8. Ev

P
  • Kullanıcı Phoibos
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
zZrYKGB8W2xof0H30sRKNSgxUyRMkND1gkXbGda9q0-6E1Q1s3b3te-wddj8IVSplgrWNAfFwg2R5MLt50iWrNTT3hEBnHxEKoFfBbE=w500-h173-nc
 
[YOUTUBE]WUoT4qfxVVs[/YOUTUBE]​



Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan,kendini gizler mi alevden?
Sen istedin,ondan bu gönül zorla tutuştu..

Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki, kul ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki, gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince

Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki, birer parçasıdır senden ilah'ın,
Gözler ki, senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki,yapılmış dişi kaplanla hüzünden...

Hasret sana,ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!

Hasret çekerek uğruna ölmek kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı..
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!

Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma "Kaabil",
İmkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni, bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur,
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik.
 
Edebiyat eleştirmeni Ernst Fischer "Avrupa'nın Yükselişi" olgusunu çözümlerken Avrupa sanatının mukaddesata yüz çevirmediğini, tam tersine, derebeylikten burjuvaya geçiş aşamasında mukaddes değerlerin insanileştirildiğini söylemektedir. Yani gerçekçi olmak ve yaşama dünyasının ihtiyaçlarına cevap vermek veya cevap bulmak. Fischer, Katolik bir yazardan şu alıntıyı yapıyor: "Büyüklü küçüklü her türden insan İsa'nın onlara verdiği ekmeğe seyretmekteler. Ellerini İsa'nın onlara verdiği ekmeğe uzatmışlar. Bu insanlar büyük bir gerçekçilikle belirtilmiş. Burada yumuşak, çileli, iyi yürekli İsa, gerçek bir halk yalvacı olma yoluna girmiştir." 17. yüzyıl Flaman ressamlarından Rembrandt ise kendi sanatsal çalışmalarında "İsa'yı, azizleri, Yunan ve Roma mitolojisinden gelen kişilikleri cisme büründürmüştür."

Avrupa aydınlanmasının temelinde işte bu gerçekçilik, bu insanileşme ve doğa-üstünden tabiata dönüş gayreti yatmaktadır. İşbu gayret Tanrı'yı reddetmek değildir. Kutsalı yok etmek de değildir. Hz. İsa ve Hz. Muhammed belirli bir sınıfın değil, bütün insanlığın peygamberleridir. Mukaddesat halkın malıdır. Bunun içindir ki Cumhuriyet erdemdir. Şu halde milliyetçi düşünce artık gökten yere inerek Türk milletinin gerçek ihtiyaçlarına çözüm üretmelidir. Gökten yere inmek aynı zamanda protest bir tavırdır ki biz buna "isyan ahlakı" diyebiliriz. Nitekim hem Hz. Muhammed hem de Mustafa Kemal Atatürk birer isyankardır. Hz. Muhammed bariz bir şekilde cahiliye toplumuna ve Mekke kodamanlarının rant sistemine isyan etmiştir. Atatürk ise koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nu hasta adama dönüştüren emperyalizme kazan kaldırmıştır. Ve bunu sömürgeci Batı'nın akılcı yöntemlerinden yararlanarak başarmıştır.
 
Geri