusunun büyük bir kısmı Türklerden oluşmaktaydı) Gazne Türkleri, Selçuklu Devleti, Harezmşahlar, Timur ve Babür İmpartorluğu. Afganistan'a yerleşen ilk Türk boyunun Halaçlar olduğu ve bunların 480 yılında Akhunlarla bu bölgeye geldiği ve yönetimi ele geçirdiği bilinmektedir.1 Yine Halaç Türkçesinin Eski Türkçe unsurları koruması da2 Halaçların bu bölgede eskiden beri yaşadığı görüşünü kuvvetlendirmektedir. Selçuklu Devleti yönetiminde Oğuz Türkleri, yani Türkmenler bölgeye gelmişlerdir. Yine bazı görüşlere göre Moğol istilası döneminde Türk-Moğol karışımı Hazaralar Afganistan'a yerleşmişlerdir.3 Özbek Türklerinin Timur ve Babür Devletleri döneminde,4 Kazak ve Kırgızların Bolşevik saldırılarının önünden 20. asırda kaçarak buralara sığındıkları ve yerleştikleri bilinmektedir.5 Babür'ün hatıralarında Afganistan Türkleri hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır.6
18. asrın ortalarında Ahmet Şah Dürranî önderliğinde kurulan Afganistan Devleti, Afgan kabilelerini ön plana çıkarmış ve yönetimde etkin kılmıştır. Devletin kurucusu olan Ahmet Şah Dürranî ve onun oğulları Halaçların bir kolu olan Abdali7 boyunun Sadozay koluna mensuptur. Daha sonra Afganistan yönetimi Dost Muhammed ile 1818 yılında artık Peştunlaşmış bir Türk boyu olan Barakzaylara8 geçmiştir.
Afganistan çeşitli etnik grupları barındıran birülkedir. Bu etnik gruplar uzun yıllar bir arada yaşadığı için birbirleriyle karışmışlar, iç içe geçmişlerdir. Türk asıllı olan Hazaralar, Afşarlar, Halaçlar dillerini kaybetmişler Darice ve Peştunca konuşmaya başlamışlardır. Bazı Tacik gruplar da Türkçe konuşmaktadırlar.9 Bu karışım nedeni ile bazı kavimlerin etnik menşeleri ile ilgili isimlendirmeler bulanıklık arz etmektedir. Afganistan'da ilk Türk yerleşimini oluşturan Halaç Türkleri dillerini kaybettikleri için ağırlıklı olarak Afganlaşmışlardır. Hazara Türklerinin menşei Türk-Moğol ve daha çok da Moğollara dayandırılmaktadır. Tarihte Türkler ve Moğollar, diğer milletler tarafından birlikte anılmışlar "Türk-Moğol halkları", "Türk-Tatar halkları ve dilleri" gibi adlandırmalar neticesinde Hazaralar çoğu zaman Moğol olarak anılmışlardır. Türk ismi bugün bile daha çok Oğuz Türkleri ile ilgili kullanılmakta, diğer Türklerin menşei ile ilgili karışık düşünceler özellikle sürdürülmektedir. Batılı bir yazarın "Afganistan'ın kuzeydoğu uzantısı olan Vakhan koridorunda Kırgızlar yaşar. Bunlar da Özbek ve Kazaklar gibi Türk-Moğoldurlar. Dilleri Türkçe, görünüşleri Moğoldur."10 ifadeleriyle dile getirdiği kanaatleri bu konudaki bulanıklığı göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Kendisi de Hazar olan Hüseyn Ali Yazdanî kendisi ile yapılan bir söyleşi de Türk-Moğol meselesine yaklaşımını şu cümlelerle belirtir: "Türk ve Moğol arasında hiçbir fark yoktur. Türk de Moğoldur ve böylece Hazaralar, Türkmenler ve Özbeklerin kökü aynıdır ve akraba oluyorlar."11
Afganistan Türkleri ile ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar çok az ve yetersizdir. Bu çalışmalarda Afganistan'da yaşayan Türk gruplarının isimleri ve nüfusları birbirinden farklı yansıtılmaktadır. Özbek ve Türkmen Türkleri, Afganistan Türkleri deyince ilk akla gelenlerdir. Afganistan'da bunların dışında Kırgız, Kazak, Karakalpak, Uygur, Aymak, Tatar, Kızılbaş ve Halaç Türkleri vardır. Türkmen-Oğuz ana kitlesinden kopan Afşarlar da Kabil civarında yaşarlar. Yine Türklük grubunun dışında tutulmaya çalışılan ama son dönemlerde yapılan çalışmalarla Türk oldukları ortaya konulan Hazaralar da Afganistan'da önemli bir güce sahiptir.
Afganistan'da resmi nüfus sayımı bu zamana kadar yapılmadığı için Afganistan'ın ve Afganistan'daki Türklerin nüfusu ile ilgili farklı rakamlar verilmektedir. Afganistan'ın nüfusu 12-25 milyon arasında gösterilmekte, Türklerin nüfusu da 4 ile 12 milyon arasında birbirinden çok uzak rakamlarla ifade edilmektedir.
Son dönemde Sovyet işgaline karşı direnişte ve iç çatışmalarda bir çok Afganistan vatandaşı göç ve ölüm nedeniyle ülke nüfusunu farklı etnik grupların lehine veya aleyhine değiştirmiştir. Mesela 1978'de Afganistan nüfusunun %39'unu teşkil eden Peştunlar ülkeyi en fazla terk eden grup olduklarından 1987'de %22'ye gerilemişlerdir. Afgan resmî şahıslarının ifadelerine göre ülkede 12 milyon insan bulunmaktadır. Buna göre Tacik 4.080.000, Peştun 2.640.000, Hazara 1.680.000, Özbek 1.680.000, Türkmen 480.000, diğer 1.440.000 kişidir. Diğer hanesinin içinde Türkî boylar Kırgız, Kazak ve Karakalpaklar da dahildir.12 Bu rakamların içinde Özbek, Türkmen, Hazara ve diğer hanesinin yarısını topladığımızda 4.560.000 sayısı bulunur ki bu da Afganistan nüfusunun %40'ının Türklerden oluştuğunu gösterir. Yine bir başka kaynakta 1991 yılında Birleşmiş Milletler yardımıyla yapılan sayımda Afganistan'da 6.5 milyon Hazara Türkünün yaşadığı belirtilmektedir.13 Türk lideri General Dostum da Afganistan'da 8 milyon Türk olduğunu söylemektedir.14 Afganistan Türklerinin büyük bir çoğunluğu dillerini kaybetmişlerdir. Günümüzde de Türkçe aleyhine durum sürmektedir. Afganistan Avşarları üzerinde yapılan dil araştırmalarında onların Türkî adını verdikleri dillerini unuttukları,15 30 yaşın altındaki Avşarların Avşarca bilmedikleri16 ifade edilmektedir. Halaç Türkleri Peştuca, Çağatay ve Kızılbaş Türkleri ise Farsça konuşmaktadır. Türk asıllı Tacikler ve Ghilzailer de Farsça ve Peştuca konuşmaktadır.17
Afganistan'da çok kuvvetli bir Türk tabakası mevcuttur. Wilber'e göre Afganlar iki ana bölüme ayrılır: Durraniler ve Ghilzailer, bu boyların alt grupları içinde zikredilen Turan, Burhan, Tokki, Hotak, Andar, Taraki ve Baraklar orada bir Türk dilinin varlığının kesin kanıtıdır.18 Ghilzailerin Halaçların soyundan geldikleri görüşü kuvvetlidir.19 7-13. yüzyıllar arasında Türk aşiretleri bu bölgeye yerleşmiş ve adlarını vermiştir. Bu Türklerin bir bölümü güneye inmiş ve zamanla Afgan aşiretlerini oluşturmuştur.20
Afganistan'da yaşayan ve ana Türk kütlesinden uzakta bırakılan Kızılbaş ve Aymak Türklerinden de kısaca söz etmek gerekir. 19. yüzyılda Afganistan'ın kuzey ve doğusunda diğer birkaç Türk grubunun da bulunduğu saptanmıştır. İzleyen yıllarda bu grupların Tacik, Özbek veya Afgan topluluklarına karışmış olması olasıdır. Bununla birlikte Türk gruplarından biri olan Kızılbaşlar ayırt edilebilirler. 19. yüzyılın ortalarında kendi aralarında hâlâ Türkçe konuşurlardı. Bugün ise Farsça konuşmaktadırlar. Nüfuslarının 20-60 bin arasında olduğu sanılmaktadır.
Afganistan'ın batısında çoğunlukla adlarından Çahar Aymak diye söz edilen ve zaman zaman Hazaraların içinde gösterilen birkaç aşiret yaşar. Dört aşiret anlamına gelen Çahar Aymaklar Firuzkuhiler, Taimeniler, Cemşidiler ve Taimurilerden oluşur. Taimurilere Sunni Hazaralar da denir. Bu aşiretlerle ilgili antropolojik ölçümler yapılmamıştır. Bir kayda göre bunların çoğu Şii-Müslümandır. Bilinen en yakın nüfus tahmini 1815'ler de 400-450 bin arasında olduklarıdır.21
Hazaralar
Hazaraların etnik menşei ile ilgili değişik görüşler vardır. Hazaraları bir çok araştırıcı Moğollara bağlamakta ve onların Cengiz Han döneminde şu anki yaşadıkları yerlere geldiklerini söylemektedir. Bir kısmı ise onları Türk-Moğol karışımı olarak göstermekte, bazı araştırmalarda onların Türk oldukları vurgulanmaktadır. Zaman zaman Çerkezlere, Hintlilere ve Afganistan'ın yerli halklarına bağlandıkları da olmuştur. Hazaraları Moğol ve Türk-Moğol karışımı olarak gösteren çalışmaların çoğunda Moğol ve Türk kavimlerinin uzun asırlardır birlikte yaşamaları Moğolların Türk kültürünün kuvvetli tesiri altında bulunması ve Türk-Moğol dillerinin aynı dil grubu içinde bulunması etkili rol oynamaktadır. Nitekim daha önce belirttiğimiz gibi Wilber'in ve Yazdani'nin çalışmalarındaki görüşler Türk-Moğol iç içe geçmişliğini göstermesi bakımından ilginçtir. Ülkemizde yayınlanan iki eserde Hazaraların Türklüğü öne çıkarılmaktadır.22 İran'da, Afganistan'da ve Pakistan'da yayınlanan eserlerde onların Türklüğü ile ilgili bilgiler verilmiştir. Hazaraların etnik menşelerinin Türklerle olan bağlantısı bazı çalışmalarda dikkatlere sunulmuştur.
Hugjan Dutyanıs "Afganistan'da Hazara ve Moğollar" adlı makalesinde Şii Hazaraların Hazaracat bölgesinde, yine bazı şehirlerde toplu olarak yaşadıklarını ve onlar hakkında ilmi çalışmaların yapılmadığını belirtmektedir. Sünni Hazaralar Deh Zinet denen bir bölgede ve Herat şehrinin kuzeydoğusundaki Kale ye Nev Kodüst'te yaşamaktadırlar. Bunlar Çhar Aymak olarak da bilinirler. Bunların iki büyük dalı Firuzkuhi ve Cemşîdilerdir. S. İ. Brok adlı Rus araştırmacı Sovetskaya Etnografii adlı dergide Sünni Hazaraların nüfusunu 50 bin olarak göstermiştir. Bunlar diğer Hazaralarla aynıdır ve araştırmalara göre Türk asıllıdırlar. Türklere çok benzemektedirler. Tacikçe konuşuyorlar ama konuşurken Türkçe kelimeleri çok kullanıyorlar.
A. A. Poliak Deh Zinet'te yaşayan Hazaraların nüfusunu 40 bin olarak göstermiştir. Buna göre Hazaralar 31 küçük dala ayrılmakta olup, 6 tanesi önemlidir: Lugari, Pirangeri, Mumeli, Nacali, Feristani ve Kıpçak.
S. İ. Brok 1958'te yazdığı kitapta "Hazaraların Türk olduğunu söylemekte ve Pakistan'ın kuzeyinde Hazara denen bir grup insan yaşamakta bunlar Karluk yani Türktürler" ifadesini kullanmaktadır.
Hazaraların bir dalı Kıpçaktır. Bunların Kara isimli bir başka Türk komşuları vardır ki, onlarda Kıpçak Türklerinin önemli bir parçasıdır. Cahar Tegav'da yaşıyorlar. Krayetleri hatırlatırlar ve dil bakımından Kıpçak ve Kazakla akrabadırlar.
Dutyanis'e göre kuzeydeki Hazaralar eski Çahar Aymaklardır ve Kıpçaklar, Cemşidiler, Teymeniler ve Firuzkuhilerden oluşmaktadır. Hazaralar hakkındaki bilgiler çok az ve yetersizdir. Ama şurası bir gerçek ki onlar eskiden beri Afganistan'da yaşıyorlar ve Türk-Moğol karışımı bir kavimdir.23
Azadşah Mansur Rave adlı Özbek araştırmacı 1972'de yazdığı ve 1989'da Garjistan dergisinde yayınladığı "Hazaraların Sosyal ve İktisadi Hayatı" adlı makalesinde Hazaraların menşei ile ilgili bilgiler verir. Hazaraların hangi boydan oldukları hakkında şu ana kadar değişik görüşler ortaya konmuştur. Bazı araştırmacılar onları Moğol, Türkmen, Kalmık hatta Çerkezlere bile bağlamışlardır. Bazıları da onların İran asıllı olduklarını söylüyorlar. En son araştırmalara göre Moğollar Afganistan'a gittikten sonra bunlarla karışmışlar; ama araştırmacıların bir çoğu Hazaraların etnik yapısını Türklere ait ediyorlar. Y. M. Resnar'a göre Türk ve Moğollar Hindukuş Dağlarının orta kısımlarında yaşamak için kaldılar ve 14. asırda Hazara ismini aldılar. Babür zamanında dillerinin hemen hemen hepsini kaybettiler ve Darice konuşmaya başladılar.
Hazaralar 14. asırda Gor eyaletinde yaşamaktaydı ve Nikoderi eski ismiyle 4-5 asır bu bölgede hakim olmuşlar, 19. asırdan itibaren Teymeniler vasıtasıyla Gorden, Herat, Meymene ve Katagan'a göç etmişlerdir.
Hazaraların Türk oldukları hakkında deliller çoktur. Onlar Türkmenlere mensuptur. Hatta halâ bile Şeyh Ali bölgesinde Türkmen Hazara denen büyük bir boy yaşamaktadır. Onların büyükleri "aksakal" olarak adlandırılmıştır. Yine onlar etnik yapı olarak dayandıkları Türk, Halaç ve Karluk isimleriyle Moğollara karşı Afganistan'ın orta ve güney kısımlarında savaşmışlardır ki, bu da onların Türklüklerini ispat etmektedir. Yine Hazara dallarının isimleri halâ eski adlarıyla yani Halaç, Karluk, Türkmen, Barlas diye mevcuttur. Onların şahıs, hayvan ve yer adlarında Türkçe unsurlar çok fazla bulunmaktadır. Tarihçilere göre Türk asıllı olanlar orta asırlardan itibaren dillerini unutmuşlardır.24
Hüseyin Ali Yazdani "Pejuhişi Der Tarihi Hazaraha"25 adlı eserinde Hazaralar hakkında geniş malumatlar vermektedir. Yazdani'ye göre Hazaralar Moğoldur. Türklerde Moğoldur. Gaznelilerin sultanları, Uygur Türklerinden olup, Karluk dalındandır. Bugün Hazaraların arasında Şeyh Ali bölgesinde kendisini Hazara adlandıran bu soydan gelenler vardır. Bunlar önceden Türkçe konuşuyorlarmış, daha sonra Türkçeyi unutup Hazara lehçesiyle Farsça konuşuyorlar. Tacikler hariç Doğu Türkistan, Batı Türkistan ve Güney Türkistan (Afganistan) da genellikle Moğol soyundan gelen ve Türk diliyle konuşanlar yaşar ki bunlar Özbek, Türkmen, Tatar, Hazara diye anılırlar.
Hazarların menşei ile ilgili birçok kişinin görüşü Yazdani'nin eserinde yer almaktadır. Onların bir kısmına burada yer verelim:
İlk defa Hazaraların Cengiz Han'ın neslinden geldiğini Abdulfazl Dakani (Ekberşah döneminde) söylemiştir. Başka tarihçilerde buna dayanarak Hazaraların Cengiz Han soyundan geldiklerini söylemişler. Dairetü'l Maarifi-i İslamiyye adlı eserde Hazaraların Mengü Kağan'ın soyundan geldiği şüphelidir denmektedir. Bilu'ya göre bunlar bütün Afganistan'daki kavimlerden farklıdır. Hazaraların soyu Tatarlara dayanıyor ama açık olarak bir bilgi mevcut değildir.
Fransız tarihçi; Firir ve Demugref Hazaraların Afganistan'ın asıl ve yerli sahipleri olduğunu söylemekte. K. Ferdiyand, W. Bikan, Bermudin, Ch Şarman'a göre onlar Türk-Moğol karışımı bir kavimdir.
A. Alfenistin ve Abulkasım Hind'e göre Hazara kavimleri asıl olarak ulaş dalından ve Çerkez soyundan gelmektedir, Çerkez, Türklerin en büyük dallarından biridir. Çerkez adı Kafkas kavimlerinin ortak adıdır. Bunun dışında bu isim Türk kavimlerinin alt boylarının bazılarının da ismi olmuştur. Türkmenistan'da yaşayan Türkmenlerin bir kolunun ismi Çerkezdir.26
Şir Muhammed Han İbrahim Zay'a göre Tatar ve Moğol Nuh Peygamberin oğlu Yafes'in soyundandır ve şüphesiz Karluk, Chakan ve Hazara Türk kökenlidir.
Pahand Hamam'a göre Moğollar asıl olarak Hung ve Hun kavmindendir. Türkler, Tatarlar ve Moğollar aynı ırktandır. Afganistan'a gelmişlerdir.
Celaleddin Sadıki'ye göre Afganistan'da yaşayan insanlar üç gruba ayrılır:
1. Ariyalılar: Tacik, Peştun, Beluç ve Nuristanlılar
2. Türkler: Hazara, Aymak, Özbek, Türkmen ve Kırgız
3. Berahuyiler
Wilber'e göre Hazaralar Cengiz Han'ın askerlerinin torunlarıdır ve buraya Kazakistan'ın güneyi, kuzeydoğu Afganistan ve Doğu Türkistan'dan gelmişlerdir. Hazara dili aslında Farsça olmakla birlikte birçok Türkçe sözcüğe sahiptir. Bunlardan bazılarının Çağatay Türkçesinden geldiği kesinlikle söylenebilir. Hazaralar üzerinde çok az antropolojik ölçümler yapılmıştır. Çıkık elmacık kemikleri ve çekik gözleri vardır. Afganistan'ın batısında yaşayanlar Batılı Hazaralar adıyla bilinir ve halâ Moğolca konuşurlar. Sünnidirler ve çadırda yaşamaktadırlar.27
Z. V. Togan'a göre, Cengiz hakimiyetiyle beraber bazı Türk boyları Afganistan'a göçtüler. Moğollar zamanında alay manasında kullanılan Hazare ismini taşıyan bu kabileler günümüzde de hayatlarını devam ettirmekte ve Farsça konuşmaktadır.28
Hazaralar Timur İmparatorluğu döneminde ve daha sonra İlhanlıların Erguniye kolu içerisinde aktif rol oynamışlardır.29 5 Ekim 1417'de Şahruh Hezare Emirleri üzerine Kandahar'a ordu sevk etmiştir.30 Babür zaman zaman yerel Hazara güçleri ile savaşmıştır.31
Hazaraların tarihini üç dönemde ele almak mümkündür:
1 Büyük ve Güçlü Hazaralar: 19. asra kadar
2 Diğer kabileler gibi Hazaralar: Abdurrahman Han dönemine kadar
3 Mahrum ve Mazlum Hazaralar: Bu dönemde Abdurrahman Hazaraların %65'ini öldürmüştür.
Hazaralar Afganistan'daki kabileler arasında en fakir olanıdır. Hazaristan'ın iklimi soğuktur.
Hem krallar döneminde, hem de işgalden sonra Gülbettin Hikmetyar iktidarı sırasında Afganistan'da en fazla zulme Hazaralar maruz kalmıştır. Hikmetyar işgalden sonra hem Türkiye'den, hem İhvan-ı Müslimin yoluyla diğer İslam ülkelerinden yardım aldı ve Ruslardan çok Hazara Türklerine ve diğer Türklere saldırdı ve onlara her türlü zulmü yaptı. Son 200 yıldır Hazara Türklerinin okumaları engellendi. Çocukları zorla ellerinden alınıp dışarıda köle olarak satıldı. 20-30 yıl öncesine kadar Hazaralara kölelik muamelesi yapılmaktaydı. Bugün de Afganistan'da bütün alt hizmetler hammallık, çobanlık, lağımcılık bütün ağır işler Hazara Türklerine yaptırılmaktadır.
Peştunların Hazaralara bu düşmanlıkları hem onların Türk olmalarından, hem de Caferî mezhebine bağlılıklarından gelmektedir. Gördükleri zulümler Hazaraları diğer Türk topluluklarına daha fazla yaklaştırmış ve Türk gruplarla ortak hareket etmesini sağlamıştır. Hazaralar diğer Türklere kardeş veya soydaş anlamında "kavım" diye hitap etmektedirler.32
Türkmenlerden amca oğlu anlamında "Abaga" kelimesi ile, Özbeklerden teyze oğlu anlamında "Bole" kelimesi ile bahsederler. Peştunların ağzında Hazara ve Kızılbaş sözü aşağılayıcı bir anlam taşıdıklarından, birçok Hazara Türkü kendini grubun dışında tutmuşlar ve başka isimlerle tanımlamışlardır. Bu durum da Hazara nüfusunun az olarak görünmesine yol açmıştır.
Hazaralar hayvancılıkla uğraşırlar. Koyun ve sığırları satarak diğer ihtiyaçlarını karşılarlar. Kışın el sanatları yapıyorlar. Metal işlemesinde çok ustadırlar. Onların arasında fakir olmalarına rağmen dilenci yoktur. Silah kullanmayı ve ata binmeyi iyi bilirler. Halı, kilim, çorap, eldiven, mendil dokuma işlemlerinin yanında "barak" diye isimlendirilen bir dokumayı da yaparlar. Tabii boyalarla yün boyarlar. Bölgelerinin etrafında savunma amacıyla yüksek yerlerde büyük kaleler yapıyorlar ki onlara tepe anlamında "tapur" diyorlar.
Tarihten Günümüze Hazara Toplulukları
Hazaraların eski isimleri tarihte geçmekte olup, bunlar onların küçük dallarını belirtmektedir. Değişik isimlerle anılan Hazara grupları daha sonra Hazara ismi altında toplanmışlardır. Onlar 13. asra kadar tek bir isimle tanınmamışlardı ve Hazara ismi bütün Gor bölgesinde duyulmamıştı. Bu yüzden tarihçiler onları Türk, Tatar, Türkmen, Zavuli, Barbari, Halaç, Karluk, Çagal ve Laçın adlarıyla isimlendirmektedirler.tadır.
Bugün Hazaraların nüfus bakımından en büyüğüdür ve Hazaristan ile Türkistan arasındaki Daştı Safid bölgesinde yaşarlar. Onlar bütün gelenek ve göreneklerini korumuşlardır. Şeyh Ali bölgesinde Karluk, Kalak ismiyle tanınan Hazara grubu yaşar. Onlar Türkmenlerle akrabadır. Bugün Hazaraların çok güçlü kalabalık bir dalı Hazara-yı Türkmen olarak bilinir. Hazaristan'ın kuzeydoğusunda yaşarlar. Tulu dalı da Daymırdad Hazaralarına aittir. Soylarını Tolunoğullarına dayarlar. Kanger boyu da Daymırdad Hazaralarındandır.
Çegel çok eski bir Hazara boyudur. Bugün Nrave, Miş ve Hazaristan'ın batısında yaşıyorlar. Onlar asıl olarak Türkistan'da yaşıyorlardı. Baskılar sonucu göç etmişlerdir.
Türkçe bir unvan olan Tarhan da bir Hazara boyunun adıdır. Eskiden Bamyan ve Gurdu Tarhan diye bir kavim yaşıyordu. Bir kuş ismi olan ve Türkçede kullanılan Laçin adlı Hazaralar Belh Balhap, Sangçarak bölgelerinde yaşarlar. Zabûliler ismiyle tanınan ve Tohranistan'dan Gazne'nin güneyine kadar olan bölgede ve Zabul eyaletinde yaşayan Hazaralar nüfus bakımından kalabalık ve alt grupları olan bir boydur. Hazaraların tamamına önceden Zavuli deniyordu. Bugün Zavuliler; Caguri, Malistan ve Uruzgan bölgelerinde yaşıyorlar. Onların çoğu Abdurrahman Han zamanında katledilmiştir. Retbil, Şahan Zavulileri ismi ile tarihte anılan Hazara Türkleri vardır. Retbil İslam'dan önce Kandahar, Gazni, Hazaristan ve Sistan'ı içine alan bir devletin adıydı. Onların en son padişahı Yakup Leys 258'de öldürüldü ve böylece Retbiller Devleti yıkıldı. İslam tarihçileri Taberi ve İbnü'l Esir bunların Türk olduğunu söylüyor. 630-644 yılları arasında Afganistan ve Hindistan'ı dolaşan Hüen Tsang da biyografisinde Baba Dağ'ın eteklerinde ve behsuttaki bir kağandan bahisle onun kendisine Tukiyu dediğini, Toharistan kralının da Yelduz'un (Yıldız) oğlu ve Kavşangın'ın damadı olduğunu anlatır. Bu Türkçe isimler de onların Türk olduğunu göstermektedir.
Bayançurlar adıyla anılan grup 10. asrın ilk yarısında Hazaristan'da hakim olmuştur. Bay Moğolca ve Türkçede zengin adam demek olup bugün de Hazara dilinde bu anlamıyla kullanılmaktadır.33
Hazaralar günümüzde ağırlıklı olarak Afganistan'da yaşamakta olup nüfusları yaklaşık olarak 3 milyon civarındadır. Yine Abdurrahman Han döneminde Pakistan'a göç eden 1,5-2 milyon Hazara ve Sovyet işgali sonrası İran'a sığınan 1-1,5 milyon Hazara bulunmaktadır. Hazaraların %90'ı Şiiliğin Caferi kolundan olup %10'u ise Hanefidir. Çok az sayıda Hazara da İsmailiyye mezhebindendir.
Afganistan Hazaraları Hazara-i Has, Hazara-yı Türkmen, Hazara-i Tatar gibi adlarla anılmakta, ayrıca yine yaşadıkları yerlerin isimleri ve boy isimlerine göre gruplandırılmaktadırlar. Bunların başlıcaları şunlardır:
1 Badahşi Hazaraları: Bu Hazaralar tanınmamıştır. Çoğu Bedahşan ve Katagan eyaletlerinde yaşarlar. Aymak ve Şeyh Alilerle akrabadırlar.
2 Laçın Hazaraları: Balh, Balhap ve Sanckçerek çevresinde yaşarlar. Cengiz döneminde Hindistan'a göç etmişlerdir.
3 Kunduz Hazaraları: Kunduz eyaletinde 11 bin Hazara ailesi yaşamaktadır. Bazıları Şii, bazıları Sünnidir. Bunlar Karluk, Nekpay, Mayıl, Haşt Hoca, Daykalan, Nayman, Alicem adlı dallara ayrılmış olup, Şeyh Alilerle akrabadırlar.
4 Hulm Hazaraları: Hulm'dan Deresuf'a kadar olan bir bölgede yaşamakta olup Timur döneminde Timur'un yanında yer almışlardır.
5 İsmaili Kayan Hazaraları: Ziyşadi, Ziyhazar, Ziycana, Ziygol Babakolu adlı gruplardan oluşmuştur. Caferî ve İsmailiyye mezhebindendirler.
6 Kuzeydeki Hazaralar: 2 bin aile Bağlan'ın kuzeyinde, 2 bin aile de Nehrin ilçesinde, 1500 aile Hanarbat ilçesinde ve 2 bin aile Nehrin'in batısında Kozitoli, Delepeskundi, Cuykunda Draymırak Hazaraları adıyla yaşamaktadır. Hatan, Hodi, Çace Beg, Murat, Maksut Hazaralarından 15 bin kişi Seviasya, Şavalto, Ziymezit, Navamat, Kıpçak, Karahaval, Divan-ı Kışlak, Hacepak, Neylan, Şoraban bölgelerinde yaşarlar. Kolberes Hazaralarından 21 bin kişi Tohar bölgesinde, Karabatur, Çal, Yangı Kale Baybule ve Kuzner Hazaralarından 32 bin kişi İşkemiş ve Bağlan bölgelerinde yaşamakta, Türkistan bölgesinde Mezar-ı Şerif ve çevresinde yaklaşık 1, 5 milyon Hazara yaşamaktadır.
7 Tatar Hazaraları: Royidoab ve Batkak bölgelerinde yaşamakta olup Hanefidirler.
8 Pençşir Hazaraları: Raha ve Dereyi Hazara adlı ilçelerde yaşamaktadır. Celali, Baba Ali, Sangıhan, Golap Hil ve Dastahi dallarından oluşur.
9 Gor Hazaraları: 40 bin kişidir.
10 Moğol Hazaraları: Ferah, Herat, Bağlan Seripal vilayetlerinde yaşarlar.
11 Nekoderi Hazaraları
12 Badgis Hazaraları: 350 bin kişiden fazla Herat, Kaleyi Nev, Dayzenyat'da yaşarlar.
13 Sorh Parsa Hazaraları: Pervan eyaletinin batısı ve Hazaristan'ın kuzeydoğusunda yaklaşık 40 bin kişiden oluşur.
14 Meymene Hazaraları: Meymene eyaletinde 500 aile vardır.
15 Kolhol ve Kolhiç Hazaraları: Yaklaşık 3 bin kişidir.
16 Badarav, Bogal, Gadi Hazaraları: Kabil ve Kabil'in kuzeyinde yaşıyorlar.
17 German Hazaraları: İran'da yaşıyorlar.
18 Loger Hazaraları
19 Pektika Hazaraları: Afganistan'ın güneyinde yaşamakta olup şimdi kendilerini Hazara olarak kabul etmezler.
20 Çaç Hazaraları: Pakistan'ın doğusunda yaşamakta olup, sayıları bir milyon civarındadır.
21 Day Hazaraları: Daykalan, Dayzengi, Dayhata, Daypolat, Daymirak, Daymirkişi, Daykundi, Daydehcan, Daykuzi, Dayzinyat, Daymalak, Daykarlandrav, Dayhotan isimli Hazara grupları eskiden beri Afganistan'da yaşamışlardır.34
Hazara-Türk Münasebetleri ve Dil Meselesi
Hazaraların şifahi halk edebiyatında Türk dünyasının tamamında rastladığımız Ergenekon Destanı, Köroğlu Destanı, Ferhat ile Şirin Hikâyesi, Keloğlan Masalları, Nasrettin Hoca Fıkraları canlı bir biçimde yaşamaktadır. Hazaralara göre Türkler (Moğollar) iki kere hicret ettiler. Bu göçlerden biri Ergenekon diye bir bölgeye olmuştur. Ergene, dağın kenarı; kon, yeşil yer demektir. Dağlık yeşil bir yerin adını Ergenekon koymuşlar. Burada demir dağı eriterek köprü ve çıkış yeri yapmışlardır. Ergenekon bölgesi Hazaristan'daki Uruzgan şehri olmalıdır. Hazaralar arasında bilinen Ergenekon Destanı Oğuz Kağan'la da ilişkilidir. Destana göre Oğuz Kağan Karluk Türklerindendi. Onun çocukları 24 boya ayrılmıştı. O Allah'ın birliğine inandığı için amcaoğullarıyla geçinememiş ve Ergenekon'a göç etmiştir.35
Masallarda kullandıkları tekerlemeler "vardı, yoktu" şeklinde başlar. Kızılbaş adı altında toplanan Dulkadir, Birelü, Karaçalı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Ağaçeri, Afşar, Muslu, Teklu, Kaçar, Bayındır, Ustaçlu gibi isimler Hazaraların arasında yaşamakta olup, bunlar aynı zamanda Oğuz-Türkmen boylarının da isimleridir ve Anadolu, Azerbaycan, İran, Irak coğrafyasında da yaşamaktadır. Sosyal hayatlarında "Aksakal" müessesi çok canlı olarak yaşamaktadır.
Afganistan'da Peştu ve Dari dilleri resmî diller olarak kabul edilmiştir. Resmî dillerin dışında ülkede ayrıca beş millî dil ve yirmiden fazla mahallî dil konuşulmaktadır. 1980'den itibaren Özbekçe ve Türkmence de resmî dil olarak kabul edilmiştir. Bu dillerde ilköğretim için ders kitapları hazırlandığı gibi radyo, gazete ve kitap yayınları da yapılmaktadır.36 Hazaralar Farsçanın bir lehçesini oluşturan Dari dilini konuşurlar. Babür Hatıratında Hazaraların bir kısmının Moğolca konuştuğunu söylerken37 bu dönemde tam olarak Farsçaya geçmedikleri anlaşılmaktadır. Uzun yıllar boyunca İran dillerinin hakim olduğu bir çerçevede yaşamış ve hiçbir zaman yazı öğrenmemiş olan Hazarlar yavaş yavaş eski dillerini unutmuşlardır. 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başlarından itibaren Darice konuşmaya başlamışlardır. Bugünkü Hazaraların dili Orta Asya'da ve Afganistan'da konuşulan Tacik diyalektleri arasında etnik bakımdan farklı bir bütün meydana getirdikleri gibi, dil bakımından da bir çok özelliklere sahip olan bir birlik teşkil ederler.38 Hazaraların dilinde fonetik, morfolojik ve daha çok da leksikolojik olarak Türkçe ve Moğolca unsurların çokluğu göze çarpar.
Hazaraların yer adlarında bir çok Türkçe unsur görülmektedir. Yarkend, Oguzkend, Taşkargan, Aybek, Akçe, Akbulak, Akcım, Akrobat, Akzat, Akzarat, Karahaval, Karanala, Karabağ, Kara kul, Karasay, Karakatak, Özdağ, Bokra, Balaktu, Omballak, Terbolak, Cevbolak, Düzbolak, Karbolak, Karganatu, Çiçektu, Almatu, Arktu, Sumare, Sugili, Sure su, Şarhdag, Altemür, Cerekçür, Hormalık, Çomak, Kaş, Kala, Konak, Kıyak, Kurgan, Kamcak, Yahşı, Yurt, Cıdaran.
Bu isimlerin bir çoğunun İslam öncesi Hazaristan'da olduğunu Yazdani söylemektedir. Ona göre Aybek, Tekinabad, Aylagı gibi isimlerin İslam'dan önce kullanıyor olması bölgede Türklerin iskanını eski dönemlere götürmektedir.39 Tatar Han, Abdurrahim Beg, Hamatkul Yüzbaşı, Babı han Minbaşı gibi aşiret reislerinin isimleri,40 Aybek, Kürşat, Berdi, Hüdayberdi, Berdibek, Berdibay gibi şahıs isimlerinde karşılaştığımız Türkçe unsurlardır. Hazara dilinde çok fazla Türkçe kelime bulunmaktadır. Bu kelimelerin Oğuz grubu Türk şivelerindeki kelimelerle uygunluk göstermesi dikkati çeker.
Aşağıda liste olarak bir kısmını verdiğimiz Hazara dilinde kullanılan Türkçe kelimelerin bazıları ülkemizde öğrenci olarak bulunan Muhammed Salihi adlı Hazara-Türkmen boyuna mensup öğrenciden,41 bazısı da Yazdani'nin kitabından alınmıştır.42 Saha araştırmalarıyla yapılacak çalışmalarda Hazara dilindeki binlerce Türkçe kelime ortaya çıkarılacaktır.
abe: Abla, ace: Büyük anne, adli: Adlı, ad sahibi, ak: Beyaz, aka: Ağabey, akkara: Göz,
aksakkal: İhtiyar, büyük, yaşlı erkek, aksakalla: Önderlik yapmak, alaca: Alaca, alagak: Ala bula-siyah-beyaz karışımı, alapençe: Ayağı beyaz, alçık: Çadır, alğa: Çekiç, alhatun: Alkarısı, alış*veriş: Alışveriş, aple: Abla, arpa: Arpa, aştük: Hizmetçi, ate: Baba, aya: Anne, aylak: Yayla,
b
babe: Baba, babay: Dede, bacanak: Bacanak, bacı: Bacı, baga: Kurbağa, bağalda: Koçaklamak, bala: Yavru, baralla: Açığa çıkartmak, basa: Sürekli, basur: Basur, başemir: Komutan, batga: Pislik, batur: Cesur, yiğit, bay: Zengin, baykuş: Baykuş, bayrak: Bayrak, beg: Bey, begum: Hanım, berbeyle: İlgisi olmayan şeylere bulaşmak, berelle: El ile sıkarak yıkamak, betgılık: Kötü huylu, beyle: O kadar, biye: Boy, boga: Boğa, bogra: Erkek deve, boguş: Boğaz, boy: Boy,
boydak: Yetişmiş adam, boz: Boz, bölek: Bölüm, bölge: Bölge, börü: Kurt, bubaş: Daimi,
ezeli,
bulak: Pınar, busrak: Paça, büküli: Bükülmüş, bürgüd: Kartal,
c-ç
cağa: Yaka, cıl: Yıl, coğulle: Buğdayı tanelerine ayırmak, cuğulda: Gürültü, cül: Örtü, Çul, carçi: Ulak,
çabuk: Çabuk, çaltak bir tür kir, çapat: Tokat, çapkun: Tipi, fırtına, kar yağışı, çapuş: İkiyaşındaki erkek keçi, çarık: Çarık, çelpek: Yufkanın yağda pişirilmesiyle yapılan bir tür yemek, çemüs: Çizme, çirmekle: Uyuşmak, Üşümek, çukur: Çukur, çüçele: Çok çocuk doğurmak, şişle ocaktaki ateşi karıştırmak, çührekde: Ağlamak, çürük: Çürük,
d
dalle: Deli, damak: Boğaz, damar: Damar, darazda: Uzamak, daruğe: İnzibat kuvvetinin başı, dayı: Dayıdepu: Depo, derrele: İkiye ayırmak, dilim: Dilim, direvle: Elle buğday toplamak, dökmek: Dökmek,
e
elek: Elek, ergaç: Yaşlıkeçi, ergin: dağaltı, erip: eğri, erke: Hayvanı, erkeği, başparmak, erketevle: Şımarmak, nazlanmak, erkun: Nazlı, esne: Esnemek,
g
gadgula: Karıştırmak, goygırla: Tartışmak,
h
hala: Hala, halavda: Yangının büyümesi, han: Han, hatun: Eş, zevce, hazakda: Sürünmek, emeklemek, horoz: horoz, hoşile: sevinmek,
k
kabarga: Kaburga, kaçak: Kaçak, kaçı: Keçi, kala: Kale, kali: Halı, kama: Kama,
kamçın: kamçı, kanci: Susamış, kancik: Dişi köpek, kap: Kaplama, kapak: Kapak,
kapgan: Tuzak, fare tuzağı, kara: Kara, karabaş: Hayvan adı, karış: Karış, karavul: Askeri kışlada nizamiye kapısı, kasbage: Kaplumbağa, kasmak: Kazmak, kaş: Kaş, kaşka: Atın alnındaki beyaz ben, katalma: Katlama, katlama: Yemek ismi, katmer, kavdala: Demetlemek, kayık: Kayık, kaymak: Kaymak, kaysı: Kayısı, kayt: Defa, kayze: Atın başını ettirememesi, kaz: Kaz, kel: Kel, kemuk: Kemik, kepenek: Kepenek, kerpi: Kirpi, kez: Kez, defa, kılıç: Kılıç, kıllık: Gıcıklık, kıprek: Kirpik, kırtakda: Zıplamak, kısır: Kısır, kısmak: Pıhtılaşmak,
kışlak: Kışlak, kızıl: Kırmızı, kig: Koyun ve keçinin boyu, kilim: Kilim, kitele: Bıçağı vücuduna götürmek, kişmiş: Kuru üzüm, koç: Koç, kol: Kol, kolaç: Kulaç, koncağa: Yan, kotluk: Kutlu, koy: Koy, bırak, köç: Göç, köl: Göl, körpe: Körpe, kuçak: Kucak, kumri: Bir kuş adı, kunak: Konak, misafir, kundak: Kundak, kurme: Yemek ismi, kurut: Yemek ismi, yoğurdun kurumuş olanı, kuş: Kuş, kuşu: Kaşağı, kutan: Kuş ismi, kutur: Hastalık ismi, küde: Dünür, külçe: Bir tür pasta,
l
lağarda: Zayıflamak, lebegde: Hayvanların yerden ot toplaması, lingekde: Mızırdanmak,
m
malah: Böcek, çekirge, meyveci: Meyveci,
n
nene: Nine, nefesle: Nefes alıp vermek, o
ocak: Ocak, oka: Ganimet, okre: Ak kara, orak: Orak,
ö
öç: İntikam, öç, ölce: Ganimet, ölçek: Ölçek,
p
paçak: Kavun-karpuz kabuğu, pade: İneklerin toplamı, papak: Şapka, pay: Pay, pazarçı: Pazarcı, peçe: Saçın etrafı, petek: Ayakkabının içine konulan keçe veya deri parçası, petir: Mayasız ekmek, puli: Para,
s
saçma: Saçma, sagıç: Sakız, sakal: Sakal, sakka: Büyük, sanaç: Başta taşınan tepsi,
sankar: Yırtıcı bir kuş, savgat: Armağan, say: Vadi, sel: Sel, selle: Sarık, serekde: Başını sallamak, sır: Sır, sırt: Sırt, sullada: Gevşemek, sule: Sulu, sulak yer, sune: Süne, haşarat, sorag: Soru, soragçi: Soran,
ş
şalakda: Ayakları sakat olan birinin yürümesi, şankar: Bir kuş adı, şaplak: Şamar, şirekde: Cesaretlenmek, şişek: Koyun, şulvar: Şalvar,
t
tabak: Tabak, tağa: Dayı, tal: Dal, talan: Talan etmek, tarak: Tarak, tavlay: Tavşan, tayak: Sopa, tayakla: Bastonla yürümek, tebne: Çuvaldız, teke: Erkek keçi, tekne: Büyük tencere, teleşla: Acele etmek, teppe: Tepe, ter: Ter, terkekde: Çok sert ve acı şeyler söylemek, terteğle: Kör gibi dolaşmak, tez: Hızlı, tirekde: Fırlamak, togru: Doğru, toh: Bakmak, tohum: Tohum, tokşı: Hızlı nefes al, tolga: Başlık, tolağa: Baş, tomı: Bin, tomuk: Topuk, toy: Düğün,
töre: Töre, töşek: Döşek, tulğala: Bir şeyin yardımıyla-asa ve duvardan tutarak-yürümek,
turşi: Turşu, tuş: Döş, bağır
u
uç: Uç, uçi: İçmek, ulag: Ulak, urke: Ülke, umaç: Yemek adı, uştuk: Uşak, ü
üştük: Çocuk
y
yaka: Yaka, yar: Yar, yara: Yara, yel: Yel, yenge: Yenge, yerge: At yürüyüşü, yerğala: Rahvan gitmek, yürümek (atın yürüyüşü) yeşil: Yeşil, yılduz: Yıldız, yoğ: Yoğurt, yurt: Yurt.
Hazaraların dilinde görüldüğü gibi bir çok Türkçe kelime saklanmıştır. Bu kelimeler yapı bakımından yalın, türemiş ve birleşik kelimelerden meydana gelmiştir. Türkçe; akraba, organ, hayvan ve bitki isimlerinin ağırlıklı olarak korunduğu görülmektedir. Yine Türkçe isimden fiil yapım eki olarak kullanılan -da/-de eki ses uyumuna uygun olarak Hazara dilinde de aynı fonksiyonda işlektir: Bağal-da-; Bir şeyi kucağına alıp bir yerden başka bir yere götürme, Sılla-da-; Gevşemek vs. İsimden fiil yapım eki-la/-le canlı olarak Hazara dilinde de vardır: Nefes-le-; Nefes alıp vermek, Erketev-le-; Şımar-, nazlan-, Tayak-la-; Bastonla yürümek vs. Kıpçak grubu Türk şivelerinde gördüğümüz kelime başlarında-y->-c-değişimi ile ilgili bazı örneklere Hazara dilinde rastlanır: Cağa>Yaka, Cıl>Yıl vs. İsimden isim yapım eki-cı/-ci/-lı/-li/-lık/-lik az sayıda kelimede görülür: Meyveci, Pazarcı, Betgılık; Kötü huylar. Fiilden isim yapım eki-ı,-.i: Bükül-i-vs.
Türkler 9. asırdan itibaren İslam kültür çevresine girmeye başlamış ve Türkçe; Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalmıştır. Bu etki giderek bir baskıya, boyunduruğa dönüşmüş ve Türkçe öz kimliğini yitirerek bir başkalaşıma uğramıştır. Bu durum bazı Türk topluluklarının dillerini bırakarak başka dilleri kullanmalarına yol açmıştır. Gazneliler ve Selçuklular döneminde İran ve Afganistan toprakları üzerinde hakim olan Türkler adı geçen iki devletin Türkçe yerine Arapça ve Farsçayı yeğlemesi sonucu bu coğrafyada yaşayan bazı Türk topluluklarının Farsça, Tacikçe kullanmalarının nedenlerinden biri olmuştur. 13. asırdan günümüze Afganistan, Özbekistan ve İran'da yaşayan bazı Türk boyları kendi dillerini unutarak Farsça, Tacikçe konuşur ve yazar olmuşlardır. 20. asırda bu süreç hızlanmış, Afganistan'da Avşar ve Karakalpaklar,43 İran'da Horasan Türkleri ve Halaçlar,44 Türkçeyi unutmuşlardır. Hazara Türkleri ise dil değiştirme işine 16. asırdan itibaren başlamış ve artık günümüzde Darice konuşur olmuşlardır.
Zeki Velidi Togan'a göre bölgedeki Türk ve İran dilleri mücadelelerinin tarihi çok eskiye dayanır. Togan "Fergana'daki Tacik Unsuru" ile igili olarak "Grek Baktriye saltanatı devrinde gelmiş ve burada önce yaşayan Saka ve Kuşan kavimlerini yutmuşlardır. İslam devrinde edebi Farsça dili Maverâünnehir ve Horasan'da tekrar hayata dönebildi. Araplar ve Samaniler zamanında bu Fars-Tacik unsuru Türkistan ve Maverâünnehir'de öyle kalabalık idi ki İranlılar Maverâünnehir'i "İran Şehir" ve Yakut "İsaniyulala" tesmiye eder olmuşlardır. Bu meseleye temas eden Kaşgarlı Mahmud da "Maverâünnehir Türk ülkesi idi, şimdi tamamen bir acem ülkesi gibi oldu" diyor. İslam devrinde Maverâünnehir'e gelen Tacik unsurunun kesafeti ve medeni tagallübü her yerde kendini gösteriyordu. Gerek Samaniler ve gerek Karahanlılar devrinde buralara gelip yerleşen Araplar gibi bütün Türkler de Farslaşıyorlardı. Türk ve Tacik dilleri mücadelesindeki eski muvazene Çingiz ve Temür fütühatından sonra tamamen Türk dili lehine değişti. Çingiz oğulları zamanında Maverâünnehir Taciklerinin ekserisi Doğu Türkistan'a ve Horasan'a İlhanlılarla Çağataylıların mücadeleleri sırasında Tacik unsuru yine Horasan'a inmek mecburiyetinde kaldı. Bunların yerlerini Türkler doldurdular. Moğollar ve Temürlüler hakimiyeti zamanında eskiden Farsça konuşan Xarşı (Nesef), Çarcuy, Mergilan, Cızak gibi şehirlerde o dil ortadan kalktı. Ancak Buhara, Semerkant ve Hocend gibi eski Fars medeniyeti kökleşmiş ve kuvvetli olan şehirlerde, medreselerde öğretme dilinin Farsça olması dolayısıyla bu dil yaşayabildi. Her yeni gelen Türk unsuru da yutmaya devam etti. Bununla beraber bu devirde temsil edilen Türk unsuru büyük şehirlerin Tacik unsurunun dil, adet ve simalarını değiştirdi. Bugün Farsça konuşan şehirlerin ahalisi ekseriya menşe bakımından Türktürler. Türkler bu şehirlerde (Hocend, Mengilan, Taşkent, Sayram, Semerkant, Uratepe, Hokand), diğer şehirlerde olduğu gibi çok olarak gelip yerleşmiş, sonra yavaş yavaş ve azar azar gelip yerleşmişlerdir. Bunun neticesinde meselâ Uratepe gibi şehirlerde Fars unsuru az olup, ahalinin çoğu hatta Türk uruk adlarını bile saklayan Türklerden ibaret ise de Farsça konuşuyorlar, çoğu Farslaşmış Çağataylarla meskun olan ve bugün de ahalisi Çağatay adını alan Baysun, Külap ve Balcuvan gibi şehirler de öyledir. Bu türlü şehir Tacikler kendilerinin hiçbir vakit İranlı saymıyorlar. Kent Türkleriyle kendilerini bir kavim sayıyorlar.
Eski Arap coğrafya ve tarihi eserlerinden menşelerinin Türk olduğu öğrendiğimiz Şugnan, Kara Tegin Tacikleri ve ancak son zamanlarda Tacikleşmiş olan Külap ve Balcuvan'ın Farsça konuşan Çağatayları son basmacı hareketinde görüldüğü üzere savaşçılıklarını sakladıklarını göstermişlerdir."45 İfadeleriyle Türk kavimlerinin Farsça'ya yönelmelerinin tarihi sebeplerini açıklamaktadır.
Sonuç
Hazaralar yeryüzünde kökenleri az bilinen milliyetler arasında yer alıyor. Kendileriyle ilgili kendi dillerinde kaynakların olmayışı, diğer milletlere ait eserlerde fazlaca bilginin bulunmaması kökenlerinin aydınlanması işini güçleştirmektedir. Ortaya konan teoriler Hazaraları Hazaracat'ın yerlileri; Moğollar olarak; Türk-Moğol olarak, Tacikler olarak ve Doğu'dan gelen diğer etnik gruplar olarak açıklamaktadır.
Hazaraların kökenini Türk-Moğollara bağlayan araştırmacıların sayısı az değildir. Bu teorinin savunucularından Prof. Dorn'a göre Hazaraların 1284-1291 yılları arasında Mengü Han'ın egemenliği sırasında Afganistan topraklarına taşınan Türk-Moğol göçmenlerinin soyundan gelmektedir. Teorisini daha çok Hazaraların dış görünüşüne bağlayan Wamun'un da onların Cengiz tarafından getirildiğini belirtmekte, Herat, Gazne ve Kandahar arasına yerleştirilen saf Türk kökenli insanlar olduğunu düşünmektedir.46
Hazaraların etnik terkibinde Türk-Moğol halkları ağırlıklı yeri işgal etse de, Tacik, Afgan ve Arap unsurlar da etnik tabakalanmada izler bırakmıştır.
Cengiz Han Balh, Kabil, Gazne ve Herat arasındaki bölgeyi istila ettiğinde bu topraklarda Türk kökenli insanlar yaşamaktaydı. Bu bölge Gazne ve Gurluların merkezi idi. Bu iki devlete sahip olan Türkler iki asır bölgede hakim olup özellikle Karluk ve Halaç Türklerini bu topraklarda yaşamaya teşvik ettiler. Sonraki asırlarda Moğollar ve Türkler öbür topluluklarla karışmak durumunda kaldılar. Bu sosyal karşılaşma Hazaraların etnik yapısında çok önemli rol oynamıştır.
Türklerin bu bölgede dağılımının düz bir şekilde olmadığı görülür. Bazı yerlerde özellikle güneyde Kandahar ve Gazne'ye değin ve kuzeyde Balh'a değin bu grubun daha büyük toplanmaları vardı. Türk Halaçlar ve Karluklar Moğol istilasından evvel Afganistan'ın merkezi ve güneyinde yerleşerek Hazaraların etnik yapısında yer aldılar. Doğal olarak bu bölgelerde yaşayan Moğollar, dahili merkez dağlarına yerleşen Moğollardan daha çok Türklerin etkisinde kaldılar. Bu kültürel tesir bu bölgedeki Hazaraların dış görünüşü üzerine çok etki bırakmıştır. Günümüzdeki Jağuri Hazaraları ve Şeyh Ali Hazaraları böyle bir karışımın sonucunu göstermektedir. Bu bölgelerde yaşayan Türklerin yanı sıra Moğol ordusundaki Türklerde Hazaraların etnolojisinde çok büyük roller oynadılar. Cengiz Han bir fatih olarak ortaya çıkınca, tüm bozkır kabilelerini birleştirmeyi becerdi ve onlara dünyanın fethi için liderlik yaptı. Ondan sonra Doğu Türkleri, Tatarlar ve Moğollar birlik oluşturdular ve adları çoğu zaman karıştırıldı. Moğollar çok erken Türkleştiler çünkü ordunun en fazla onda birini Moğollar oluşturuyordu. Geride kalanlar Türkler, Kıpçaklar, Türkmenler ve Uygurlar idi.
Hazaraların etnik yapılarının oluşumunun ilk adımlarında Moğol etkisi Türk ve Tacik birleşimlerinin işbirliği görülmektedir. Juvai'nin yazdığı gibi İran ve bugünkü Afganistan'ın fethi için gönderilen Moğol komutanların askerleri sadece Moğollardan oluşmamaktaydı. Bunların çoğu Türk ve Tacik oğulları idi.47 Çağataylılar kütlesinin liderleri Moğol olmakla beraber, çoğu Türklerden oluşmaktaydı. Gur, Kabil, Gazne ve Balh arasına yerleştikleri andan itibaren Hazara oluşumu başlamış oldu. Türklerin Moğollara hakimiyetinin yanı sıra Hazara etnik yapısı sonralardan bu bölgeye gönderilen saf Türk ordularından da etkilenmiştir. Timur'un generali Pir Muhammed Cihangir, Kandahar ve İndus kıyıları arasındaki bölgeye varınca çok sayıda askerleri ve onların ailelerini bu bölgeye getirdi.
Tacikler Hazaraların sosyo-kültürel hayatlarında çok etkili olmuşlardır. Onların dil, ziraat kabiliyeti ve köy hayatı Taciklerin tesiriyle değişti. Hatta Tacik adını taşıyan Şehristan Hazaralarının alt boyu vardır. Tacik kabile adının oluşması da bir Tacik alt sınıfının kalıntısının göstergesidir.
Ahmet Şah döneminden itibaren Hazara-Afgan temasları başlar. Bu Afgan-Hazara teması Hazara etnik yapısında çok önemli rol oynamasa da etnik sınır hatlarında yaşayan Jaguri Hazaraları üzerinde etkili olmuştur. Peştun küçük kabile adı Doda Day Kundi Hazaraları arasında bir boyun adıdır. Zaman zaman Afganlılar Hazaraların içine yerleşip çözülüyorlardı. Meselâ 30-40 sene önce beş Afgan ailesi Vardak'tan Doğu Besut'a yerleştiler ve tamamen kültürel ve sosyal alanda Hazaralara tabi oldular. Yekevleng bölgesinde yaşayan ve Seyit adı verilen Araplar da Hazaralar arasında çözülmüşlerdir. Onlar sosyal ve kültürel bakımdan Hazaradırlar. Sadece dış görünüşte farklıdırlar.
Hazaralar arasında etnik kökenle ilgili değişik inanışlar bulunmaktadır. Hazaraların çoğu kendini Cengiz Han'ın askerlerinin soyuna bağlamaktadır. Poladi Hazaralar Turan halkının Türk nesli Afrasiyab ırkından olduklarını iddia ediyorlar. Şeyh Ali Hazaraları ise kendilerini Nuh'un oğlu Yafes'e dayandırıyorlar.
Hazara folklorunda ad verme, halk hekimliği, halk inançları, halk takvimi eski Türklerden itibaren Türklerin içinde yaygın olarak bulunan dağ, deniz, ağaç, su ile bağlı inanışlar doğum, sünnet, düğün, ölüm gibi hayatın belirli evrelerinde yapılan pratikler Hıdrellez, Nevruz gibi belirli günler vs. bütün Türk dünyasında gördüğümüz inanç ve pratiklerle örtüşmektedir.
Hazaralar üzerinde yapılacak olan saha araştırmalarıyla onların etnik menşelerinde ağırlıklı bir yere sahip olan Türk kütlesi aydın bir şekilde görülecektir. Afganistan'da ve Güney Türkistan'da nüfus bakımından kalabalık olan Hazaraların arasında az sayıda aydın kendilerini Türklüğe ait olarak görmekte olup, bu yönde faaliyetlerin ve ilmi eserlerin hızla ortaya konulması gerekir.
Kaynak: Gökdağ, Bilgehan Atsız, "Afganistan'da Türklük ve Hazaralar", Türkler Ansiklopedisi, C. 20, Ankara 2002.
Tacikistan ve Tacikistan Türklerine Genel Bir Bakış
Önümüzdeki yıllarda petrole dayalı enerji politikalarının değişime uğrayacağı, enerji kaynaklarının şekillendirdiği siyasî coğrafyanın da ağırlıklı olarak su kaynaklarına bağlı olarak değişeceği varsayılmaktadır. Orta Doğu bölgesinde Türkiye'nin su kaynakları ne kadar önemli ise, Orta Asya bölgesinde de Tacikistan'ın su kaynakları aynı değerdedir. Mezopotamya tarımına can veren Fırat ve Dicle nehirlerinin yerini, Maveraünnehir bölgesinde, Kırgızistan ve yoğun olarak da Tacikistan'dan çıkan Seyhun ve Ceyhun nehirleri almaktadır. Bir başka deyişle, binlerce yıl Türk Yurdu olmuş ve olmaya da devam eden Türkistan'ın can damarı olan su; Türk kimliğinden ve birliğinden uzaklaşan bir Tacikistan'ın denetimine bırakılmaktadır. En azından bu çok ciddî detay bile bu ülkenin ve Türklükle ilişkilerinin daha dikkatli incelenmesini ve olumlu yönde geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Kuşkusuz Tacikistan'ın günümüzdeki ve gelecekteki önemi su, kaynaklarının zenginliği ile sınırlı değildir. 1924 yılına kadar resmen ve Buhara Hanlığı'ndaki nüfus çoğunluğu ile Türk Yurdu'nun önemli bir parçası olan bu ülke, bu tarihten itibaren ayrı bir millî yapıya dönüştürülmüştür. Komşularıyla sıcak çatışmalara neden olan, özel olarak çizilmiş sorunlu sınırları, Afganistan ve radikal dinî gruplarla olan ilişkileri, iç savaşın oluşturduğu mültecileri ve uyuşturucu trafiğindeki yeri günümüzde hâlâ önemini korumaktadır.
Tacikistan yönetiminin güncel politikaları, nüfusunun üçte birini teşkil eden Türk asıllı vatandaşlarını ilgilendirdiği kadar, çevresinde yer alan Kırgızistan, Özbekistan, Doğu Türkistan ve Kuzey Afganistan Türklüğünü de direkt olarak etkilemektedir. Kuşkusuz Türkiye dahil, bölge ve Türk dünyası ile ilgili tüm ülke ve uluslararası kuruluşlar da bu ülkedeki gelişmelerden kendiliğinden etkilenmektedirler.
Tacikistan'ın yer aldığı coğrafyanın daha iyi anlaşılabilmesi için gereken tarihî, kültürel (dil) ve etnik yapıya ilişkin kısa bilgiler vermeye ve Tacikistan'daki bazı son gelişmeleri vurgulamaya çalışacağız.
Orta Asya'nın yaz mevsiminda su ihtiyacının %70'ini karşılayan Tacikistan, 1.300 adet gölü ve 947 nehiri; Nurek, Karakum, Katla, Say, Muminabad ve diğer birçok baraja sahiptir. Tacikistan, bu sudan yararlanan Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan'ı, ülkesinin yüksek su maliyetlerine katkıya çağırmaktadır. Su kaynaklarının sağlıklı olarak kontrolü, ortak enerji tasarrufu konularına dikkat çekilmekte, aksine tavırların, bölgede Aral gölü faciası gibi onarılmaz daha nice yaralara neden olacağı ifade edilmektedir.
Bu haklı uyarıların ardından doğalgazını ve petrolünü yüksek ücretlerle pazarlayan bu ülkelerin su için hiçbir bedel ödemediği hatırlatılarak gerekli ikaz yapılmaktadır.1 Bu siyasal dozu yüksek bilimsel uyarıların "Sınır Aşan Sular"ın büyük önem kazandığı 2000'li yıllar için ne anlama geleceği çok açıktır. Bu arada Tacikistan delegasyonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 55. oturumunda, 2001 yılını su muhafaza ve koruma yılı olarak ilan ettiler.2 Kuşkusuz bu konudaki haklılığın bölge barışını koruyucu yönde, adil biçimde çözülmesi, herhalde Tacikistan Türkleri ve Orta Asya'da yaşayan diğer Türkler açısından da büyük önem taşıyacaktır.
Gorbaçov'un perestroikasının yaşandığı 1986-1991 yılları, merkezî Sovyet sistemini ortadan kaldırır, Tacikistan'a da bağımsızlık kazandırırken, yeni politik, ekonomik sorunları da birlikte getiriyordu. 1992 yılında başlayan acımasız iç savaşta ideolojiler çatışırken, aşiretler ve bölgeler de birbirleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyorlardı. 1997 yılına gelindiğinde sonuç, enkaza dönen bir ülke ve ülkeleri dışına kaçmak zorunda olan yüz binlerce insandı. Hâlen bu mültecilerin 100.000 civarındaki kısmı da Özbek ve Türkmenlerden oluşmaktadır. Bunlar da Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, hatta Ukrayna ve Rusya'da yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Afganistan'a geçen binlercesi de son savaşın çatışan tarafları arasında hayatlarını kaybetmişlerdir. Ev sahibi ülkeler ve Şubat 1993'te Duşanbe'de ofis açan BM'nin çabaları bile, bu insanların acılarının dindirmeye ve onları ülkelerine, evlerine döndürmeye yetmemiştir.
1992-1997 yılları arası süren acımasız iç savaşın sonunda taraflar arasında varılan andlaşmaya bağlı olarak oluşturulan Milli Barış Komisyonu, bu sorunun politik, askerî ve yasal yanlarıyla uğraşmaya devam etmektedir. Ancak ülke içinde silahların teslimi konusu bile henüz tam olarak çözüme kavuşturulmuş değildir. Kuzeyde daha ziyade Özbek asıllı Türklerden oluşan Hoçendlilerin geleneksel olarak görev aldıkları yönetim kademelerinden, 1997 yılından itibaren artan bir süratle tasfiye edilerek, yerlerine Kölap Taciklerinin yerleştirilmesi de sorunlara ve gerilime yeni unsurlar eklemektedir. Nüfusun üçte birini teşkil ederken, hükümette bir sandalye bile alamayan Türk asıllı Tacik vatandaşları, tüm kamu görevleri ve eğitim ihtiyaçlarında da aynı dışlanmayı ve ikinci sınıf vatandaş olma statüsünü yaşamakta ve baskı altında, katlanmak zorunda bırakıldıkları bu acı durumdan bir an önce kurtulmak istemektedirler.
Tacikistan'da yaşayan Türkler, 1924'lerden önce Müslüman kardeşleri olarak kendileriyle eşit gördükleri Taciklerle, 1924-1992 yılları arasındaki Sovyet döneminde de yoldaş zihniyetiyle eşit şekilde birlikte oldular. Türkler, 1992'de elde edilen bağımsızlığın ardından oluşan Tacikistan Cumhuriyeti'nde başlayan Tacikleştirme hareketleri ile ilk defa dışlandıklarını hissetmeye başladılar. İç savaşın ardından yoğunlaşan bu ayrımcılık, bir yandan Kölaplı Taciklerin diğer Taciklere karşı yürüttükleri baskıcı bölgeciliğe, öte yandan da Tacik dışı unsurların genel olarak tedirgin edilmesine dönüştü. Bu durumdan da en çok nüfusun üçte birini teşkil eden Türkler etkilendiler ve bu olumsuz etki altında yaşamaya devam ediyorlar. Tacikistan hükümeti radikal dinci muhalefeti ile yapmış olduğu anlaşmayı, komşusu Özbekistan'a da tavsiye ederek bölge barışının başka türlü korunamayacağını ifade ederken, birçoğu yurtdışına iltica etmiş ve Tacikistan'ın sessiz çoğunluğu olan Türk vatandaşlarının haklarını esirgemeyi de sürdürmektedir. Hiçbir resmi açıklamada yer almayan, Türk vatandaşların haklarını barışçıl yoldan savunan uluslararası bir kuruluşa da rastlanmamaktadır.
Özbekistan'da yaşayan Tacikistanlı Türkler kendi haklarını koruyabilmek üzere yurt dışında Azad Tacikistan Partisi'ni kurarak, liderliğine de Tacikistan ordusunda Albay olan, millî şair ve yazarları Yaraş Kurban'ı getirdiler. Yaraş Kurban, yoğun olarak geliştirdiği uluslar arası temaslar ile bu ızdıraplı duruma son verilmesi için başta Türkiye olmak üzere, bütün dünya ülkeleri ve uluslararası kuruluşlardan yardım talep etmektedir.3
Tacikler, Özbekistan'ı iç savaşlarına müdahale etmekle suçlayarak, Karatekin vadisindeki köylerinin Özbek uçaklarınca bombalandığını, eski Tacik komutan Mahmut Hüdaberdiyev'in 1997 yılındaki başarısız darbe teşebbüsünden sonra, yüzlerce militanı ile birlikte Özbekistan'a sığındığını, bunların da Hoçend bölgesine saldırılar düzenlediğini ifade ediyorlar. Aynı zamanda, Özbekistan'da eşit sayıda Taciğin yaşadığını, çok sayıdaki Özbek Tacik evlilikleri ve Özbekistan'daki kültür mirasları nedeniyle de bu ülkeye en yakın ülke olduklarını da ekliyorlar. Tacikistan; yüzlerce Özbek dili öğreten okul, Özbek üniversitesi, koleji, lisesi, yerel gazete, televizyon ve radyo programı varken, Özbekistan'ın Tacik dilindeki benzer aktiviteleri yasakladığından yakınıyor. Tacik vatandaşlara Özbekistan sınırlarında uygulanan vizenin sorun yarattığını uzun yıllara dayanan, Tacik-Özbek ilişkilerinin sağduyu ile çözülebileceğine inandıklarını ifade ediyorlar.4 Bu açıklamaların tam aksi de karşı tarafça yapıldığından (özellikle Türklerle ilgili haklar konusunda), kimin hangi oranda haklı olduğu şüphesiz tarafsız bir araştırma sonuçlanana kadar geçerliliğini korumaya devam edecektir.
Tacikistan'ın gerek kendi içindeki Tacikleri, gerekse ülkede yaşayan Türk asıllı vatandaşlarının sıkıntıları; kuşkusuz kökleri tarihe dayalı olaylara, Sovyetlerin diğer yerlerinde olduğu gibi, Tacikistan'ın da yapay sınırlara bölünmesine, bölgelerin ekonomik ve siyasal üstünlüğü ele geçirme mücadelelerine, kuzeyin ekonomik ve elektrik enerjisi açısından Özbekistan'a olan bağımlılığına, geleneksel pazar yerlerine ulaşım zorluklarına, Fergana bölgesinin muhafazakar yapısı ve Oş bölgesindeki uyuşturucu trafiğine de bağlıdır.
Tacikistan'ın sorunlarını çözebilmesi için önümüzdeki dönemde, içinde bulunduğu ekonomik gerilemeyi durdurması ve gümrük engellerinden kurtulması gerekiyor. Aksi takdirde özel teşebbüsün ortadan kalkması, ülkedeki tansiyonu artıracağa benziyor. Kölap klanlarının iktidarda olması, diğer bölgelerle beraber kuzeyi de dışlıyor. Ülke genelindeki muhafazakar yapının, Batılılaşma ve modernizasyona karşı direnci, toplum yapısındaki zayıflık, keskin gelir ayrımı, radikal dinci akımları geliştiriyor. Uyuşturucu trafiği, yüksek gelir getiren yapısını koruyabilmek için bölgesel istikrarsızlığı destekliyor. Uyuşturucu ile mücadelenin bölge dışı güçlerle birlikte yoğunlaştırılması, bölgenin süratle bir ortak pazara kavuşturulması, güçlü ekonomik alt yapı, telekomünikasyon, tren yolları ve kara yollarına kavuşmanın, sorunları çözmeye yardım etmesi bekleniyor.
Türkiye olarak; 8 Kasım 2001 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve heyetinin Tacikistan'a yaptıkları resmi ziyaretle yeniden gündeme getirilen ilişkilerle; Tacikistan'ın sağlıklı ve çağdaş koşullara kavuşturulması ve Tacikistan'da yaşayan Türklere eşit haklar tanınarak yurt dışında yaşayan binlerce mültecinin ülkelerine dönmelerinin sağlanması konularının ele alındığı haberleri basına yansımıştır. Daha sonra 24 Ocak 2002 tarihinde resmi Tacikistan heyetinin Türkiye'yi ziyaretleri ile devam eden bu ilişkilerin, geliştirilerek sürdürülmesinin de mevcut sorunlara çok ciddî çözümler sağlayacağı açıktır.
Tacikistan'ın güncel konularına bakarken, geçmişi bilmek, etnik ve dil yapısı hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak gereklidir. Bu makalenin sınırlı kapsamı içinde kısaca bu bilgilere de değinmekte yarar vardır.
1924 yılına kadar Buhara ve Kokand Türk hanlıklarının bulunduğu bu topraklar, Enver Paşa'nın 1922 yılında şehadetine kadar, Tacik ve Türklerin birlikte kardeş olarak yaşadıkları bir ülke iken, bu yıldan itibaren, Sovyetler Birliği'nin etkisi altına girmeye başlamıştır.
Enver Paşa'nın şehadetinden, bölge ve Tacikistan'ın oluşumunda bir milat olarak söz etmek mümkündür. Turan İhtilâl Ordusu Türkistan Cephesi Kumandanı ve Emir-i Leşker-i İslâm-ı Buhara unvanı ile ulaştığı şehadetinin raporuna göre, "Pek mukaddes ve âlî bir maksat peşinde Buhara-yi Şerifin 'Belh-i Cevan' vilayetinin 'Çegan' nam mahalde Milâdi 4 Ağustos 1922 ve Rumi 21 Temmuz 1338 ve Kameri 11 Zilhicce 1340 senelerinin Kurban bayramının ikinci Cuma günü, gündüz öğle vaktine karip bir zamanda hün-i pakini mahall-i merkür toprakları üstüne akıta akıta kahramane ve merdane bir surette rütbe-i şehadete nail olmuştur."5 Kuşkusuz bu rapor, onunla birlikte bugünkü Tacikistan bölgesindeki Türk egemenliğinin de sona erdiğinin bir sembolüdür.
Enver Paşa'nın Türkistan harekâtının ortam ve tarihçesi bu makalenin kapsamı dışındadır. Bununla birlikte bölge için milat sayılabilecek bu hüsranı yaratan ortam ve şartların pek fazla da değişmediği düşünülürse, bu olayın ana hatlarıyla günümüzü de aydınlatmaya devam ettiği kabul edilebilir.
"Onu, Pamir eteklerindeki gelişmelerde, karşı tarafın silahlarından ziyade, jeopolitik şartlarla, çağın gelişmeleri ve hiç tanımadığı bir ülkenin sosyal çarkları yendi"6 diyen Şevket Süreyya Aydemir, Tacikistan Türklüğünün bu dönüm noktasıyla ilgili olarak özel bir yaklaşım sergilerken, Kâzım Karabekir Paşa ise o günlerden bugünleri görerek, kapsamlı ve stratejik bir tahlil yapmaktadır: "Hazırlanmadan başlanan bu işler Türk toprakları için maddî ve manevî pek mühim zararlara mucip olmuştur. Bu zararları burada teşrih etmek mecburiyetindeyiz. Zira bunlar yalnız maziye ait değil, istikbale ait birer ders hükmündedir."7
Buhara ve Kokand Türk Hanlıklarının 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarındaki gereksiz çekişmelerine, 3 Aralık 1864 tarihinden itibaren Çarlık Rusyası'nın bölgeyi işgaline, 1910'lu yıllar ile birlikte Türk aydınları ile muhafazakarlarının Ceditçi, Basmacı ayırımları ile birbirlerine düşman haline gelerek, bir yanda Sovyet, diğer yanda Rus-İngiliz yanlısı olmayı bile kan kardeşliğine tercih etmelerine baktıkça, o günlerden bugünlere ne kadar çok dersler olduğunu düşünüyoruz. Bölgedeki Türk hakimiyetinin korunmasıyla ilgili olarak Türkiye Türklerinin o dönemdeki farklı yaklaşım ve çabalarına ilişkin olarak da Kâzım Karabekir Paşa şöyle demektedir:
"Buhara'da bulunan mektepler kâmilen Türk zabitlerinin elinde idi. Maarif seri bir surette inkişaf ediyordu. Esasen gerek Cemal Paşa, gerek yerli münevverler bu suretle muhiti kuvvetlendirmek fikrinde idiler. Enver Paşa harekatından sonra bu maarif ocaklarının hepsini söndürdüler. Sonra da harekat esnasında Rus kuvvetlerinin uğradığı yerler kâmilen mahvoldu. Birçok gençler, münevverler ve zenginler, yerlerini, yurtlarını bırakıp hicret ettiler. Binlerce halk dağ başlarında serseri kaldı, malları-mülkleri ellerinden gitti."8
Tarih maalesef onu bilmeyenler için tekerrür etmektedir. Bölgede yaşayan Türkler ve Müslümanlar, biçimsel sorunları aşarak, birlik ve beraberlik içinde, çağdaş çözümler üretmek yerine, yine kendi dışlarında yandaşlar edinerek, kişisel hırslarıyla, sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadırlar. "Fikir, ideal veya devlet kurma mücadelelerinde, yalnız ihtiras, enerji ve kan yetmez. Bu mücadelelerde, çağın akımları ile jeopolitik ve sosyal şartları değerlendirebilmek, ihtirastan daha önde gelir. İhtiras ve ambisyon itici güçtür. Ama, üstünde koşulan zeminin şartları ile ayarlanamazsa, bu ihtiras atının ayakları tökezler ve süvarisi, bu itici gücün altında kalır."9
Türkistan, Asya gibi mesafe ve saha bakımından uçsuz bucaksız bir kıtanın ortasında; büyük bir kısmı ovalık olan 5 milyon 200 bin kilometrekarelik muazzam bir ülkedir. Amu Derya ve Sir Derya (Ceyhun-Seyhun) tarım suları, bölgenin en büyük akarsuları olup, bütün tâbileri ile beraber bu coğrafyayı sular, Aral ve Lübnür göllerine dökülürler. Türkistan hudutsuz denilecek kadar geniş bir tarım kuvvetine maliktir. Toprak; altın, gümüş, bakır, petrol, kömür ve diğer bir çok madenler bakımından da çok zengindir. Tarih boyunca Türk yurdu olmuş Türkistan, 18. yüzyıldan itibaren bir takım hanlıklarca parçalanarak zayıflamış ve bu hal onun istilaya uğramasını da kolaylaştırmıştır.10
Bugünkü Tacikistan'ın üstünde yer aldığı, tarihî Doğu Buhara ise eski Bedahşan'dır. Eski Bedahşan, tarihi Horasan ülkesiyle, ilk çağın Sogdiyanası arasına düşer. Horasan, Kuzey Afganistan'ı da içine alıp, Kuzey İran'a kadar yayılan bir sahanın adıdır. Tarihte Bedahşan da Horasan'ın bir parçası sayılmıştır. Bedahşan ülkesi, daima karlarla örtülü, yüksek Pamir dağları ile kaplıdır. Himalaya manzumesine bağlı olan bu yüksek dağlar, ne aşılır, ne geçilirler, ne de yerleşmeye elverişlidirler. Yalnız bu massifin güneybatısında, Afganistan ile Türkistan arasında, tarih öncesinden beri geçit ve akın yolu vazifesi gören, dar ama sulak bir saha yayılır. Şimdi Tacikistan Cumhuriyeti olarak adlandırılan bu eski Bedahşan'da yer alan sulak ve bereketli saha, bugünkü Tacikistan'ın %7.5'lik alanını teşkil eder. Topraklarının %92.5'ini kaplayan Pamirler ise, bugünkü Tacikistan'ın idarî taksimatında Dağlık Bedahşan Özerk Bölgesi olarak yer alır.11
Bugünkü Tacikistan Cumhuriyeti, bulunduğu coğrafya nedeniyle yüksek dağlar ülkesi olarak da adlandırılmaktadır. 143.100 km2 yüzölçümündeki ülkenin doğusunda, 7.500 metre yükseklikte, Asya'nın en yüksek tepelerine sahip olan Pamirler vardır. Bu dağlar arasında uzanan kanyonlar, iklimi güzel vadiler, 400'ün üzerinde şifalı bitki çeşidi, kayısı bahçeleri, üzüm bağları, eşsiz güzellikte göller bulunmaktadır.
Türkistan'ın birçok akarsuyunu besleyen bu dağlar arasında inşa edilen barajlardan elektrik enerjisi elde ediliyor. Zengin kömür ve petrol yatakları çıkarılmayı beklerken, sağlıklı maden suları, hem kaplıcalarda kullanılıyor hem de içiliyor. Batısında Özbekistan, kuzeyinde Kırgızistan, doğusunda Çin, güneyinde Afganistan vardır.
Tacikistan doğal kaynaklarının yanında, tarihinden kaynaklanan çok zengin bir kültür birikimine de sahiptir. Tarihçilerin belirleyebildikleri kadar bölgenin bilinen en eski sakinleri olan Türkler,
Maveraünnehir (Ceyhun-Seyhun nehirleri arasında) Kaşgar bölgesinde, Dest-i Kıpçak stepleri (bugünkü Kazakistan toprakları), Kuzey Karadeniz, Kırım, Kuban, Kafkasya, Altay bölgelerinde geniş bir coğrafyaya yayılmışlardı. Türklerin bu bölgede 2500-3000 yıl önce şehirler, kasabalar kurdukları, tarımla uğraştıkları tarihsel bir gerçek olarak anlatılmaktadır.12 Bölge M.Ö. 6.-M.Ö. 4. yüzyıllarda Pers İmparatorluğu, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender'in oluşturduğu Baktria Krallığı, M.Ö. 4.-M.S. 1. yüzyıllarda ise Kuşhanların hakimiyetine girdi. M.S. 1.-M.S. 7. yüzyıllarda bölgede Çin'in etkisi hissedilmeye başlandı. M.S. 7. yüzyılda başlayan Arap-İslâm yayılması M.S. 10. yüzyıla kadar sürdü. Farsça konuşan Samanilerin (875-999) yönetimleri süresince Farsça, yazı dili oldu. Buhara kültür merkezi haline geldi. 9. yüzyıldan itibaren yeniden kuzey ve güneyden gelen Türkler, şehirlere yerleşerek Fars kültürünü benimsediler ve bölge insanları ile evlenerek karşılıklı asimilasyon sürecine katıldılar. Farsça, devlette, eğitimde ve edebiyatta kullanıldı. 9. ve 10. yüzyıllarda Türklerin İslâm dinini kabul etmeleri ile birlikte kurulan Karahanlı (920-1212) ve Gazneli (926-1183) devletleri ile Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1040-1157), bölgede Türk-İslâm tarihinin en önemli devrini yaşattılar. Moğollar ise Cengiz Han (1206-1227) önderliğinde kurdukları imparatorluk ile bölgeyi bir asır yönettiler, büyük Türk lideri Timur'un ortaya çıkması (1369-1405) ile de Türkler bölgedeki yönetimi yeniden ele geçirdiler. 16. yüzyıldan itibaren de Özbek Hanlığı bölgeye hakim oldu (1428, Özbek Hanlığı'nın kurulması). 19. yüzyıl başlarından 1924'lere kadar ise, şimdiki Tacikistan üzerinde üç ülke hüküm sürdü. Bunlar;
1) Özbek yönetiminde Buhara Hanlığı,
2) Fergana Ovası merkezli Özbek Kokant Hanlığı ve
3) Afganistan Krallığı idi.
Bu dönemden itibaren yaşanan gelişmeleri de kısa cümleler ile özetlersek; 1868 yılında Rusya, Kuzey Tacikistan bölgesini ilhak etti, 1884'de İngiliz-Rus sınır komisyonu kuruldu. 1894'te Tırmız'da Afgan sınırının gözetimi için bir kale inşaa edildi. 1921 yılının Şubat ayında Sovyet Kızılordusu o zamanlar küçük bir pazaryeri kasabası olan Duşanbe'ye girdi. 4 Ağustos 1922'de Tacikistan veTürkistan Türklüğü için mücadele veren Enver Paşa Kızılordu tarafından şehit edildi. 1923 yılında Tacikistan'da yaşanan açlık ve salgın hastalıklar binlerce insanın ölümüne neden oldu. Ekim 1924'te Özerk Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak kuruldu. Ocak 1925'te Gorno-Badaksan Özerk Bölgesi oluşturuldu. 15 Ekim 1925 tarihinde, Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1931 yılında, Tacikistan Türklüğü için mücadele eden en önemli komutan olan Lakay İbrahim Bey idam edildi. 1937 yılında Tacikistan Komünist Partisi'nden büyük çapta tasfiyeler yapılarak yeniden yapılanmaya girişildi. Aralık 1979'da Sovyet birlikleri Afganistan'a girdi. Nisan 1989'da Sovyet birlikleri Afganistan'dan tamamen çekildi. Şubat 1990 Duşanbe'de yapılan yeni konutlardan bazılarına Ermeni mültecilerin yerleştirilmesi yüzünden gösteriler yapıldı, düzinelerle insan öldü. 1991 Ağustosu'nda başkan Kahar Mahkamov Moskova darbesine destek verdi. 7 Eylül'de Mahkamov istifa etmek zorunda kaldı. Yerine Kadrettin Aslanov geçti. 23 Eylül'de Aslanov da yerini Rahman Nabiyev'e bırakmak zorunda kaldı. 24 Eylül'de yapılan genel seçimleri de oyların %58'ini alan Nabiyev kazandı. Mart 1992 tarihinde muhalefet, 51 gün süren protesto gösterilerine başladı. 25 Nisan 1992 tarihinde Kabil, Afgan mücahitlerinin eline geçti. 28 Haziran'da Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kurgan Tepe yakınındaki çarpışmada 100 kişi öldürüldü. 31 Ağustos'ta silahlı gruplar parlamento binasını zaptetti. 7 Eylül'de Nabiyev istifa etmek zorunda kaldı ve Kölyap kuvvetleri, Kurgan Tepe'ye saldırdı ve 27 Eylül'de dört Rus tankını ele geçirerek Kurgan Tepe'ye hakim oldular. Ertesi gün Rusya Tacikistan'a 2.000 asker daha gönderdi. Bugünden itibaren gittikçe yoğunlaşan Tacikistan iç savaşı, bölgelerin birbiriyle ve komünist merkezi yönetim ile radikal dinci gruplar arasında 1997 yılına kadar çok kanlı bir biçimde devam etti. 5 Nisan 1994'ten 27 Haziran 1997'ye kadar Moskova'da devam eden iç barış görüşmeleri, karşılıklı affedişi içeren Moskova Andlaşması ile sonuçlandırıldı.13
5.4 milyonluk nüfusa sahip olan Tacikistan'da yaşayan etnik gruplarda, geniş bir dağılım içinde şu anda en büyük nüfus oranına sahip olan Taciklerden (3,5 milyon) sonra Özbekler ikinci sırayı alıyor (1.5 milyon). Kırgızlar 60 bin civarı, Türkmenler 13 bin civarı, Kazaklar 9 bin civarı, Uygurlar 3 bin civarı, Kırım Tatarları 80 bin civarı olmak üzere Türk toplulukları, toplam nüfusun üçte birini oluşturuyorlar. Pamir dağlarında yaşayan, Bartagnlar, Iskaşmiler, Kûfiler, Oroshoriler, Roşhaniler, Şugniler, Vakşiler, Yagnabiler ve Yazgulamilerden başka, Buhara Yahudilerini (2 bin), Rusları (100 binden az), Ukraynalıları (40 bin), Beyaz Rusları, Gürcüleri, Osetinleri, hatta Ermenileri (6 bin), Korelileri (13 bin) ve İkinci Dünya Savaşı sonrası bölgeye gelen sayıları belirsiz Yunanlıları (esas grup Özbekistan'da) sayabiliriz.
Günümüzde Tacikistan'da yaşayan Türklerin yerleşimleri ile ilgili sağlıklı istatistiklere ve bilgilere ulaşmak güç olmakla beraber, bunları beş ana grupta tanımlayabiliriz. Özbekler; Kuzeydeki Hoçent şehrinde yoğunlaşırken, güneydeki Kurgan Tepe, Dursunzade illerinde yaşamaktadırlar. Lakaylar, Konguratlar, Kataganlar, Ballanlar ve Dörmenler aşiretleri ile Harezmli aileler de bu grupta mütalaa edilmektedir.14 Türkmen gruplar ise Kabadiyan, Kumsengir, Çilli Göl yerleşimlerinde yaşamakta, Ersarı, Salur, Sağrık, Eski, Arabaçı aşiretlerinden oluşmaktadırlar.15 Kırgızlar; Badakşan bölgesinde ve Afganistan sınırına yakın yerlerde yaşamaktadırlar. Uygurlar; Özbeklere çok yakın, hatta iç içe yaşamakta, ancak evde yaptıkları lağman yemeği ile fark edilmektedirler. Kazaklar; Dursunzade ili ile Kabadyan, Şehrituz ilçelerinde yaşarken, Kazakistan'ın özendirme politikaları ile Kazakistan'a göç etmekte ve Tacikistan'daki sayıları süratle azalmaktadır.16 Bu grupların dışında da Ankara ve Sivaslı Tacik Türkler gibi gruplara da rastlanmaktadır. Enver Paşa 9 Aralık 1921'de kaleme aldığı anılarında, bu ilginç gruplardan şöyle bahsetmektedir: "Timurlenk zamanında ve Timur'un Anadolu'dan topladığı hayvanları sürmek için; Ankara, Sivas taraflarından getirilmiş Türklerden (yani onların ahfadından) iki kişi, bugün geldiler. Bunların simaları, tıpkı bizim Türkler gibi. Şive de öyle. Duşanbe civarında 1000 kadar varmışlar. Devhev civarında da 3000 kadar."17 Bu ifadeye göre Ankara ve Sivaslıların, Tacikistan'da %3.5 olan nüfus artışı oranı ile, bugün 60.582 kişi civarında olmaları beklenirdi. Durumları ve nüfusları ile ilgili güncel bir kayda rastlanamadı.
Bu kabilelerin 1920'lerin başındaki durumlarını anlayabilmek için de biraz daha detay gruplara girerek, Enver Paşa'nın bölgede mücadeleye başladığı zaman ona yardım eden Türk ve Türke kardeş aşiretler ve reislerine göz atmakta da yarar vardır.
"Doğu Buhara Basmacılarından (Korbaşıları), Şehrisebz ve Yeklabağ mıntıkaları, Kinegen ve Kognrat kabileleri reisi Cebbar Korbaşı, Karatekin vilayeti korbaşısı Fuzayl Makdum, Paşa Hoca (180 yiğidi ile beraber), Keski kasabası korbaşısı Kul Muhammed Bek (600 kadar askeri ile beraber), Babadan mıntıkasından Hayid Bek Dadha (400 kadar yiğidi ile beraber), Saip Nazar, Çilli-Göl kasabası Türkmen Başbuğu Abdülhâkim Bek Korbaşı (500 kadar askeri ile beraber), Azerî Türkü Danyal Bek (50 kadar askeri ile beraber), Muhiddin Mahdum (300 kadar askeri ile beraber, Lakaylar olarak üç ay süre ile Enver Paşa'yı tutuklamalarına rağmen daha sonra en azından karşı tarafta yer almayarak), Duşanbe'den İbrahim Bek ile Kurgantepe ve Kölap mıntıkalarına hakim Togay Sarı (8000 kadar askeri ile beraber) Darvaz'dan İşan Sultan; Bekiran ve Kenkürt'de Devletmend'den ayrı olarak, Semiz kabilesi reisi Aşur Bek; Karlukların reisi Abdülkayyum Bek, Türk Moğolları reisi Abdürrahim Bek; Karşi'de Cora Hoca; Guzar'da Evliyakul Korbaşı, Kerki'de Abdurrahman Batur, Seri Asyab ve Karadağ'da Abdurrahman Bek; Hisar'da Ali Merdan Bek; Saraykemer ve Aladağ'da Destankul ve Doksanbay; yine Kenkürd'de Mirza Salih ve Teber Dabha, korbaşı nâmı ile mücadeleye başlamışlar ve bilâhare Enver Paşa'ya iltihakı kabul etmişlerdir."18 Bu kişilerin büyük bir çoğunluğu Türk asıllı olmakla beraber bir kısmı da kendisini Türk gibi kabul eden Tacik aşiret reisleri idi.
Osmanlı Devleti'nde olduğu gibi Türkistan coğrafyasındaki hanlıklarda da asli unsur olan Türklerin, kendi millî kimliklerine vurgu yapmanın birliği zorlayacağı değerlendiriliyordu. Bu da Türk aydınlarının Türklük şuurunun uyanmasında gayret göstermelerine engel teşkil ediyor, "Müslüman" kimliği çerçevesinde bütünleşilmesinin doğruluğuna inanılıyordu. Önce Ruslar, sonra Sovyet sistemi ve günümüzde yaşayan sömürü ve paylaşım esaslı stratejiler bu iyi niyetli, fakat gerçekçi olmayan inancı çok kısa sürede geçersiz kıldılar. İyi niyet; böl, parçala ve yönet ilkesi karşısında fazla dayanamadı.
Benzer bir anlayış da dilde yaşandı. Gerek Türkistan coğrafyasında, gerekse Türklerin yerleştiği diğer bölgelerde birlik ve beraberliği sağlamak için farklı iletişim dilleri kullanıldı. Tacikistan ve yakın bölgelerde ise Türkler kendi aralarında Çağatay Türkçesi ile konuşurken yönetim ve eğitim dili olarak Tacikçeyi kullandılar. Tacikçe bir millî dil olmaktan çok, ortak bir iletişim dili olarak değerlendirildi.
Osmanlı Devleti'nde edebi dil olarak kullanılan Farsça gibi, Türkistan'da da Tacikçe yayıldı. Bu dile adını veren sözcüğün kökeni olan "Tat" da eskiden Türke yabancı olan kimselere veya topluluklara, özellikle Arap ve İranlılara verilen addı.19 Tacik sözcüğünün de Türkçe olarak "Tat+cik"ten geldiği öne sürülmektedir. Bugün bile Tacik sözcüğü iki ayrı grup için kullanılmaktadır. Bunlar Dağlı Tacik de denilen ve aynı zamanda ana dilleri olan Pamir dillerini konuşan Pamir halkları ile ana dili olarak Tacikçeyi konuşanlardır. İkinci grupta olanlar içinde yer alan Hazaralar (Batı Derezinat, Doğu Berberi), Çaharoymaklar (Teymuri, Taymani, Firuzkuni, Çemsidi), bazı Kızılbaş Afşarlar, Yahudiler, Araplar, Çingeneler, Beluçlar, Brohoiler ise; Tacikçeyi ana dili olarak konuşmalarına rağmen kendilerini Tacik olarak tanımlamamaktadırlar.
"Orta Çağ'da Türkçenin konuşulduğu alan bugünkünden çok daha büyüktü. Tacik gruplarda zamanla iki dillileşmiş, sonra da Türki-Özbekleşmişlerdi. Fakat olayın tersi, yani Türki grupların, örneğin Kölyap ve Derehisar'da olduğu gibi Tacikleşmesi de görülmüştür."20
Modern Tacik edebiyatının kurucusu, Sedrettin Eyni'dir (1878-1954). Orta Çağ'da şiire eğilimli olan Tacikçe, günümüzde bir düzyazı dili olarak gelişmektedir. 1992 yılından bu yana da Tacikçe, Tacikistan Cumhuriyeti'nin resmi dilidir.21
Tacikçe de yerli, ölü veya yaşayan İrani dillerden (Ör. Venci ağzında) ve Pamir dillerinden sözcükler vardır. Farsçaya göre daha az Arapçaya sahip olan Tacikçeye, çok sayıda Türkçe (Özbekçe, Tatarca) ve Rusça sözcük girmiştir.22
Tacikistan çok dilli bir ülkedir. Bu ülkede Sovyet döneminde, Rusça ortak bir dil olarak kullanılırken, 1992 yılında bağımsızlığın ilanı ile birlikte Tacik dili resmi dil haline getirilmiştir. Bugün kuzey ve güneybatı bölgesinde konuşulan Özbekçe ikinci büyük dil iken, batıda Pamir dağlarında ise çok farklı Pamir dilleri (Şugni, Roşhani, Vakhi, Iskaşimi, Sarikoli, Baratangi, Kufi, Yazgulemi ve Oroşhori) konuşulmaktadır.
Tacikistan'ın çoğunluğu Müslümandır. Bu topluluğun büyük kısmı Sünnî Hanefî mezhebine bağlı iken, Pamir dağlarında yaşayan diğer ufak kısmı da Ağa Han'a bağlı Şiî-İsmaili'dir. Dinî inançlar Tacikistan politikasında büyük bir öneme sahiptir. İç savaşta yer alan Birleşik Tacik Muhalefeti, eski İslâmî Yeniden Doğuş Partisi ile birlikte hareket etmiştir. Radikal dinci yönetimlerin ve Suudi menşeli Vahabîliğin Orta Asya'ya yayılmasından çekinildiği bir dönemde, Tacikistan'daki bu yapılanma aynı zamanda dil benzerliği nedeniyle İran'ın radikal tavırlarından da etkilendi. İran İslâm Cumhuriyeti Tacikistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu ve bu ülkeyle siyasî-kültürel ve ekonomik bağların geliştirilmesine büyük önem verdi. İran İslâm Cumhuriyeti Tacikistan'ın Kril yazısını bırakarak Arap yazısına geçmesinde de önemli rol oynamış ve Arap yazısında yüz binlerce Farsça, Tacikçe kitabı basarak bu ülkeye göndermiştir.23 Müslümanlığın yanı sıra, Ortodoks Hıristiyanlık ve Yahudilik de ülkenin dinleri arasında sayılabilir.
Tacikistan stratejik konumu ve Türkistan coğrafyasındaki farklı kültürel yapısı ile bölgede Rusya'nın paralelinde bir siyasi yol izlemektedir. Taşların henüz yerine oturmadığı bu kritik coğrafya ve bazı zamanda mevcut yapının çok yakından izlenerek çözümler üretilmesi gerekli görülmektedir.
Kaynak: Yüceoral, S. Kamil, "Tacikistan ve Tacikistan Türklerine Genel Bir Bakış", Türkler Ansiklopedisi, C. 20, Ankara 2002.
Asya ülkelerinden biri olan ve coğrafî konumu sebebiyle önemli bir stratejik kavşak noktasında bulunan Afganistan, yirmi yıldır işgal güçleri ve iç çatışmalarla uğraşmaktadır. Feodal anlayışın hakim olduğu ülkede farklı etnik gruplar vardır. Bunların başlıcaları Türk, Peştun ve Taciklerdir. Ayrıca az sayıda da olsa Hintli, Arabî ve Ari topluluklar da görülür. Tarihten günümüze Afganistan'da hakimiyet mücadelesi ağırlıklı olarak Türkler ve Peştunlar arasında yaşanmıştır. Afganistan ismi 18. asırdan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemde hakimiyet Türklerden Peştunlara geçmiş ve ülkenin ismi Afganistan olarak kabul edilmiştir. 18. asrın ikinci yarısına kadar Horasan adıyla anılan ülkede her bölgenin ayrı ayrı ismi bulunmaktaydı. Bugün bu bölgeler Afganistan'ın başlıca eyaletleri durumundadır. (Kabil, Kandehar, Herat, Hezaracat, Sistan, Noristan, Vahan, Bedehşan ve Türkistan)
Afganistan'da M.S. 50. yılından 18. asrın ortalarına kadar Türk hakimiyetini ve Türk devletlerini görüyoruz. Bunlar sırasıyla Saka (İskit), Kuşan Türkleri, Akhunlar, Samanoğulları, (ordusunun büyük bir kısmı Türklerden oluşmaktaydı) Gazne Türkleri, Selçuklu Devleti, Harezmşahlar, Timur ve Babür İmpartorluğu. Afganistan'a yerleşen ilk Türk boyunun Halaçlar olduğu ve bunların 480 yılında Akhunlarla bu bölgeye geldiği ve yönetimi ele geçirdiği bilinmektedir.1 Yine Halaç Türkçesinin Eski Türkçe unsurları koruması da2 Halaçların bu bölgede eskiden beri yaşadığı görüşünü kuvvetlendirmektedir. Selçuklu Devleti yönetiminde Oğuz Türkleri, yani Türkmenler bölgeye gelmişlerdir. Yine bazı görüşlere göre Moğol istilası döneminde Türk-Moğol karışımı Hazaralar Afganistan'a yerleşmişlerdir.3 Özbek Türklerinin Timur ve Babür Devletleri döneminde,4 Kazak ve Kırgızların Bolşevik saldırılarının önünden 20. asırda kaçarak buralara sığındıkları ve yerleştikleri bilinmektedir.5 Babür'ün hatıralarında Afganistan Türkleri hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır.6
18. asrın ortalarında Ahmet Şah Dürranî önderliğinde kurulan Afganistan Devleti, Afgan kabilelerini ön plana çıkarmış ve yönetimde etkin kılmıştır. Devletin kurucusu olan Ahmet Şah Dürranî ve onun oğulları Halaçların bir kolu olan Abdali7 boyunun Sadozay koluna mensuptur. Daha sonra Afganistan yönetimi Dost Muhammed ile 1818 yılında artık Peştunlaşmış bir Türk boyu olan Barakzaylara8 geçmiştir.
Afganistan çeşitli etnik grupları barındıran birülkedir. Bu etnik gruplar uzun yıllar bir arada yaşadığı için birbirleriyle karışmışlar, iç içe geçmişlerdir. Türk asıllı olan Hazaralar, Afşarlar, Halaçlar dillerini kaybetmişler Darice ve Peştunca konuşmaya başlamışlardır. Bazı Tacik gruplar da Türkçe konuşmaktadırlar.9 Bu karışım nedeni ile bazı kavimlerin etnik menşeleri ile ilgili isimlendirmeler bulanıklık arz etmektedir. Afganistan'da ilk Türk yerleşimini oluşturan Halaç Türkleri dillerini kaybettikleri için ağırlıklı olarak Afganlaşmışlardır. Hazara Türklerinin menşei Türk-Moğol ve daha çok da Moğollara dayandırılmaktadır. Tarihte Türkler ve Moğollar, diğer milletler tarafından birlikte anılmışlar "Türk-Moğol halkları", "Türk-Tatar halkları ve dilleri" gibi adlandırmalar neticesinde Hazaralar çoğu zaman Moğol olarak anılmışlardır. Türk ismi bugün bile daha çok Oğuz Türkleri ile ilgili kullanılmakta, diğer Türklerin menşei ile ilgili karışık düşünceler özellikle sürdürülmektedir. Batılı bir yazarın "Afganistan'ın kuzeydoğu uzantısı olan Vakhan koridorunda Kırgızlar yaşar. Bunlar da Özbek ve Kazaklar gibi Türk-Moğoldurlar. Dilleri Türkçe, görünüşleri Moğoldur."10 ifadeleriyle dile getirdiği kanaatleri bu konudaki bulanıklığı göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Kendisi de Hazar olan Hüseyn Ali Yazdanî kendisi ile yapılan bir söyleşi de Türk-Moğol meselesine yaklaşımını şu cümlelerle belirtir: "Türk ve Moğol arasında hiçbir fark yoktur. Türk de Moğoldur ve böylece Hazaralar, Türkmenler ve Özbeklerin kökü aynıdır ve akraba oluyorlar."11
Afganistan Türkleri ile ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar çok az ve yetersizdir. Bu çalışmalarda Afganistan'da yaşayan Türk gruplarının isimleri ve nüfusları birbirinden farklı yansıtılmaktadır. Özbek ve Türkmen Türkleri, Afganistan Türkleri deyince ilk akla gelenlerdir. Afganistan'da bunların dışında Kırgız, Kazak, Karakalpak, Uygur, Aymak, Tatar, Kızılbaş ve Halaç Türkleri vardır. Türkmen-Oğuz ana kitlesinden kopan Afşarlar da Kabil civarında yaşarlar. Yine Türklük grubunun dışında tutulmaya çalışılan ama son dönemlerde yapılan çalışmalarla Türk oldukları ortaya konulan Hazaralar da Afganistan'da önemli bir güce sahiptir.
Afganistan'da resmi nüfus sayımı bu zamana kadar yapılmadığı için Afganistan'ın ve Afganistan'daki Türklerin nüfusu ile ilgili farklı rakamlar verilmektedir. Afganistan'ın nüfusu 12-25 milyon arasında gösterilmekte, Türklerin nüfusu da 4 ile 12 milyon arasında birbirinden çok uzak rakamlarla ifade edilmektedir.
Son dönemde Sovyet işgaline karşı direnişte ve iç çatışmalarda bir çok Afganistan vatandaşı göç ve ölüm nedeniyle ülke nüfusunu farklı etnik grupların lehine veya aleyhine değiştirmiştir. Mesela 1978'de Afganistan nüfusunun %39'unu teşkil eden Peştunlar ülkeyi en fazla terk eden grup olduklarından 1987'de %22'ye gerilemişlerdir. Afgan resmî şahıslarının ifadelerine göre ülkede 12 milyon insan bulunmaktadır. Buna göre Tacik 4.080.000, Peştun 2.640.000, Hazara 1.680.000, Özbek 1.680.000, Türkmen 480.000, diğer 1.440.000 kişidir. Diğer hanesinin içinde Türkî boylar Kırgız, Kazak ve Karakalpaklar da dahildir.12 Bu rakamların içinde Özbek, Türkmen, Hazara ve diğer hanesinin yarısını topladığımızda 4.560.000 sayısı bulunur ki bu da Afganistan nüfusunun %40'ının Türklerden oluştuğunu gösterir. Yine bir başka kaynakta 1991 yılında Birleşmiş Milletler yardımıyla yapılan sayımda Afganistan'da 6.5 milyon Hazara Türkünün yaşadığı belirtilmektedir.13 Türk lideri General Dostum da Afganistan'da 8 milyon Türk olduğunu söylemektedir.14 Afganistan Türklerinin büyük bir çoğunluğu dillerini kaybetmişlerdir. Günümüzde de Türkçe aleyhine durum sürmektedir. Afganistan Avşarları üzerinde yapılan dil araştırmalarında onların Türkî adını verdikleri dillerini unuttukları,15 30 yaşın altındaki Avşarların Avşarca bilmedikleri16 ifade edilmektedir. Halaç Türkleri Peştuca, Çağatay ve Kızılbaş Türkleri ise Farsça konuşmaktadır. Türk asıllı Tacikler ve Ghilzailer de Farsça ve Peştuca konuşmaktadır.17
Afganistan'da çok kuvvetli bir Türk tabakası mevcuttur. Wilber'e göre Afganlar iki ana bölüme ayrılır: Durraniler ve Ghilzailer, bu boyların alt grupları içinde zikredilen Turan, Burhan, Tokki, Hotak, Andar, Taraki ve Baraklar orada bir Türk dilinin varlığının kesin kanıtıdır.18 Ghilzailerin Halaçların soyundan geldikleri görüşü kuvvetlidir.19 7-13. yüzyıllar arasında Türk aşiretleri bu bölgeye yerleşmiş ve adlarını vermiştir. Bu Türklerin bir bölümü güneye inmiş ve zamanla Afgan aşiretlerini oluşturmuştur.20
Afganistan'da yaşayan ve ana Türk kütlesinden uzakta bırakılan Kızılbaş ve Aymak Türklerinden de kısaca söz etmek gerekir. 19. yüzyılda Afganistan'ın kuzey ve doğusunda diğer birkaç Türk grubunun da bulunduğu saptanmıştır. İzleyen yıllarda bu grupların Tacik, Özbek veya Afgan topluluklarına karışmış olması olasıdır. Bununla birlikte Türk gruplarından biri olan Kızılbaşlar ayırt edilebilirler. 19. yüzyılın ortalarında kendi aralarında hâlâ Türkçe konuşurlardı. Bugün ise Farsça konuşmaktadırlar. Nüfuslarının 20-60 bin arasında olduğu sanılmaktadır.
Afganistan'ın batısında çoğunlukla adlarından Çahar Aymak diye söz edilen ve zaman zaman Hazaraların içinde gösterilen birkaç aşiret yaşar. Dört aşiret anlamına gelen Çahar Aymaklar Firuzkuhiler, Taimeniler, Cemşidiler ve Taimurilerden oluşur. Taimurilere Sunni Hazaralar da denir. Bu aşiretlerle ilgili antropolojik ölçümler yapılmamıştır. Bir kayda göre bunların çoğu Şii-Müslümandır. Bilinen en yakın nüfus tahmini 1815'ler de 400-450 bin arasında olduklarıdır.21
Hazaralar
Hazaraların etnik menşei ile ilgili değişik görüşler vardır. Hazaraları bir çok araştırıcı Moğollara bağlamakta ve onların Cengiz Han döneminde şu anki yaşadıkları yerlere geldiklerini söylemektedir. Bir kısmı ise onları Türk-Moğol karışımı olarak göstermekte, bazı araştırmalarda onların Türk oldukları vurgulanmaktadır. Zaman zaman Çerkezlere, Hintlilere ve Afganistan'ın yerli halklarına bağlandıkları da olmuştur. Hazaraları Moğol ve Türk-Moğol karışımı olarak gösteren çalışmaların çoğunda Moğol ve Türk kavimlerinin uzun asırlardır birlikte yaşamaları Moğolların Türk kültürünün kuvvetli tesiri altında bulunması ve Türk-Moğol dillerinin aynı dil grubu içinde bulunması etkili rol oynamaktadır. Nitekim daha önce belirttiğimiz gibi Wilber'in ve Yazdani'nin çalışmalarındaki görüşler Türk-Moğol iç içe geçmişliğini göstermesi bakımından ilginçtir. Ülkemizde yayınlanan iki eserde Hazaraların Türklüğü öne çıkarılmaktadır.22 İran'da, Afganistan'da ve Pakistan'da yayınlanan eserlerde onların Türklüğü ile ilgili bilgiler verilmiştir. Hazaraların etnik menşelerinin Türklerle olan bağlantısı bazı çalışmalarda dikkatlere sunulmuştur.
Hugjan Dutyanıs "Afganistan'da Hazara ve Moğollar" adlı makalesinde Şii Hazaraların Hazaracat bölgesinde, yine bazı şehirlerde toplu olarak yaşadıklarını ve onlar hakkında ilmi çalışmaların yapılmadığını belirtmektedir. Sünni Hazaralar Deh Zinet denen bir bölgede ve Herat şehrinin kuzeydoğusundaki Kale ye Nev Kodüst'te yaşamaktadırlar. Bunlar Çhar Aymak olarak da bilinirler. Bunların iki büyük dalı Firuzkuhi ve Cemşîdilerdir. S. İ. Brok adlı Rus araştırmacı Sovetskaya Etnografii adlı dergide Sünni Hazaraların nüfusunu 50 bin olarak göstermiştir. Bunlar diğer Hazaralarla aynıdır ve araştırmalara göre Türk asıllıdırlar. Türklere çok benzemektedirler. Tacikçe konuşuyorlar ama konuşurken Türkçe kelimeleri çok kullanıyorlar.
A. A. Poliak Deh Zinet'te yaşayan Hazaraların nüfusunu 40 bin olarak göstermiştir. Buna göre Hazaralar 31 küçük dala ayrılmakta olup, 6 tanesi önemlidir: Lugari, Pirangeri, Mumeli, Nacali, Feristani ve Kıpçak.
S. İ. Brok 1958'te yazdığı kitapta "Hazaraların Türk olduğunu söylemekte ve Pakistan'ın kuzeyinde Hazara denen bir grup insan yaşamakta bunlar Karluk yani Türktürler" ifadesini kullanmaktadır.
Hazaraların bir dalı Kıpçaktır. Bunların Kara isimli bir başka Türk komşuları vardır ki, onlarda Kıpçak Türklerinin önemli bir parçasıdır. Cahar Tegav'da yaşıyorlar. Krayetleri hatırlatırlar ve dil bakımından Kıpçak ve Kazakla akrabadırlar.
Dutyanis'e göre kuzeydeki Hazaralar eski Çahar Aymaklardır ve Kıpçaklar, Cemşidiler, Teymeniler ve Firuzkuhilerden oluşmaktadır. Hazaralar hakkındaki bilgiler çok az ve yetersizdir. Ama şurası bir gerçek ki onlar eskiden beri Afganistan'da yaşıyorlar ve Türk-Moğol karışımı bir kavimdir.23
Azadşah Mansur Rave adlı Özbek araştırmacı 1972'de yazdığı ve 1989'da Garjistan dergisinde yayınladığı "Hazaraların Sosyal ve İktisadi Hayatı" adlı makalesinde Hazaraların menşei ile ilgili bilgiler verir. Hazaraların hangi boydan oldukları hakkında şu ana kadar değişik görüşler ortaya konmuştur. Bazı araştırmacılar onları Moğol, Türkmen, Kalmık hatta Çerkezlere bile bağlamışlardır. Bazıları da onların İran asıllı olduklarını söylüyorlar. En son araştırmalara göre Moğollar Afganistan'a gittikten sonra bunlarla karışmışlar; ama araştırmacıların bir çoğu Hazaraların etnik yapısını Türklere ait ediyorlar. Y. M. Resnar'a göre Türk ve Moğollar Hindukuş Dağlarının orta kısımlarında yaşamak için kaldılar ve 14. asırda Hazara ismini aldılar. Babür zamanında dillerinin hemen hemen hepsini kaybettiler ve Darice konuşmaya başladılar.
Hazaralar 14. asırda Gor eyaletinde yaşamaktaydı ve Nikoderi eski ismiyle 4-5 asır bu bölgede hakim olmuşlar, 19. asırdan itibaren Teymeniler vasıtasıyla Gorden, Herat, Meymene ve Katagan'a göç etmişlerdir.
Hazaraların Türk oldukları hakkında deliller çoktur. Onlar Türkmenlere mensuptur. Hatta halâ bile Şeyh Ali bölgesinde Türkmen Hazara denen büyük bir boy yaşamaktadır. Onların büyükleri "aksakal" olarak adlandırılmıştır. Yine onlar etnik yapı olarak dayandıkları Türk, Halaç ve Karluk isimleriyle Moğollara karşı Afganistan'ın orta ve güney kısımlarında savaşmışlardır ki, bu da onların Türklüklerini ispat etmektedir. Yine Hazara dallarının isimleri halâ eski adlarıyla yani Halaç, Karluk, Türkmen, Barlas diye mevcuttur. Onların şahıs, hayvan ve yer adlarında Türkçe unsurlar çok fazla bulunmaktadır. Tarihçilere göre Türk asıllı olanlar orta asırlardan itibaren dillerini unutmuşlardır.24
Hüseyin Ali Yazdani "Pejuhişi Der Tarihi Hazaraha"25 adlı eserinde Hazaralar hakkında geniş malumatlar vermektedir. Yazdani'ye göre Hazaralar Moğoldur. Türklerde Moğoldur. Gaznelilerin sultanları, Uygur Türklerinden olup, Karluk dalındandır. Bugün Hazaraların arasında Şeyh Ali bölgesinde kendisini Hazara adlandıran bu soydan gelenler vardır. Bunlar önceden Türkçe konuşuyorlarmış, daha sonra Türkçeyi unutup Hazara lehçesiyle Farsça konuşuyorlar. Tacikler hariç Doğu Türkistan, Batı Türkistan ve Güney Türkistan (Afganistan) da genellikle Moğol soyundan gelen ve Türk diliyle konuşanlar yaşar ki bunlar Özbek, Türkmen, Tatar, Hazara diye anılırlar.
Hazarların menşei ile ilgili birçok kişinin görüşü Yazdani'nin eserinde yer almaktadır. Onların bir kısmına burada yer verelim:
İlk defa Hazaraların Cengiz Han'ın neslinden geldiğini Abdulfazl Dakani (Ekberşah döneminde) söylemiştir. Başka tarihçilerde buna dayanarak Hazaraların Cengiz Han soyundan geldiklerini söylemişler. Dairetü'l Maarifi-i İslamiyye adlı eserde Hazaraların Mengü Kağan'ın soyundan geldiği şüphelidir denmektedir. Bilu'ya göre bunlar bütün Afganistan'daki kavimlerden farklıdır. Hazaraların soyu Tatarlara dayanıyor ama açık olarak bir bilgi mevcut değildir.
Fransız tarihçi; Firir ve Demugref Hazaraların Afganistan'ın asıl ve yerli sahipleri olduğunu söylemekte. K. Ferdiyand, W. Bikan, Bermudin, Ch Şarman'a göre onlar Türk-Moğol karışımı bir kavimdir.
A. Alfenistin ve Abulkasım Hind'e göre Hazara kavimleri asıl olarak ulaş dalından ve Çerkez soyundan gelmektedir, Çerkez, Türklerin en büyük dallarından biridir. Çerkez adı Kafkas kavimlerinin ortak adıdır. Bunun dışında bu isim Türk kavimlerinin alt boylarının bazılarının da ismi olmuştur. Türkmenistan'da yaşayan Türkmenlerin bir kolunun ismi Çerkezdir.26
Şir Muhammed Han İbrahim Zay'a göre Tatar ve Moğol Nuh Peygamberin oğlu Yafes'in soyundandır ve şüphesiz Karluk, Chakan ve Hazara Türk kökenlidir.
Pahand Hamam'a göre Moğollar asıl olarak Hung ve Hun kavmindendir. Türkler, Tatarlar ve Moğollar aynı ırktandır. Afganistan'a gelmişlerdir.
Celaleddin Sadıki'ye göre Afganistan'da yaşayan insanlar üç gruba ayrılır:
1. Ariyalılar: Tacik, Peştun, Beluç ve Nuristanlılar
2. Türkler: Hazara, Aymak, Özbek, Türkmen ve Kırgız
3. Berahuyiler
Wilber'e göre Hazaralar Cengiz Han'ın askerlerinin torunlarıdır ve buraya Kazakistan'ın güneyi, kuzeydoğu Afganistan ve Doğu Türkistan'dan gelmişlerdir. Hazara dili aslında Farsça olmakla birlikte birçok Türkçe sözcüğe sahiptir. Bunlardan bazılarının Çağatay Türkçesinden geldiği kesinlikle söylenebilir. Hazaralar üzerinde çok az antropolojik ölçümler yapılmıştır. Çıkık elmacık kemikleri ve çekik gözleri vardır. Afganistan'ın batısında yaşayanlar Batılı Hazaralar adıyla bilinir ve halâ Moğolca konuşurlar. Sünnidirler ve çadırda yaşamaktadırlar.27
Z. V. Togan'a göre, Cengiz hakimiyetiyle beraber bazı Türk boyları Afganistan'a göçtüler. Moğollar zamanında alay manasında kullanılan Hazare ismini taşıyan bu kabileler günümüzde de hayatlarını devam ettirmekte ve Farsça konuşmaktadır.28
Hazaralar Timur İmparatorluğu döneminde ve daha sonra İlhanlıların Erguniye kolu içerisinde aktif rol oynamışlardır.29 5 Ekim 1417'de Şahruh Hezare Emirleri üzerine Kandahar'a ordu sevk etmiştir.30 Babür zaman zaman yerel Hazara güçleri ile savaşmıştır.31
Hazaraların tarihini üç dönemde ele almak mümkündür:
1 Büyük ve Güçlü Hazaralar: 19. asra kadar
2 Diğer kabileler gibi Hazaralar: Abdurrahman Han dönemine kadar
3 Mahrum ve Mazlum Hazaralar: Bu dönemde Abdurrahman Hazaraların %65'ini öldürmüştür.
Hazaralar Afganistan'daki kabileler arasında en fakir olanıdır. Hazaristan'ın iklimi soğuktur.
Hem krallar döneminde, hem de işgalden sonra Gülbettin Hikmetyar iktidarı sırasında Afganistan'da en fazla zulme Hazaralar maruz kalmıştır. Hikmetyar işgalden sonra hem Türkiye'den, hem İhvan-ı Müslimin yoluyla diğer İslam ülkelerinden yardım aldı ve Ruslardan çok Hazara Türklerine ve diğer Türklere saldırdı ve onlara her türlü zulmü yaptı. Son 200 yıldır Hazara Türklerinin okumaları engellendi. Çocukları zorla ellerinden alınıp dışarıda köle olarak satıldı. 20-30 yıl öncesine kadar Hazaralara kölelik muamelesi yapılmaktaydı. Bugün de Afganistan'da bütün alt hizmetler hammallık, çobanlık, lağımcılık bütün ağır işler Hazara Türklerine yaptırılmaktadır.
Peştunların Hazaralara bu düşmanlıkları hem onların Türk olmalarından, hem de Caferî mezhebine bağlılıklarından gelmektedir. Gördükleri zulümler Hazaraları diğer Türk topluluklarına daha fazla yaklaştırmış ve Türk gruplarla ortak hareket etmesini sağlamıştır. Hazaralar diğer Türklere kardeş veya soydaş anlamında "kavım" diye hitap etmektedirler.32
Türkmenlerden amca oğlu anlamında "Abaga" kelimesi ile, Özbeklerden teyze oğlu anlamında "Bole" kelimesi ile bahsederler. Peştunların ağzında Hazara ve Kızılbaş sözü aşağılayıcı bir anlam taşıdıklarından, birçok Hazara Türkü kendini grubun dışında tutmuşlar ve başka isimlerle tanımlamışlardır. Bu durum da Hazara nüfusunun az olarak görünmesine yol açmıştır.
Hazaralar hayvancılıkla uğraşırlar. Koyun ve sığırları satarak diğer ihtiyaçlarını karşılarlar. Kışın el sanatları yapıyorlar. Metal işlemesinde çok ustadırlar. Onların arasında fakir olmalarına rağmen dilenci yoktur. Silah kullanmayı ve ata binmeyi iyi bilirler. Halı, kilim, çorap, eldiven, mendil dokuma işlemlerinin yanında "barak" diye isimlendirilen bir dokumayı da yaparlar. Tabii boyalarla yün boyarlar. Bölgelerinin etrafında savunma amacıyla yüksek yerlerde büyük kaleler yapıyorlar ki onlara tepe anlamında "tapur" diyorlar.
Tarihten Günümüze Hazara Toplulukları
Hazaraların eski isimleri tarihte geçmekte olup, bunlar onların küçük dallarını belirtmektedir. Değişik isimlerle anılan Hazara grupları daha sonra Hazara ismi altında toplanmışlardır. Onlar 13. asra kadar tek bir isimle tanınmamışlardı ve Hazara ismi bütün Gor bölgesinde duyulmamıştı. Bu yüzden tarihçiler onları Türk, Tatar, Türkmen, Zavuli, Barbari, Halaç, Karluk, Çagal ve Laçın adlarıyla isimlendirmektedirler.tadır.
Bugün Hazaraların nüfus bakımından en büyüğüdür ve Hazaristan ile Türkistan arasındaki Daştı Safid bölgesinde yaşarlar. Onlar bütün gelenek ve göreneklerini korumuşlardır. Şeyh Ali bölgesinde Karluk, Kalak ismiyle tanınan Hazara grubu yaşar. Onlar Türkmenlerle akrabadır. Bugün Hazaraların çok güçlü kalabalık bir dalı Hazara-yı Türkmen olarak bilinir. Hazaristan'ın kuzeydoğusunda yaşarlar. Tulu dalı da Daymırdad Hazaralarına aittir. Soylarını Tolunoğullarına dayarlar. Kanger boyu da Daymırdad Hazaralarındandır.
Çegel çok eski bir Hazara boyudur. Bugün Nrave, Miş ve Hazaristan'ın batısında yaşıyorlar. Onlar asıl olarak Türkistan'da yaşıyorlardı. Baskılar sonucu göç etmişlerdir.
Türkçe bir unvan olan Tarhan da bir Hazara boyunun adıdır. Eskiden Bamyan ve Gurdu Tarhan diye bir kavim yaşıyordu. Bir kuş ismi olan ve Türkçede kullanılan Laçin adlı Hazaralar Belh Balhap, Sangçarak bölgelerinde yaşarlar. Zabûliler ismiyle tanınan ve Tohranistan'dan Gazne'nin güneyine kadar olan bölgede ve Zabul eyaletinde yaşayan Hazaralar nüfus bakımından kalabalık ve alt grupları olan bir boydur. Hazaraların tamamına önceden Zavuli deniyordu. Bugün Zavuliler; Caguri, Malistan ve Uruzgan bölgelerinde yaşıyorlar. Onların çoğu Abdurrahman Han zamanında katledilmiştir. Retbil, Şahan Zavulileri ismi ile tarihte anılan Hazara Türkleri vardır. Retbil İslam'dan önce Kandahar, Gazni, Hazaristan ve Sistan'ı içine alan bir devletin adıydı. Onların en son padişahı Yakup Leys 258'de öldürüldü ve böylece Retbiller Devleti yıkıldı. İslam tarihçileri Taberi ve İbnü'l Esir bunların Türk olduğunu söylüyor. 630-644 yılları arasında Afganistan ve Hindistan'ı dolaşan Hüen Tsang da biyografisinde Baba Dağ'ın eteklerinde ve behsuttaki bir kağandan bahisle onun kendisine Tukiyu dediğini, Toharistan kralının da Yelduz'un (Yıldız) oğlu ve Kavşangın'ın damadı olduğunu anlatır. Bu Türkçe isimler de onların Türk olduğunu göstermektedir.
Bayançurlar adıyla anılan grup 10. asrın ilk yarısında Hazaristan'da hakim olmuştur. Bay Moğolca ve Türkçede zengin adam demek olup bugün de Hazara dilinde bu anlamıyla kullanılmaktadır.33
Hazaralar günümüzde ağırlıklı olarak Afganistan'da yaşamakta olup nüfusları yaklaşık olarak 3 milyon civarındadır. Yine Abdurrahman Han döneminde Pakistan'a göç eden 1,5-2 milyon Hazara ve Sovyet işgali sonrası İran'a sığınan 1-1,5 milyon Hazara bulunmaktadır. Hazaraların %90'ı Şiiliğin Caferi kolundan olup %10'u ise Hanefidir. Çok az sayıda Hazara da İsmailiyye mezhebindendir.
Afganistan Hazaraları Hazara-i Has, Hazara-yı Türkmen, Hazara-i Tatar gibi adlarla anılmakta, ayrıca yine yaşadıkları yerlerin isimleri ve boy isimlerine göre gruplandırılmaktadırlar. Bunların başlıcaları şunlardır:
1 Badahşi Hazaraları: Bu Hazaralar tanınmamıştır. Çoğu Bedahşan ve Katagan eyaletlerinde yaşarlar. Aymak ve Şeyh Alilerle akrabadırlar.
2 Laçın Hazaraları: Balh, Balhap ve Sanckçerek çevresinde yaşarlar. Cengiz döneminde Hindistan'a göç etmişlerdir.
3 Kunduz Hazaraları: Kunduz eyaletinde 11 bin Hazara ailesi yaşamaktadır. Bazıları Şii, bazıları Sünnidir. Bunlar Karluk, Nekpay, Mayıl, Haşt Hoca, Daykalan, Nayman, Alicem adlı dallara ayrılmış olup, Şeyh Alilerle akrabadırlar.
4 Hulm Hazaraları: Hulm'dan Deresuf'a kadar olan bir bölgede yaşamakta olup Timur döneminde Timur'un yanında yer almışlardır.
5 İsmaili Kayan Hazaraları: Ziyşadi, Ziyhazar, Ziycana, Ziygol Babakolu adlı gruplardan oluşmuştur. Caferî ve İsmailiyye mezhebindendirler.
6 Kuzeydeki Hazaralar: 2 bin aile Bağlan'ın kuzeyinde, 2 bin aile de Nehrin ilçesinde, 1500 aile Hanarbat ilçesinde ve 2 bin aile Nehrin'in batısında Kozitoli, Delepeskundi, Cuykunda Draymırak Hazaraları adıyla yaşamaktadır. Hatan, Hodi, Çace Beg, Murat, Maksut Hazaralarından 15 bin kişi Seviasya, Şavalto, Ziymezit, Navamat, Kıpçak, Karahaval, Divan-ı Kışlak, Hacepak, Neylan, Şoraban bölgelerinde yaşarlar. Kolberes Hazaralarından 21 bin kişi Tohar bölgesinde, Karabatur, Çal, Yangı Kale Baybule ve Kuzner Hazaralarından 32 bin kişi İşkemiş ve Bağlan bölgelerinde yaşamakta, Türkistan bölgesinde Mezar-ı Şerif ve çevresinde yaklaşık 1, 5 milyon Hazara yaşamaktadır.
7 Tatar Hazaraları: Royidoab ve Batkak bölgelerinde yaşamakta olup Hanefidirler.
8 Pençşir Hazaraları: Raha ve Dereyi Hazara adlı ilçelerde yaşamaktadır. Celali, Baba Ali, Sangıhan, Golap Hil ve Dastahi dallarından oluşur.
9 Gor Hazaraları: 40 bin kişidir.
10 Moğol Hazaraları: Ferah, Herat, Bağlan Seripal vilayetlerinde yaşarlar.
11 Nekoderi Hazaraları
12 Badgis Hazaraları: 350 bin kişiden fazla Herat, Kaleyi Nev, Dayzenyat'da yaşarlar.
13 Sorh Parsa Hazaraları: Pervan eyaletinin batısı ve Hazaristan'ın kuzeydoğusunda yaklaşık 40 bin kişiden oluşur.
14 Meymene Hazaraları: Meymene eyaletinde 500 aile vardır.
15 Kolhol ve Kolhiç Hazaraları: Yaklaşık 3 bin kişidir.
16 Badarav, Bogal, Gadi Hazaraları: Kabil ve Kabil'in kuzeyinde yaşıyorlar.
17 German Hazaraları: İran'da yaşıyorlar.
18 Loger Hazaraları
19 Pektika Hazaraları: Afganistan'ın güneyinde yaşamakta olup şimdi kendilerini Hazara olarak kabul etmezler.
20 Çaç Hazaraları: Pakistan'ın doğusunda yaşamakta olup, sayıları bir milyon civarındadır.
21 Day Hazaraları: Daykalan, Dayzengi, Dayhata, Daypolat, Daymirak, Daymirkişi, Daykundi, Daydehcan, Daykuzi, Dayzinyat, Daymalak, Daykarlandrav, Dayhotan isimli Hazara grupları eskiden beri Afganistan'da yaşamışlardır.34
Hazara-Türk Münasebetleri ve Dil Meselesi
Hazaraların şifahi halk edebiyatında Türk dünyasının tamamında rastladığımız Ergenekon Destanı, Köroğlu Destanı, Ferhat ile Şirin Hikâyesi, Keloğlan Masalları, Nasrettin Hoca Fıkraları canlı bir biçimde yaşamaktadır. Hazaralara göre Türkler (Moğollar) iki kere hicret ettiler. Bu göçlerden biri Ergenekon diye bir bölgeye olmuştur. Ergene, dağın kenarı; kon, yeşil yer demektir. Dağlık yeşil bir yerin adını Ergenekon koymuşlar. Burada demir dağı eriterek köprü ve çıkış yeri yapmışlardır. Ergenekon bölgesi Hazaristan'daki Uruzgan şehri olmalıdır. Hazaralar arasında bilinen Ergenekon Destanı Oğuz Kağan'la da ilişkilidir. Destana göre Oğuz Kağan Karluk Türklerindendi. Onun çocukları 24 boya ayrılmıştı. O Allah'ın birliğine inandığı için amcaoğullarıyla geçinememiş ve Ergenekon'a göç etmiştir.35
Masallarda kullandıkları tekerlemeler "vardı, yoktu" şeklinde başlar. Kızılbaş adı altında toplanan Dulkadir, Birelü, Karaçalı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Ağaçeri, Afşar, Muslu, Teklu, Kaçar, Bayındır, Ustaçlu gibi isimler Hazaraların arasında yaşamakta olup, bunlar aynı zamanda Oğuz-Türkmen boylarının da isimleridir ve Anadolu, Azerbaycan, İran, Irak coğrafyasında da yaşamaktadır. Sosyal hayatlarında "Aksakal" müessesi çok canlı olarak yaşamaktadır.
Afganistan'da Peştu ve Dari dilleri resmî diller olarak kabul edilmiştir. Resmî dillerin dışında ülkede ayrıca beş millî dil ve yirmiden fazla mahallî dil konuşulmaktadır. 1980'den itibaren Özbekçe ve Türkmence de resmî dil olarak kabul edilmiştir. Bu dillerde ilköğretim için ders kitapları hazırlandığı gibi radyo, gazete ve kitap yayınları da yapılmaktadır.36 Hazaralar Farsçanın bir lehçesini oluşturan Dari dilini konuşurlar. Babür Hatıratında Hazaraların bir kısmının Moğolca konuştuğunu söylerken37 bu dönemde tam olarak Farsçaya geçmedikleri anlaşılmaktadır. Uzun yıllar boyunca İran dillerinin hakim olduğu bir çerçevede yaşamış ve hiçbir zaman yazı öğrenmemiş olan Hazarlar yavaş yavaş eski dillerini unutmuşlardır. 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başlarından itibaren Darice konuşmaya başlamışlardır. Bugünkü Hazaraların dili Orta Asya'da ve Afganistan'da konuşulan Tacik diyalektleri arasında etnik bakımdan farklı bir bütün meydana getirdikleri gibi, dil bakımından da bir çok özelliklere sahip olan bir birlik teşkil ederler.38 Hazaraların dilinde fonetik, morfolojik ve daha çok da leksikolojik olarak Türkçe ve Moğolca unsurların çokluğu göze çarpar.
Hazaraların yer adlarında bir çok Türkçe unsur görülmektedir. Yarkend, Oguzkend, Taşkargan, Aybek, Akçe, Akbulak, Akcım, Akrobat, Akzat, Akzarat, Karahaval, Karanala, Karabağ, Kara kul, Karasay, Karakatak, Özdağ, Bokra, Balaktu, Omballak, Terbolak, Cevbolak, Düzbolak, Karbolak, Karganatu, Çiçektu, Almatu, Arktu, Sumare, Sugili, Sure su, Şarhdag, Altemür, Cerekçür, Hormalık, Çomak, Kaş, Kala, Konak, Kıyak, Kurgan, Kamcak, Yahşı, Yurt, Cıdaran.
Bu isimlerin bir çoğunun İslam öncesi Hazaristan'da olduğunu Yazdani söylemektedir. Ona göre Aybek, Tekinabad, Aylagı gibi isimlerin İslam'dan önce kullanıyor olması bölgede Türklerin iskanını eski dönemlere götürmektedir.39 Tatar Han, Abdurrahim Beg, Hamatkul Yüzbaşı, Babı han Minbaşı gibi aşiret reislerinin isimleri,40 Aybek, Kürşat, Berdi, Hüdayberdi, Berdibek, Berdibay gibi şahıs isimlerinde karşılaştığımız Türkçe unsurlardır. Hazara dilinde çok fazla Türkçe kelime bulunmaktadır. Bu kelimelerin Oğuz grubu Türk şivelerindeki kelimelerle uygunluk göstermesi dikkati çeker.
Aşağıda liste olarak bir kısmını verdiğimiz Hazara dilinde kullanılan Türkçe kelimelerin bazıları ülkemizde öğrenci olarak bulunan Muhammed Salihi adlı Hazara-Türkmen boyuna mensup öğrenciden,41 bazısı da Yazdani'nin kitabından alınmıştır.42 Saha araştırmalarıyla yapılacak çalışmalarda Hazara dilindeki binlerce Türkçe kelime ortaya çıkarılacaktır.
abe: Abla, ace: Büyük anne, adli: Adlı, ad sahibi, ak: Beyaz, aka: Ağabey, akkara: Göz,
aksakkal: İhtiyar, büyük, yaşlı erkek, aksakalla: Önderlik yapmak, alaca: Alaca, alagak: Ala bula-siyah-beyaz karışımı, alapençe: Ayağı beyaz, alçık: Çadır, alğa: Çekiç, alhatun: Alkarısı, alış*veriş: Alışveriş, aple: Abla, arpa: Arpa, aştük: Hizmetçi, ate: Baba, aya: Anne, aylak: Yayla,
b
babe: Baba, babay: Dede, bacanak: Bacanak, bacı: Bacı, baga: Kurbağa, bağalda: Koçaklamak, bala: Yavru, baralla: Açığa çıkartmak, basa: Sürekli, basur: Basur, başemir: Komutan, batga: Pislik, batur: Cesur, yiğit, bay: Zengin, baykuş: Baykuş, bayrak: Bayrak, beg: Bey, begum: Hanım, berbeyle: İlgisi olmayan şeylere bulaşmak, berelle: El ile sıkarak yıkamak, betgılık: Kötü huylu, beyle: O kadar, biye: Boy, boga: Boğa, bogra: Erkek deve, boguş: Boğaz, boy: Boy,
boydak: Yetişmiş adam, boz: Boz, bölek: Bölüm, bölge: Bölge, börü: Kurt, bubaş: Daimi,
ezeli,
bulak: Pınar, busrak: Paça, büküli: Bükülmüş, bürgüd: Kartal,
c-ç
cağa: Yaka, cıl: Yıl, coğulle: Buğdayı tanelerine ayırmak, cuğulda: Gürültü, cül: Örtü, Çul, carçi: Ulak,
çabuk: Çabuk, çaltak bir tür kir, çapat: Tokat, çapkun: Tipi, fırtına, kar yağışı, çapuş: İkiyaşındaki erkek keçi, çarık: Çarık, çelpek: Yufkanın yağda pişirilmesiyle yapılan bir tür yemek, çemüs: Çizme, çirmekle: Uyuşmak, Üşümek, çukur: Çukur, çüçele: Çok çocuk doğurmak, şişle ocaktaki ateşi karıştırmak, çührekde: Ağlamak, çürük: Çürük,
d
dalle: Deli, damak: Boğaz, damar: Damar, darazda: Uzamak, daruğe: İnzibat kuvvetinin başı, dayı: Dayıdepu: Depo, derrele: İkiye ayırmak, dilim: Dilim, direvle: Elle buğday toplamak, dökmek: Dökmek,
e
elek: Elek, ergaç: Yaşlıkeçi, ergin: dağaltı, erip: eğri, erke: Hayvanı, erkeği, başparmak, erketevle: Şımarmak, nazlanmak, erkun: Nazlı, esne: Esnemek,
g
gadgula: Karıştırmak, goygırla: Tartışmak,
h
hala: Hala, halavda: Yangının büyümesi, han: Han, hatun: Eş, zevce, hazakda: Sürünmek, emeklemek, horoz: horoz, hoşile: sevinmek,
k
kabarga: Kaburga, kaçak: Kaçak, kaçı: Keçi, kala: Kale, kali: Halı, kama: Kama,
kamçın: kamçı, kanci: Susamış, kancik: Dişi köpek, kap: Kaplama, kapak: Kapak,
kapgan: Tuzak, fare tuzağı, kara: Kara, karabaş: Hayvan adı, karış: Karış, karavul: Askeri kışlada nizamiye kapısı, kasbage: Kaplumbağa, kasmak: Kazmak, kaş: Kaş, kaşka: Atın alnındaki beyaz ben, katalma: Katlama, katlama: Yemek ismi, katmer, kavdala: Demetlemek, kayık: Kayık, kaymak: Kaymak, kaysı: Kayısı, kayt: Defa, kayze: Atın başını ettirememesi, kaz: Kaz, kel: Kel, kemuk: Kemik, kepenek: Kepenek, kerpi: Kirpi, kez: Kez, defa, kılıç: Kılıç, kıllık: Gıcıklık, kıprek: Kirpik, kırtakda: Zıplamak, kısır: Kısır, kısmak: Pıhtılaşmak,
kışlak: Kışlak, kızıl: Kırmızı, kig: Koyun ve keçinin boyu, kilim: Kilim, kitele: Bıçağı vücuduna götürmek, kişmiş: Kuru üzüm, koç: Koç, kol: Kol, kolaç: Kulaç, koncağa: Yan, kotluk: Kutlu, koy: Koy, bırak, köç: Göç, köl: Göl, körpe: Körpe, kuçak: Kucak, kumri: Bir kuş adı, kunak: Konak, misafir, kundak: Kundak, kurme: Yemek ismi, kurut: Yemek ismi, yoğurdun kurumuş olanı, kuş: Kuş, kuşu: Kaşağı, kutan: Kuş ismi, kutur: Hastalık ismi, küde: Dünür, külçe: Bir tür pasta,
l
lağarda: Zayıflamak, lebegde: Hayvanların yerden ot toplaması, lingekde: Mızırdanmak,
m
malah: Böcek, çekirge, meyveci: Meyveci,
n
nene: Nine, nefesle: Nefes alıp vermek, o
ocak: Ocak, oka: Ganimet, okre: Ak kara, orak: Orak,
ö
öç: İntikam, öç, ölce: Ganimet, ölçek: Ölçek,
p
paçak: Kavun-karpuz kabuğu, pade: İneklerin toplamı, papak: Şapka, pay: Pay, pazarçı: Pazarcı, peçe: Saçın etrafı, petek: Ayakkabının içine konulan keçe veya deri parçası, petir: Mayasız ekmek, puli: Para,
s
saçma: Saçma, sagıç: Sakız, sakal: Sakal, sakka: Büyük, sanaç: Başta taşınan tepsi,
sankar: Yırtıcı bir kuş, savgat: Armağan, say: Vadi, sel: Sel, selle: Sarık, serekde: Başını sallamak, sır: Sır, sırt: Sırt, sullada: Gevşemek, sule: Sulu, sulak yer, sune: Süne, haşarat, sorag: Soru, soragçi: Soran,
ş
şalakda: Ayakları sakat olan birinin yürümesi, şankar: Bir kuş adı, şaplak: Şamar, şirekde: Cesaretlenmek, şişek: Koyun, şulvar: Şalvar,
t
tabak: Tabak, tağa: Dayı, tal: Dal, talan: Talan etmek, tarak: Tarak, tavlay: Tavşan, tayak: Sopa, tayakla: Bastonla yürümek, tebne: Çuvaldız, teke: Erkek keçi, tekne: Büyük tencere, teleşla: Acele etmek, teppe: Tepe, ter: Ter, terkekde: Çok sert ve acı şeyler söylemek, terteğle: Kör gibi dolaşmak, tez: Hızlı, tirekde: Fırlamak, togru: Doğru, toh: Bakmak, tohum: Tohum, tokşı: Hızlı nefes al, tolga: Başlık, tolağa: Baş, tomı: Bin, tomuk: Topuk, toy: Düğün,
töre: Töre, töşek: Döşek, tulğala: Bir şeyin yardımıyla-asa ve duvardan tutarak-yürümek,
turşi: Turşu, tuş: Döş, bağır
u
uç: Uç, uçi: İçmek, ulag: Ulak, urke: Ülke, umaç: Yemek adı, uştuk: Uşak, ü
üştük: Çocuk
y
yaka: Yaka, yar: Yar, yara: Yara, yel: Yel, yenge: Yenge, yerge: At yürüyüşü, yerğala: Rahvan gitmek, yürümek (atın yürüyüşü) yeşil: Yeşil, yılduz: Yıldız, yoğ: Yoğurt, yurt: Yurt.
Hazaraların dilinde görüldüğü gibi bir çok Türkçe kelime saklanmıştır. Bu kelimeler yapı bakımından yalın, türemiş ve birleşik kelimelerden meydana gelmiştir. Türkçe; akraba, organ, hayvan ve bitki isimlerinin ağırlıklı olarak korunduğu görülmektedir. Yine Türkçe isimden fiil yapım eki olarak kullanılan -da/-de eki ses uyumuna uygun olarak Hazara dilinde de aynı fonksiyonda işlektir: Bağal-da-; Bir şeyi kucağına alıp bir yerden başka bir yere götürme, Sılla-da-; Gevşemek vs. İsimden fiil yapım eki-la/-le canlı olarak Hazara dilinde de vardır: Nefes-le-; Nefes alıp vermek, Erketev-le-; Şımar-, nazlan-, Tayak-la-; Bastonla yürümek vs. Kıpçak grubu Türk şivelerinde gördüğümüz kelime başlarında-y->-c-değişimi ile ilgili bazı örneklere Hazara dilinde rastlanır: Cağa>Yaka, Cıl>Yıl vs. İsimden isim yapım eki-cı/-ci/-lı/-li/-lık/-lik az sayıda kelimede görülür: Meyveci, Pazarcı, Betgılık; Kötü huylar. Fiilden isim yapım eki-ı,-.i: Bükül-i-vs.
Türkler 9. asırdan itibaren İslam kültür çevresine girmeye başlamış ve Türkçe; Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalmıştır. Bu etki giderek bir baskıya, boyunduruğa dönüşmüş ve Türkçe öz kimliğini yitirerek bir başkalaşıma uğramıştır. Bu durum bazı Türk topluluklarının dillerini bırakarak başka dilleri kullanmalarına yol açmıştır. Gazneliler ve Selçuklular döneminde İran ve Afganistan toprakları üzerinde hakim olan Türkler adı geçen iki devletin Türkçe yerine Arapça ve Farsçayı yeğlemesi sonucu bu coğrafyada yaşayan bazı Türk topluluklarının Farsça, Tacikçe kullanmalarının nedenlerinden biri olmuştur. 13. asırdan günümüze Afganistan, Özbekistan ve İran'da yaşayan bazı Türk boyları kendi dillerini unutarak Farsça, Tacikçe konuşur ve yazar olmuşlardır. 20. asırda bu süreç hızlanmış, Afganistan'da Avşar ve Karakalpaklar,43 İran'da Horasan Türkleri ve Halaçlar,44 Türkçeyi unutmuşlardır. Hazara Türkleri ise dil değiştirme işine 16. asırdan itibaren başlamış ve artık günümüzde Darice konuşur olmuşlardır.
Zeki Velidi Togan'a göre bölgedeki Türk ve İran dilleri mücadelelerinin tarihi çok eskiye dayanır. Togan "Fergana'daki Tacik Unsuru" ile igili olarak "Grek Baktriye saltanatı devrinde gelmiş ve burada önce yaşayan Saka ve Kuşan kavimlerini yutmuşlardır. İslam devrinde edebi Farsça dili Maverâünnehir ve Horasan'da tekrar hayata dönebildi. Araplar ve Samaniler zamanında bu Fars-Tacik unsuru Türkistan ve Maverâünnehir'de öyle kalabalık idi ki İranlılar Maverâünnehir'i "İran Şehir" ve Yakut "İsaniyulala" tesmiye eder olmuşlardır. Bu meseleye temas eden Kaşgarlı Mahmud da "Maverâünnehir Türk ülkesi idi, şimdi tamamen bir acem ülkesi gibi oldu" diyor. İslam devrinde Maverâünnehir'e gelen Tacik unsurunun kesafeti ve medeni tagallübü her yerde kendini gösteriyordu. Gerek Samaniler ve gerek Karahanlılar devrinde buralara gelip yerleşen Araplar gibi bütün Türkler de Farslaşıyorlardı. Türk ve Tacik dilleri mücadelesindeki eski muvazene Çingiz ve Temür fütühatından sonra tamamen Türk dili lehine değişti. Çingiz oğulları zamanında Maverâünnehir Taciklerinin ekserisi Doğu Türkistan'a ve Horasan'a İlhanlılarla Çağataylıların mücadeleleri sırasında Tacik unsuru yine Horasan'a inmek mecburiyetinde kaldı. Bunların yerlerini Türkler doldurdular. Moğollar ve Temürlüler hakimiyeti zamanında eskiden Farsça konuşan Xarşı (Nesef), Çarcuy, Mergilan, Cızak gibi şehirlerde o dil ortadan kalktı. Ancak Buhara, Semerkant ve Hocend gibi eski Fars medeniyeti kökleşmiş ve kuvvetli olan şehirlerde, medreselerde öğretme dilinin Farsça olması dolayısıyla bu dil yaşayabildi. Her yeni gelen Türk unsuru da yutmaya devam etti. Bununla beraber bu devirde temsil edilen Türk unsuru büyük şehirlerin Tacik unsurunun dil, adet ve simalarını değiştirdi. Bugün Farsça konuşan şehirlerin ahalisi ekseriya menşe bakımından Türktürler. Türkler bu şehirlerde (Hocend, Mengilan, Taşkent, Sayram, Semerkant, Uratepe, Hokand), diğer şehirlerde olduğu gibi çok olarak gelip yerleşmiş, sonra yavaş yavaş ve azar azar gelip yerleşmişlerdir. Bunun neticesinde meselâ Uratepe gibi şehirlerde Fars unsuru az olup, ahalinin çoğu hatta Türk uruk adlarını bile saklayan Türklerden ibaret ise de Farsça konuşuyorlar, çoğu Farslaşmış Çağataylarla meskun olan ve bugün de ahalisi Çağatay adını alan Baysun, Külap ve Balcuvan gibi şehirler de öyledir. Bu türlü şehir Tacikler kendilerinin hiçbir vakit İranlı saymıyorlar. Kent Türkleriyle kendilerini bir kavim sayıyorlar.
Eski Arap coğrafya ve tarihi eserlerinden menşelerinin Türk olduğu öğrendiğimiz Şugnan, Kara Tegin Tacikleri ve ancak son zamanlarda Tacikleşmiş olan Külap ve Balcuvan'ın Farsça konuşan Çağatayları son basmacı hareketinde görüldüğü üzere savaşçılıklarını sakladıklarını göstermişlerdir."45 İfadeleriyle Türk kavimlerinin Farsça'ya yönelmelerinin tarihi sebeplerini açıklamaktadır.
Sonuç
Hazaralar yeryüzünde kökenleri az bilinen milliyetler arasında yer alıyor. Kendileriyle ilgili kendi dillerinde kaynakların olmayışı, diğer milletlere ait eserlerde fazlaca bilginin bulunmaması kökenlerinin aydınlanması işini güçleştirmektedir. Ortaya konan teoriler Hazaraları Hazaracat'ın yerlileri; Moğollar olarak; Türk-Moğol olarak, Tacikler olarak ve Doğu'dan gelen diğer etnik gruplar olarak açıklamaktadır.
Hazaraların kökenini Türk-Moğollara bağlayan araştırmacıların sayısı az değildir. Bu teorinin savunucularından Prof. Dorn'a göre Hazaraların 1284-1291 yılları arasında Mengü Han'ın egemenliği sırasında Afganistan topraklarına taşınan Türk-Moğol göçmenlerinin soyundan gelmektedir. Teorisini daha çok Hazaraların dış görünüşüne bağlayan Wamun'un da onların Cengiz tarafından getirildiğini belirtmekte, Herat, Gazne ve Kandahar arasına yerleştirilen saf Türk kökenli insanlar olduğunu düşünmektedir.46
Hazaraların etnik terkibinde Türk-Moğol halkları ağırlıklı yeri işgal etse de, Tacik, Afgan ve Arap unsurlar da etnik tabakalanmada izler bırakmıştır.
Cengiz Han Balh, Kabil, Gazne ve Herat arasındaki bölgeyi istila ettiğinde bu topraklarda Türk kökenli insanlar yaşamaktaydı. Bu bölge Gazne ve Gurluların merkezi idi. Bu iki devlete sahip olan Türkler iki asır bölgede hakim olup özellikle Karluk ve Halaç Türklerini bu topraklarda yaşamaya teşvik ettiler. Sonraki asırlarda Moğollar ve Türkler öbür topluluklarla karışmak durumunda kaldılar. Bu sosyal karşılaşma Hazaraların etnik yapısında çok önemli rol oynamıştır.
Türklerin bu bölgede dağılımının düz bir şekilde olmadığı görülür. Bazı yerlerde özellikle güneyde Kandahar ve Gazne'ye değin ve kuzeyde Balh'a değin bu grubun daha büyük toplanmaları vardı. Türk Halaçlar ve Karluklar Moğol istilasından evvel Afganistan'ın merkezi ve güneyinde yerleşerek Hazaraların etnik yapısında yer aldılar. Doğal olarak bu bölgelerde yaşayan Moğollar, dahili merkez dağlarına yerleşen Moğollardan daha çok Türklerin etkisinde kaldılar. Bu kültürel tesir bu bölgedeki Hazaraların dış görünüşü üzerine çok etki bırakmıştır. Günümüzdeki Jağuri Hazaraları ve Şeyh Ali Hazaraları böyle bir karışımın sonucunu göstermektedir. Bu bölgelerde yaşayan Türklerin yanı sıra Moğol ordusundaki Türklerde Hazaraların etnolojisinde çok büyük roller oynadılar. Cengiz Han bir fatih olarak ortaya çıkınca, tüm bozkır kabilelerini birleştirmeyi becerdi ve onlara dünyanın fethi için liderlik yaptı. Ondan sonra Doğu Türkleri, Tatarlar ve Moğollar birlik oluşturdular ve adları çoğu zaman karıştırıldı. Moğollar çok erken Türkleştiler çünkü ordunun en fazla onda birini Moğollar oluşturuyordu. Geride kalanlar Türkler, Kıpçaklar, Türkmenler ve Uygurlar idi.
Hazaraların etnik yapılarının oluşumunun ilk adımlarında Moğol etkisi Türk ve Tacik birleşimlerinin işbirliği görülmektedir. Juvai'nin yazdığı gibi İran ve bugünkü Afganistan'ın fethi için gönderilen Moğol komutanların askerleri sadece Moğollardan oluşmamaktaydı. Bunların çoğu Türk ve Tacik oğulları idi.47 Çağataylılar kütlesinin liderleri Moğol olmakla beraber, çoğu Türklerden oluşmaktaydı. Gur, Kabil, Gazne ve Balh arasına yerleştikleri andan itibaren Hazara oluşumu başlamış oldu. Türklerin Moğollara hakimiyetinin yanı sıra Hazara etnik yapısı sonralardan bu bölgeye gönderilen saf Türk ordularından da etkilenmiştir. Timur'un generali Pir Muhammed Cihangir, Kandahar ve İndus kıyıları arasındaki bölgeye varınca çok sayıda askerleri ve onların ailelerini bu bölgeye getirdi.
Tacikler Hazaraların sosyo-kültürel hayatlarında çok etkili olmuşlardır. Onların dil, ziraat kabiliyeti ve köy hayatı Taciklerin tesiriyle değişti. Hatta Tacik adını taşıyan Şehristan Hazaralarının alt boyu vardır. Tacik kabile adının oluşması da bir Tacik alt sınıfının kalıntısının göstergesidir.
Ahmet Şah döneminden itibaren Hazara-Afgan temasları başlar. Bu Afgan-Hazara teması Hazara etnik yapısında çok önemli rol oynamasa da etnik sınır hatlarında yaşayan Jaguri Hazaraları üzerinde etkili olmuştur. Peştun küçük kabile adı Doda Day Kundi Hazaraları arasında bir boyun adıdır. Zaman zaman Afganlılar Hazaraların içine yerleşip çözülüyorlardı. Meselâ 30-40 sene önce beş Afgan ailesi Vardak'tan Doğu Besut'a yerleştiler ve tamamen kültürel ve sosyal alanda Hazaralara tabi oldular. Yekevleng bölgesinde yaşayan ve Seyit adı verilen Araplar da Hazaralar arasında çözülmüşlerdir. Onlar sosyal ve kültürel bakımdan Hazaradırlar. Sadece dış görünüşte farklıdırlar.
Hazaralar arasında etnik kökenle ilgili değişik inanışlar bulunmaktadır. Hazaraların çoğu kendini Cengiz Han'ın askerlerinin soyuna bağlamaktadır. Poladi Hazaralar Turan halkının Türk nesli Afrasiyab ırkından olduklarını iddia ediyorlar. Şeyh Ali Hazaraları ise kendilerini Nuh'un oğlu Yafes'e dayandırıyorlar.
Hazara folklorunda ad verme, halk hekimliği, halk inançları, halk takvimi eski Türklerden itibaren Türklerin içinde yaygın olarak bulunan dağ, deniz, ağaç, su ile bağlı inanışlar doğum, sünnet, düğün, ölüm gibi hayatın belirli evrelerinde yapılan pratikler Hıdrellez, Nevruz gibi belirli günler vs. bütün Türk dünyasında gördüğümüz inanç ve pratiklerle örtüşmektedir.
Hazaralar üzerinde yapılacak olan saha araştırmalarıyla onların etnik menşelerinde ağırlıklı bir yere sahip olan Türk kütlesi aydın bir şekilde görülecektir. Afganistan'da ve Güney Türkistan'da nüfus bakımından kalabalık olan Hazaraların arasında az sayıda aydın kendilerini Türklüğe ait olarak görmekte olup, bu yönde faaliyetlerin ve ilmi eserlerin hızla ortaya konulması gerekir.
Kaynak: Gökdağ, Bilgehan Atsız, "Afganistan'da Türklük ve Hazaralar", Türkler Ansiklopedisi, C. 20, Ankara 2002.
Tacikistan ve Tacikistan Türklerine Genel Bir Bakış
Önümüzdeki yıllarda petrole dayalı enerji politikalarının değişime uğrayacağı, enerji kaynaklarının şekillendirdiği siyasî coğrafyanın da ağırlıklı olarak su kaynaklarına bağlı olarak değişeceği varsayılmaktadır. Orta Doğu bölgesinde Türkiye'nin su kaynakları ne kadar önemli ise, Orta Asya bölgesinde de Tacikistan'ın su kaynakları aynı değerdedir. Mezopotamya tarımına can veren Fırat ve Dicle nehirlerinin yerini, Maveraünnehir bölgesinde, Kırgızistan ve yoğun olarak da Tacikistan'dan çıkan Seyhun ve Ceyhun nehirleri almaktadır. Bir başka deyişle, binlerce yıl Türk Yurdu olmuş ve olmaya da devam eden Türkistan'ın can damarı olan su; Türk kimliğinden ve birliğinden uzaklaşan bir Tacikistan'ın denetimine bırakılmaktadır. En azından bu çok ciddî detay bile bu ülkenin ve Türklükle ilişkilerinin daha dikkatli incelenmesini ve olumlu yönde geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Kuşkusuz Tacikistan'ın günümüzdeki ve gelecekteki önemi su, kaynaklarının zenginliği ile sınırlı değildir. 1924 yılına kadar resmen ve Buhara Hanlığı'ndaki nüfus çoğunluğu ile Türk Yurdu'nun önemli bir parçası olan bu ülke, bu tarihten itibaren ayrı bir millî yapıya dönüştürülmüştür. Komşularıyla sıcak çatışmalara neden olan, özel olarak çizilmiş sorunlu sınırları, Afganistan ve radikal dinî gruplarla olan ilişkileri, iç savaşın oluşturduğu mültecileri ve uyuşturucu trafiğindeki yeri günümüzde hâlâ önemini korumaktadır.
Tacikistan yönetiminin güncel politikaları, nüfusunun üçte birini teşkil eden Türk asıllı vatandaşlarını ilgilendirdiği kadar, çevresinde yer alan Kırgızistan, Özbekistan, Doğu Türkistan ve Kuzey Afganistan Türklüğünü de direkt olarak etkilemektedir. Kuşkusuz Türkiye dahil, bölge ve Türk dünyası ile ilgili tüm ülke ve uluslararası kuruluşlar da bu ülkedeki gelişmelerden kendiliğinden etkilenmektedirler.
Tacikistan'ın yer aldığı coğrafyanın daha iyi anlaşılabilmesi için gereken tarihî, kültürel (dil) ve etnik yapıya ilişkin kısa bilgiler vermeye ve Tacikistan'daki bazı son gelişmeleri vurgulamaya çalışacağız.
Orta Asya'nın yaz mevsiminda su ihtiyacının %70'ini karşılayan Tacikistan, 1.300 adet gölü ve 947 nehiri; Nurek, Karakum, Katla, Say, Muminabad ve diğer birçok baraja sahiptir. Tacikistan, bu sudan yararlanan Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan'ı, ülkesinin yüksek su maliyetlerine katkıya çağırmaktadır. Su kaynaklarının sağlıklı olarak kontrolü, ortak enerji tasarrufu konularına dikkat çekilmekte, aksine tavırların, bölgede Aral gölü faciası gibi onarılmaz daha nice yaralara neden olacağı ifade edilmektedir.
Bu haklı uyarıların ardından doğalgazını ve petrolünü yüksek ücretlerle pazarlayan bu ülkelerin su için hiçbir bedel ödemediği hatırlatılarak gerekli ikaz yapılmaktadır.1 Bu siyasal dozu yüksek bilimsel uyarıların "Sınır Aşan Sular"ın büyük önem kazandığı 2000'li yıllar için ne anlama geleceği çok açıktır. Bu arada Tacikistan delegasyonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 55. oturumunda, 2001 yılını su muhafaza ve koruma yılı olarak ilan ettiler.2 Kuşkusuz bu konudaki haklılığın bölge barışını koruyucu yönde, adil biçimde çözülmesi, herhalde Tacikistan Türkleri ve Orta Asya'da yaşayan diğer Türkler açısından da büyük önem taşıyacaktır.
Gorbaçov'un perestroikasının yaşandığı 1986-1991 yılları, merkezî Sovyet sistemini ortadan kaldırır, Tacikistan'a da bağımsızlık kazandırırken, yeni politik, ekonomik sorunları da birlikte getiriyordu. 1992 yılında başlayan acımasız iç savaşta ideolojiler çatışırken, aşiretler ve bölgeler de birbirleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyorlardı. 1997 yılına gelindiğinde sonuç, enkaza dönen bir ülke ve ülkeleri dışına kaçmak zorunda olan yüz binlerce insandı. Hâlen bu mültecilerin 100.000 civarındaki kısmı da Özbek ve Türkmenlerden oluşmaktadır. Bunlar da Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, hatta Ukrayna ve Rusya'da yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Afganistan'a geçen binlercesi de son savaşın çatışan tarafları arasında hayatlarını kaybetmişlerdir. Ev sahibi ülkeler ve Şubat 1993'te Duşanbe'de ofis açan BM'nin çabaları bile, bu insanların acılarının dindirmeye ve onları ülkelerine, evlerine döndürmeye yetmemiştir.
1992-1997 yılları arası süren acımasız iç savaşın sonunda taraflar arasında varılan andlaşmaya bağlı olarak oluşturulan Milli Barış Komisyonu, bu sorunun politik, askerî ve yasal yanlarıyla uğraşmaya devam etmektedir. Ancak ülke içinde silahların teslimi konusu bile henüz tam olarak çözüme kavuşturulmuş değildir. Kuzeyde daha ziyade Özbek asıllı Türklerden oluşan Hoçendlilerin geleneksel olarak görev aldıkları yönetim kademelerinden, 1997 yılından itibaren artan bir süratle tasfiye edilerek, yerlerine Kölap Taciklerinin yerleştirilmesi de sorunlara ve gerilime yeni unsurlar eklemektedir. Nüfusun üçte birini teşkil ederken, hükümette bir sandalye bile alamayan Türk asıllı Tacik vatandaşları, tüm kamu görevleri ve eğitim ihtiyaçlarında da aynı dışlanmayı ve ikinci sınıf vatandaş olma statüsünü yaşamakta ve baskı altında, katlanmak zorunda bırakıldıkları bu acı durumdan bir an önce kurtulmak istemektedirler.
Tacikistan'da yaşayan Türkler, 1924'lerden önce Müslüman kardeşleri olarak kendileriyle eşit gördükleri Taciklerle, 1924-1992 yılları arasındaki Sovyet döneminde de yoldaş zihniyetiyle eşit şekilde birlikte oldular. Türkler, 1992'de elde edilen bağımsızlığın ardından oluşan Tacikistan Cumhuriyeti'nde başlayan Tacikleştirme hareketleri ile ilk defa dışlandıklarını hissetmeye başladılar. İç savaşın ardından yoğunlaşan bu ayrımcılık, bir yandan Kölaplı Taciklerin diğer Taciklere karşı yürüttükleri baskıcı bölgeciliğe, öte yandan da Tacik dışı unsurların genel olarak tedirgin edilmesine dönüştü. Bu durumdan da en çok nüfusun üçte birini teşkil eden Türkler etkilendiler ve bu olumsuz etki altında yaşamaya devam ediyorlar. Tacikistan hükümeti radikal dinci muhalefeti ile yapmış olduğu anlaşmayı, komşusu Özbekistan'a da tavsiye ederek bölge barışının başka türlü korunamayacağını ifade ederken, birçoğu yurtdışına iltica etmiş ve Tacikistan'ın sessiz çoğunluğu olan Türk vatandaşlarının haklarını esirgemeyi de sürdürmektedir. Hiçbir resmi açıklamada yer almayan, Türk vatandaşların haklarını barışçıl yoldan savunan uluslararası bir kuruluşa da rastlanmamaktadır.
Özbekistan'da yaşayan Tacikistanlı Türkler kendi haklarını koruyabilmek üzere yurt dışında Azad Tacikistan Partisi'ni kurarak, liderliğine de Tacikistan ordusunda Albay olan, millî şair ve yazarları Yaraş Kurban'ı getirdiler. Yaraş Kurban, yoğun olarak geliştirdiği uluslar arası temaslar ile bu ızdıraplı duruma son verilmesi için başta Türkiye olmak üzere, bütün dünya ülkeleri ve uluslararası kuruluşlardan yardım talep etmektedir.3
Tacikler, Özbekistan'ı iç savaşlarına müdahale etmekle suçlayarak, Karatekin vadisindeki köylerinin Özbek uçaklarınca bombalandığını, eski Tacik komutan Mahmut Hüdaberdiyev'in 1997 yılındaki başarısız darbe teşebbüsünden sonra, yüzlerce militanı ile birlikte Özbekistan'a sığındığını, bunların da Hoçend bölgesine saldırılar düzenlediğini ifade ediyorlar. Aynı zamanda, Özbekistan'da eşit sayıda Taciğin yaşadığını, çok sayıdaki Özbek Tacik evlilikleri ve Özbekistan'daki kültür mirasları nedeniyle de bu ülkeye en yakın ülke olduklarını da ekliyorlar. Tacikistan; yüzlerce Özbek dili öğreten okul, Özbek üniversitesi, koleji, lisesi, yerel gazete, televizyon ve radyo programı varken, Özbekistan'ın Tacik dilindeki benzer aktiviteleri yasakladığından yakınıyor. Tacik vatandaşlara Özbekistan sınırlarında uygulanan vizenin sorun yarattığını uzun yıllara dayanan, Tacik-Özbek ilişkilerinin sağduyu ile çözülebileceğine inandıklarını ifade ediyorlar.4 Bu açıklamaların tam aksi de karşı tarafça yapıldığından (özellikle Türklerle ilgili haklar konusunda), kimin hangi oranda haklı olduğu şüphesiz tarafsız bir araştırma sonuçlanana kadar geçerliliğini korumaya devam edecektir.
Tacikistan'ın gerek kendi içindeki Tacikleri, gerekse ülkede yaşayan Türk asıllı vatandaşlarının sıkıntıları; kuşkusuz kökleri tarihe dayalı olaylara, Sovyetlerin diğer yerlerinde olduğu gibi, Tacikistan'ın da yapay sınırlara bölünmesine, bölgelerin ekonomik ve siyasal üstünlüğü ele geçirme mücadelelerine, kuzeyin ekonomik ve elektrik enerjisi açısından Özbekistan'a olan bağımlılığına, geleneksel pazar yerlerine ulaşım zorluklarına, Fergana bölgesinin muhafazakar yapısı ve Oş bölgesindeki uyuşturucu trafiğine de bağlıdır.
Tacikistan'ın sorunlarını çözebilmesi için önümüzdeki dönemde, içinde bulunduğu ekonomik gerilemeyi durdurması ve gümrük engellerinden kurtulması gerekiyor. Aksi takdirde özel teşebbüsün ortadan kalkması, ülkedeki tansiyonu artıracağa benziyor. Kölap klanlarının iktidarda olması, diğer bölgelerle beraber kuzeyi de dışlıyor. Ülke genelindeki muhafazakar yapının, Batılılaşma ve modernizasyona karşı direnci, toplum yapısındaki zayıflık, keskin gelir ayrımı, radikal dinci akımları geliştiriyor. Uyuşturucu trafiği, yüksek gelir getiren yapısını koruyabilmek için bölgesel istikrarsızlığı destekliyor. Uyuşturucu ile mücadelenin bölge dışı güçlerle birlikte yoğunlaştırılması, bölgenin süratle bir ortak pazara kavuşturulması, güçlü ekonomik alt yapı, telekomünikasyon, tren yolları ve kara yollarına kavuşmanın, sorunları çözmeye yardım etmesi bekleniyor.
Türkiye olarak; 8 Kasım 2001 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve heyetinin Tacikistan'a yaptıkları resmi ziyaretle yeniden gündeme getirilen ilişkilerle; Tacikistan'ın sağlıklı ve çağdaş koşullara kavuşturulması ve Tacikistan'da yaşayan Türklere eşit haklar tanınarak yurt dışında yaşayan binlerce mültecinin ülkelerine dönmelerinin sağlanması konularının ele alındığı haberleri basına yansımıştır. Daha sonra 24 Ocak 2002 tarihinde resmi Tacikistan heyetinin Türkiye'yi ziyaretleri ile devam eden bu ilişkilerin, geliştirilerek sürdürülmesinin de mevcut sorunlara çok ciddî çözümler sağlayacağı açıktır.
Tacikistan'ın güncel konularına bakarken, geçmişi bilmek, etnik ve dil yapısı hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak gereklidir. Bu makalenin sınırlı kapsamı içinde kısaca bu bilgilere de değinmekte yarar vardır.
1924 yılına kadar Buhara ve Kokand Türk hanlıklarının bulunduğu bu topraklar, Enver Paşa'nın 1922 yılında şehadetine kadar, Tacik ve Türklerin birlikte kardeş olarak yaşadıkları bir ülke iken, bu yıldan itibaren, Sovyetler Birliği'nin etkisi altına girmeye başlamıştır.
Enver Paşa'nın şehadetinden, bölge ve Tacikistan'ın oluşumunda bir milat olarak söz etmek mümkündür. Turan İhtilâl Ordusu Türkistan Cephesi Kumandanı ve Emir-i Leşker-i İslâm-ı Buhara unvanı ile ulaştığı şehadetinin raporuna göre, "Pek mukaddes ve âlî bir maksat peşinde Buhara-yi Şerifin 'Belh-i Cevan' vilayetinin 'Çegan' nam mahalde Milâdi 4 Ağustos 1922 ve Rumi 21 Temmuz 1338 ve Kameri 11 Zilhicce 1340 senelerinin Kurban bayramının ikinci Cuma günü, gündüz öğle vaktine karip bir zamanda hün-i pakini mahall-i merkür toprakları üstüne akıta akıta kahramane ve merdane bir surette rütbe-i şehadete nail olmuştur."5 Kuşkusuz bu rapor, onunla birlikte bugünkü Tacikistan bölgesindeki Türk egemenliğinin de sona erdiğinin bir sembolüdür.
Enver Paşa'nın Türkistan harekâtının ortam ve tarihçesi bu makalenin kapsamı dışındadır. Bununla birlikte bölge için milat sayılabilecek bu hüsranı yaratan ortam ve şartların pek fazla da değişmediği düşünülürse, bu olayın ana hatlarıyla günümüzü de aydınlatmaya devam ettiği kabul edilebilir.
"Onu, Pamir eteklerindeki gelişmelerde, karşı tarafın silahlarından ziyade, jeopolitik şartlarla, çağın gelişmeleri ve hiç tanımadığı bir ülkenin sosyal çarkları yendi"6 diyen Şevket Süreyya Aydemir, Tacikistan Türklüğünün bu dönüm noktasıyla ilgili olarak özel bir yaklaşım sergilerken, Kâzım Karabekir Paşa ise o günlerden bugünleri görerek, kapsamlı ve stratejik bir tahlil yapmaktadır: "Hazırlanmadan başlanan bu işler Türk toprakları için maddî ve manevî pek mühim zararlara mucip olmuştur. Bu zararları burada teşrih etmek mecburiyetindeyiz. Zira bunlar yalnız maziye ait değil, istikbale ait birer ders hükmündedir."7
Buhara ve Kokand Türk Hanlıklarının 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarındaki gereksiz çekişmelerine, 3 Aralık 1864 tarihinden itibaren Çarlık Rusyası'nın bölgeyi işgaline, 1910'lu yıllar ile birlikte Türk aydınları ile muhafazakarlarının Ceditçi, Basmacı ayırımları ile birbirlerine düşman haline gelerek, bir yanda Sovyet, diğer yanda Rus-İngiliz yanlısı olmayı bile kan kardeşliğine tercih etmelerine baktıkça, o günlerden bugünlere ne kadar çok dersler olduğunu düşünüyoruz. Bölgedeki Türk hakimiyetinin korunmasıyla ilgili olarak Türkiye Türklerinin o dönemdeki farklı yaklaşım ve çabalarına ilişkin olarak da Kâzım Karabekir Paşa şöyle demektedir:
"Buhara'da bulunan mektepler kâmilen Türk zabitlerinin elinde idi. Maarif seri bir surette inkişaf ediyordu. Esasen gerek Cemal Paşa, gerek yerli münevverler bu suretle muhiti kuvvetlendirmek fikrinde idiler. Enver Paşa harekatından sonra bu maarif ocaklarının hepsini söndürdüler. Sonra da harekat esnasında Rus kuvvetlerinin uğradığı yerler kâmilen mahvoldu. Birçok gençler, münevverler ve zenginler, yerlerini, yurtlarını bırakıp hicret ettiler. Binlerce halk dağ başlarında serseri kaldı, malları-mülkleri ellerinden gitti."8
Tarih maalesef onu bilmeyenler için tekerrür etmektedir. Bölgede yaşayan Türkler ve Müslümanlar, biçimsel sorunları aşarak, birlik ve beraberlik içinde, çağdaş çözümler üretmek yerine, yine kendi dışlarında yandaşlar edinerek, kişisel hırslarıyla, sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadırlar. "Fikir, ideal veya devlet kurma mücadelelerinde, yalnız ihtiras, enerji ve kan yetmez. Bu mücadelelerde, çağın akımları ile jeopolitik ve sosyal şartları değerlendirebilmek, ihtirastan daha önde gelir. İhtiras ve ambisyon itici güçtür. Ama, üstünde koşulan zeminin şartları ile ayarlanamazsa, bu ihtiras atının ayakları tökezler ve süvarisi, bu itici gücün altında kalır."9
Türkistan, Asya gibi mesafe ve saha bakımından uçsuz bucaksız bir kıtanın ortasında; büyük bir kısmı ovalık olan 5 milyon 200 bin kilometrekarelik muazzam bir ülkedir. Amu Derya ve Sir Derya (Ceyhun-Seyhun) tarım suları, bölgenin en büyük akarsuları olup, bütün tâbileri ile beraber bu coğrafyayı sular, Aral ve Lübnür göllerine dökülürler. Türkistan hudutsuz denilecek kadar geniş bir tarım kuvvetine maliktir. Toprak; altın, gümüş, bakır, petrol, kömür ve diğer bir çok madenler bakımından da çok zengindir. Tarih boyunca Türk yurdu olmuş Türkistan, 18. yüzyıldan itibaren bir takım hanlıklarca parçalanarak zayıflamış ve bu hal onun istilaya uğramasını da kolaylaştırmıştır.10
Bugünkü Tacikistan'ın üstünde yer aldığı, tarihî Doğu Buhara ise eski Bedahşan'dır. Eski Bedahşan, tarihi Horasan ülkesiyle, ilk çağın Sogdiyanası arasına düşer. Horasan, Kuzey Afganistan'ı da içine alıp, Kuzey İran'a kadar yayılan bir sahanın adıdır. Tarihte Bedahşan da Horasan'ın bir parçası sayılmıştır. Bedahşan ülkesi, daima karlarla örtülü, yüksek Pamir dağları ile kaplıdır. Himalaya manzumesine bağlı olan bu yüksek dağlar, ne aşılır, ne geçilirler, ne de yerleşmeye elverişlidirler. Yalnız bu massifin güneybatısında, Afganistan ile Türkistan arasında, tarih öncesinden beri geçit ve akın yolu vazifesi gören, dar ama sulak bir saha yayılır. Şimdi Tacikistan Cumhuriyeti olarak adlandırılan bu eski Bedahşan'da yer alan sulak ve bereketli saha, bugünkü Tacikistan'ın %7.5'lik alanını teşkil eder. Topraklarının %92.5'ini kaplayan Pamirler ise, bugünkü Tacikistan'ın idarî taksimatında Dağlık Bedahşan Özerk Bölgesi olarak yer alır.11
Bugünkü Tacikistan Cumhuriyeti, bulunduğu coğrafya nedeniyle yüksek dağlar ülkesi olarak da adlandırılmaktadır. 143.100 km2 yüzölçümündeki ülkenin doğusunda, 7.500 metre yükseklikte, Asya'nın en yüksek tepelerine sahip olan Pamirler vardır. Bu dağlar arasında uzanan kanyonlar, iklimi güzel vadiler, 400'ün üzerinde şifalı bitki çeşidi, kayısı bahçeleri, üzüm bağları, eşsiz güzellikte göller bulunmaktadır.
Türkistan'ın birçok akarsuyunu besleyen bu dağlar arasında inşa edilen barajlardan elektrik enerjisi elde ediliyor. Zengin kömür ve petrol yatakları çıkarılmayı beklerken, sağlıklı maden suları, hem kaplıcalarda kullanılıyor hem de içiliyor. Batısında Özbekistan, kuzeyinde Kırgızistan, doğusunda Çin, güneyinde Afganistan vardır.
Tacikistan doğal kaynaklarının yanında, tarihinden kaynaklanan çok zengin bir kültür birikimine de sahiptir. Tarihçilerin belirleyebildikleri kadar bölgenin bilinen en eski sakinleri olan Türkler,
Maveraünnehir (Ceyhun-Seyhun nehirleri arasında) Kaşgar bölgesinde, Dest-i Kıpçak stepleri (bugünkü Kazakistan toprakları), Kuzey Karadeniz, Kırım, Kuban, Kafkasya, Altay bölgelerinde geniş bir coğrafyaya yayılmışlardı. Türklerin bu bölgede 2500-3000 yıl önce şehirler, kasabalar kurdukları, tarımla uğraştıkları tarihsel bir gerçek olarak anlatılmaktadır.12 Bölge M.Ö. 6.-M.Ö. 4. yüzyıllarda Pers İmparatorluğu, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender'in oluşturduğu Baktria Krallığı, M.Ö. 4.-M.S. 1. yüzyıllarda ise Kuşhanların hakimiyetine girdi. M.S. 1.-M.S. 7. yüzyıllarda bölgede Çin'in etkisi hissedilmeye başlandı. M.S. 7. yüzyılda başlayan Arap-İslâm yayılması M.S. 10. yüzyıla kadar sürdü. Farsça konuşan Samanilerin (875-999) yönetimleri süresince Farsça, yazı dili oldu. Buhara kültür merkezi haline geldi. 9. yüzyıldan itibaren yeniden kuzey ve güneyden gelen Türkler, şehirlere yerleşerek Fars kültürünü benimsediler ve bölge insanları ile evlenerek karşılıklı asimilasyon sürecine katıldılar. Farsça, devlette, eğitimde ve edebiyatta kullanıldı. 9. ve 10. yüzyıllarda Türklerin İslâm dinini kabul etmeleri ile birlikte kurulan Karahanlı (920-1212) ve Gazneli (926-1183) devletleri ile Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1040-1157), bölgede Türk-İslâm tarihinin en önemli devrini yaşattılar. Moğollar ise Cengiz Han (1206-1227) önderliğinde kurdukları imparatorluk ile bölgeyi bir asır yönettiler, büyük Türk lideri Timur'un ortaya çıkması (1369-1405) ile de Türkler bölgedeki yönetimi yeniden ele geçirdiler. 16. yüzyıldan itibaren de Özbek Hanlığı bölgeye hakim oldu (1428, Özbek Hanlığı'nın kurulması). 19. yüzyıl başlarından 1924'lere kadar ise, şimdiki Tacikistan üzerinde üç ülke hüküm sürdü. Bunlar;
1) Özbek yönetiminde Buhara Hanlığı,
2) Fergana Ovası merkezli Özbek Kokant Hanlığı ve
3) Afganistan Krallığı idi.
Bu dönemden itibaren yaşanan gelişmeleri de kısa cümleler ile özetlersek; 1868 yılında Rusya, Kuzey Tacikistan bölgesini ilhak etti, 1884'de İngiliz-Rus sınır komisyonu kuruldu. 1894'te Tırmız'da Afgan sınırının gözetimi için bir kale inşaa edildi. 1921 yılının Şubat ayında Sovyet Kızılordusu o zamanlar küçük bir pazaryeri kasabası olan Duşanbe'ye girdi. 4 Ağustos 1922'de Tacikistan veTürkistan Türklüğü için mücadele veren Enver Paşa Kızılordu tarafından şehit edildi. 1923 yılında Tacikistan'da yaşanan açlık ve salgın hastalıklar binlerce insanın ölümüne neden oldu. Ekim 1924'te Özerk Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak kuruldu. Ocak 1925'te Gorno-Badaksan Özerk Bölgesi oluşturuldu. 15 Ekim 1925 tarihinde, Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1931 yılında, Tacikistan Türklüğü için mücadele eden en önemli komutan olan Lakay İbrahim Bey idam edildi. 1937 yılında Tacikistan Komünist Partisi'nden büyük çapta tasfiyeler yapılarak yeniden yapılanmaya girişildi. Aralık 1979'da Sovyet birlikleri Afganistan'a girdi. Nisan 1989'da Sovyet birlikleri Afganistan'dan tamamen çekildi. Şubat 1990 Duşanbe'de yapılan yeni konutlardan bazılarına Ermeni mültecilerin yerleştirilmesi yüzünden gösteriler yapıldı, düzinelerle insan öldü. 1991 Ağustosu'nda başkan Kahar Mahkamov Moskova darbesine destek verdi. 7 Eylül'de Mahkamov istifa etmek zorunda kaldı. Yerine Kadrettin Aslanov geçti. 23 Eylül'de Aslanov da yerini Rahman Nabiyev'e bırakmak zorunda kaldı. 24 Eylül'de yapılan genel seçimleri de oyların %58'ini alan Nabiyev kazandı. Mart 1992 tarihinde muhalefet, 51 gün süren protesto gösterilerine başladı. 25 Nisan 1992 tarihinde Kabil, Afgan mücahitlerinin eline geçti. 28 Haziran'da Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kurgan Tepe yakınındaki çarpışmada 100 kişi öldürüldü. 31 Ağustos'ta silahlı gruplar parlamento binasını zaptetti. 7 Eylül'de Nabiyev istifa etmek zorunda kaldı ve Kölyap kuvvetleri, Kurgan Tepe'ye saldırdı ve 27 Eylül'de dört Rus tankını ele geçirerek Kurgan Tepe'ye hakim oldular. Ertesi gün Rusya Tacikistan'a 2.000 asker daha gönderdi. Bugünden itibaren gittikçe yoğunlaşan Tacikistan iç savaşı, bölgelerin birbiriyle ve komünist merkezi yönetim ile radikal dinci gruplar arasında 1997 yılına kadar çok kanlı bir biçimde devam etti. 5 Nisan 1994'ten 27 Haziran 1997'ye kadar Moskova'da devam eden iç barış görüşmeleri, karşılıklı affedişi içeren Moskova Andlaşması ile sonuçlandırıldı.13
5.4 milyonluk nüfusa sahip olan Tacikistan'da yaşayan etnik gruplarda, geniş bir dağılım içinde şu anda en büyük nüfus oranına sahip olan Taciklerden (3,5 milyon) sonra Özbekler ikinci sırayı alıyor (1.5 milyon). Kırgızlar 60 bin civarı, Türkmenler 13 bin civarı, Kazaklar 9 bin civarı, Uygurlar 3 bin civarı, Kırım Tatarları 80 bin civarı olmak üzere Türk toplulukları, toplam nüfusun üçte birini oluşturuyorlar. Pamir dağlarında yaşayan, Bartagnlar, Iskaşmiler, Kûfiler, Oroshoriler, Roşhaniler, Şugniler, Vakşiler, Yagnabiler ve Yazgulamilerden başka, Buhara Yahudilerini (2 bin), Rusları (100 binden az), Ukraynalıları (40 bin), Beyaz Rusları, Gürcüleri, Osetinleri, hatta Ermenileri (6 bin), Korelileri (13 bin) ve İkinci Dünya Savaşı sonrası bölgeye gelen sayıları belirsiz Yunanlıları (esas grup Özbekistan'da) sayabiliriz.
Günümüzde Tacikistan'da yaşayan Türklerin yerleşimleri ile ilgili sağlıklı istatistiklere ve bilgilere ulaşmak güç olmakla beraber, bunları beş ana grupta tanımlayabiliriz. Özbekler; Kuzeydeki Hoçent şehrinde yoğunlaşırken, güneydeki Kurgan Tepe, Dursunzade illerinde yaşamaktadırlar. Lakaylar, Konguratlar, Kataganlar, Ballanlar ve Dörmenler aşiretleri ile Harezmli aileler de bu grupta mütalaa edilmektedir.14 Türkmen gruplar ise Kabadiyan, Kumsengir, Çilli Göl yerleşimlerinde yaşamakta, Ersarı, Salur, Sağrık, Eski, Arabaçı aşiretlerinden oluşmaktadırlar.15 Kırgızlar; Badakşan bölgesinde ve Afganistan sınırına yakın yerlerde yaşamaktadırlar. Uygurlar; Özbeklere çok yakın, hatta iç içe yaşamakta, ancak evde yaptıkları lağman yemeği ile fark edilmektedirler. Kazaklar; Dursunzade ili ile Kabadyan, Şehrituz ilçelerinde yaşarken, Kazakistan'ın özendirme politikaları ile Kazakistan'a göç etmekte ve Tacikistan'daki sayıları süratle azalmaktadır.16 Bu grupların dışında da Ankara ve Sivaslı Tacik Türkler gibi gruplara da rastlanmaktadır. Enver Paşa 9 Aralık 1921'de kaleme aldığı anılarında, bu ilginç gruplardan şöyle bahsetmektedir: "Timurlenk zamanında ve Timur'un Anadolu'dan topladığı hayvanları sürmek için; Ankara, Sivas taraflarından getirilmiş Türklerden (yani onların ahfadından) iki kişi, bugün geldiler. Bunların simaları, tıpkı bizim Türkler gibi. Şive de öyle. Duşanbe civarında 1000 kadar varmışlar. Devhev civarında da 3000 kadar."17 Bu ifadeye göre Ankara ve Sivaslıların, Tacikistan'da %3.5 olan nüfus artışı oranı ile, bugün 60.582 kişi civarında olmaları beklenirdi. Durumları ve nüfusları ile ilgili güncel bir kayda rastlanamadı.
Bu kabilelerin 1920'lerin başındaki durumlarını anlayabilmek için de biraz daha detay gruplara girerek, Enver Paşa'nın bölgede mücadeleye başladığı zaman ona yardım eden Türk ve Türke kardeş aşiretler ve reislerine göz atmakta da yarar vardır.
"Doğu Buhara Basmacılarından (Korbaşıları), Şehrisebz ve Yeklabağ mıntıkaları, Kinegen ve Kognrat kabileleri reisi Cebbar Korbaşı, Karatekin vilayeti korbaşısı Fuzayl Makdum, Paşa Hoca (180 yiğidi ile beraber), Keski kasabası korbaşısı Kul Muhammed Bek (600 kadar askeri ile beraber), Babadan mıntıkasından Hayid Bek Dadha (400 kadar yiğidi ile beraber), Saip Nazar, Çilli-Göl kasabası Türkmen Başbuğu Abdülhâkim Bek Korbaşı (500 kadar askeri ile beraber), Azerî Türkü Danyal Bek (50 kadar askeri ile beraber), Muhiddin Mahdum (300 kadar askeri ile beraber, Lakaylar olarak üç ay süre ile Enver Paşa'yı tutuklamalarına rağmen daha sonra en azından karşı tarafta yer almayarak), Duşanbe'den İbrahim Bek ile Kurgantepe ve Kölap mıntıkalarına hakim Togay Sarı (8000 kadar askeri ile beraber) Darvaz'dan İşan Sultan; Bekiran ve Kenkürt'de Devletmend'den ayrı olarak, Semiz kabilesi reisi Aşur Bek; Karlukların reisi Abdülkayyum Bek, Türk Moğolları reisi Abdürrahim Bek; Karşi'de Cora Hoca; Guzar'da Evliyakul Korbaşı, Kerki'de Abdurrahman Batur, Seri Asyab ve Karadağ'da Abdurrahman Bek; Hisar'da Ali Merdan Bek; Saraykemer ve Aladağ'da Destankul ve Doksanbay; yine Kenkürd'de Mirza Salih ve Teber Dabha, korbaşı nâmı ile mücadeleye başlamışlar ve bilâhare Enver Paşa'ya iltihakı kabul etmişlerdir."18 Bu kişilerin büyük bir çoğunluğu Türk asıllı olmakla beraber bir kısmı da kendisini Türk gibi kabul eden Tacik aşiret reisleri idi.
Osmanlı Devleti'nde olduğu gibi Türkistan coğrafyasındaki hanlıklarda da asli unsur olan Türklerin, kendi millî kimliklerine vurgu yapmanın birliği zorlayacağı değerlendiriliyordu. Bu da Türk aydınlarının Türklük şuurunun uyanmasında gayret göstermelerine engel teşkil ediyor, "Müslüman" kimliği çerçevesinde bütünleşilmesinin doğruluğuna inanılıyordu. Önce Ruslar, sonra Sovyet sistemi ve günümüzde yaşayan sömürü ve paylaşım esaslı stratejiler bu iyi niyetli, fakat gerçekçi olmayan inancı çok kısa sürede geçersiz kıldılar. İyi niyet; böl, parçala ve yönet ilkesi karşısında fazla dayanamadı.
Benzer bir anlayış da dilde yaşandı. Gerek Türkistan coğrafyasında, gerekse Türklerin yerleştiği diğer bölgelerde birlik ve beraberliği sağlamak için farklı iletişim dilleri kullanıldı. Tacikistan ve yakın bölgelerde ise Türkler kendi aralarında Çağatay Türkçesi ile konuşurken yönetim ve eğitim dili olarak Tacikçeyi kullandılar. Tacikçe bir millî dil olmaktan çok, ortak bir iletişim dili olarak değerlendirildi.
Osmanlı Devleti'nde edebi dil olarak kullanılan Farsça gibi, Türkistan'da da Tacikçe yayıldı. Bu dile adını veren sözcüğün kökeni olan "Tat" da eskiden Türke yabancı olan kimselere veya topluluklara, özellikle Arap ve İranlılara verilen addı.19 Tacik sözcüğünün de Türkçe olarak "Tat+cik"ten geldiği öne sürülmektedir. Bugün bile Tacik sözcüğü iki ayrı grup için kullanılmaktadır. Bunlar Dağlı Tacik de denilen ve aynı zamanda ana dilleri olan Pamir dillerini konuşan Pamir halkları ile ana dili olarak Tacikçeyi konuşanlardır. İkinci grupta olanlar içinde yer alan Hazaralar (Batı Derezinat, Doğu Berberi), Çaharoymaklar (Teymuri, Taymani, Firuzkuni, Çemsidi), bazı Kızılbaş Afşarlar, Yahudiler, Araplar, Çingeneler, Beluçlar, Brohoiler ise; Tacikçeyi ana dili olarak konuşmalarına rağmen kendilerini Tacik olarak tanımlamamaktadırlar.
"Orta Çağ'da Türkçenin konuşulduğu alan bugünkünden çok daha büyüktü. Tacik gruplarda zamanla iki dillileşmiş, sonra da Türki-Özbekleşmişlerdi. Fakat olayın tersi, yani Türki grupların, örneğin Kölyap ve Derehisar'da olduğu gibi Tacikleşmesi de görülmüştür."20
Modern Tacik edebiyatının kurucusu, Sedrettin Eyni'dir (1878-1954). Orta Çağ'da şiire eğilimli olan Tacikçe, günümüzde bir düzyazı dili olarak gelişmektedir. 1992 yılından bu yana da Tacikçe, Tacikistan Cumhuriyeti'nin resmi dilidir.21
Tacikçe de yerli, ölü veya yaşayan İrani dillerden (Ör. Venci ağzında) ve Pamir dillerinden sözcükler vardır. Farsçaya göre daha az Arapçaya sahip olan Tacikçeye, çok sayıda Türkçe (Özbekçe, Tatarca) ve Rusça sözcük girmiştir.22
Tacikistan çok dilli bir ülkedir. Bu ülkede Sovyet döneminde, Rusça ortak bir dil olarak kullanılırken, 1992 yılında bağımsızlığın ilanı ile birlikte Tacik dili resmi dil haline getirilmiştir. Bugün kuzey ve güneybatı bölgesinde konuşulan Özbekçe ikinci büyük dil iken, batıda Pamir dağlarında ise çok farklı Pamir dilleri (Şugni, Roşhani, Vakhi, Iskaşimi, Sarikoli, Baratangi, Kufi, Yazgulemi ve Oroşhori) konuşulmaktadır.
Tacikistan'ın çoğunluğu Müslümandır. Bu topluluğun büyük kısmı Sünnî Hanefî mezhebine bağlı iken, Pamir dağlarında yaşayan diğer ufak kısmı da Ağa Han'a bağlı Şiî-İsmaili'dir. Dinî inançlar Tacikistan politikasında büyük bir öneme sahiptir. İç savaşta yer alan Birleşik Tacik Muhalefeti, eski İslâmî Yeniden Doğuş Partisi ile birlikte hareket etmiştir. Radikal dinci yönetimlerin ve Suudi menşeli Vahabîliğin Orta Asya'ya yayılmasından çekinildiği bir dönemde, Tacikistan'daki bu yapılanma aynı zamanda dil benzerliği nedeniyle İran'ın radikal tavırlarından da etkilendi. İran İslâm Cumhuriyeti Tacikistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu ve bu ülkeyle siyasî-kültürel ve ekonomik bağların geliştirilmesine büyük önem verdi. İran İslâm Cumhuriyeti Tacikistan'ın Kril yazısını bırakarak Arap yazısına geçmesinde de önemli rol oynamış ve Arap yazısında yüz binlerce Farsça, Tacikçe kitabı basarak bu ülkeye göndermiştir.23 Müslümanlığın yanı sıra, Ortodoks Hıristiyanlık ve Yahudilik de ülkenin dinleri arasında sayılabilir.
Tacikistan stratejik konumu ve Türkistan coğrafyasındaki farklı kültürel yapısı ile bölgede Rusya'nın paralelinde bir siyasi yol izlemektedir. Taşların henüz yerine oturmadığı bu kritik coğrafya ve bazı zamanda mevcut yapının çok yakından izlenerek çözümler üretilmesi gerekli görülmektedir.
Kaynak: Yüceoral, S. Kamil, "Tacikistan ve Tacikistan Türklerine Genel Bir Bakış", Türkler Ansiklopedisi, C. 20, Ankara 2002.