5 Yabancı Seyyahın Gözünden Osmanlı Kadınları

B
  • Kullanıcı BuYuCu
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Osmanlı Tarihi
Seyyahlar ve seyahatnameler tarihin gizli tanığı gibidir. Gün yüzüne çıkmamış birçok vaka, seyahatnameler sayesinde öğrenilir. Toplumların, resmi belgelerde göremeyeceğimiz, sosyal, kültürel, ekonomik birçok özelliği seyahatnameler sayesinde kuşaktan kuşağa aktarılır. Doğu ile ilgili yazılan seyahatnamelerde ön plana çıkan konuların başında Doğulu kadın ve özellikle Osmanlı kadını gelmektedir.

kcov1v.jpg


1. Lady Montagu (1689 – 1762)

1717 – 1718 yılları arasında, İngiltere’nin İstanbul Sefiri olan Wortley Montagu’nun eşi olarak Osmanlı Devleti’ni ziyaret eden Lady Montagu, The Turkish Embassy Letters isimli kitabında o döneme ait Türk sosyal hayatına dair önemli tespitlerde bulunmuştur.

“Bizde evlenmeden çocuk sahibi olmak ne kadar ayıpsa, burada da evli kadının çocuk yapmaması o kadar ayıp. Bir kadın çocuk yapamazsa, genç bile olsa ihtiyar gözüyle bakılıyor. Nasıl bir Malta Şövalyesi olmak için asalet aranırsa, bir kadının güzel olması için de çok çocuk yapması gerekiyor. Bu yüzden, Türk kadınları genç olduklarını belli etmeye pek meraklılar. Hatta tabii vasıtalara olduğu kadar hileye de baş vuruyorlar. Bazen bu hile yüzünden kendilerini harcıyorlar. Tanıdığım kadınların hepsinin mübalağasız on iki, on üç çocuğu var. İhtiyarlar yirmi beş, otuz çocukla övünüyorlar. Ne kadar çok çocukları olursa o derece itibar kazanıyorlar. Hamile bir kadın görünce “İnşallah ikiz olur” diyorlar.”

2. Julia Pardoe (1806 – 1862)



1836 yılında, bir İngiliz Kraliyet ordusunda binbaşı olan olan babasının resmi görevi nedeniyle İstanbul’da 9 ay kalan Julia Pardoe, The City of Sultan and Domestic Manners of the Turks kitabını yazar. Pardoe, Türklere karşı önyargısız yaklaşımı ile dikkat çekiyor. İstanbul’da gördüklerini ve tanıdığı insanları safdil bir hayranlıkla ve romantizmle anlatan Pardoe, artık birkaç büyük binası dışında tümüyle tarih olmuş bir İstanbul ile tanıştırıyor bizi. İlber Ortaylı “Ben Julia Pardoe’nin eserlerini kullandım tezlerimde. Çok önemli bir eser.” diyor.

kcozwx.png


Hamam aslında Şarklı kadınların yeryüzündeki cennetidir, burada tahsilsiz ama zeki kadınlar kapasitelerinin elverdiği ölçüde, siyaseti, toplumsal ve milli meseleleri, skandalları ve bu gökkubbenin altında olup biten, diğer bütün mevzuları münakaşa ederler ve ayrıca kalabalığın gürültüsü, keşmekeşi ve heyecanı içinde haremin sessiz ve tecrit edilmiş muhitinden de iyice intikam alırlar.”

3. Georgina Adelaide Müller (1835 – 1916)

Sultan II. Abdülhamit’in saltanatının devam ettiği 1894 yılında Alman asıllı İngiliz filoloğu ve oryantalisti Max Müller ve eşi Georgina Adelaide Müller tarafından kaleme alınmış toplam on altı mektuptan oluşur Letters From Constantinople (On Dokuzuncu Asır Biterken İstanbul’un Saltanatlı Günleri) kitabı. Kitapta, din, arkeoloji ve siyasete dair toplam dört mektup Max Müller, mesire yerleri, resmi törenler, Türk kadını gibi konuları içeren 12 mektup ise Georgina Adelaide Müller tarafından kaleme alınmıştır. İstanbul’da İngiliz Büyükelçiliği’nde çalışan oğullarını ziyarete gelirler, İstanbul’da 6 ay kalıp ülkelerine dönerler.

kco2Zy.md.jpg


“Türkiye’yi ziyaret eden hiç kimse burada birkaç Harem (Türk evi) görmeden insanların gerçek yaşamları hakkında hiçbir şey bilemez. Türk evleri gözden ırak olduğu için Türk hanımlarının hiçbir etki sahibi olmadığını düşünmek hata olur. Tam tersine, bu hanımlar dışarıda dolaşmakta, ziyaretlere gidip ziyaretçi kabul etmekle vakit geçiremedikleri için türlü entrikalar çevirmek, planlar kurmak keyfine sahiptirler.”

4. Annie Jane Tennant Harvey (? – 1898)

Harvey 1871 tarihli Turkish Harems and Circassian Homes (Türk Haremleri ve Çerkez Evleri) kitabında Harem’i ve Harem hayatıyla, Çerkez evlerini ve Çerkez halkını anlatır. Harvey uzun yıllar Türk topraklarında yaşamış ve unutamadığı dostlar edinmiştir. Yazdığı gezi notları, günlük ve mektup türünde, birinci ağızdan samimi izlenimleri içerir.

kcoWJM.jpg


“Hanım’ın başlığının elbisesine yakışmadığını düşündük. Saçı yüzünün iki yanına düz taranmıştı ve kısa kesilmişti. Kafasının çevresine bağlanmış renkli bir tülbendi vardı. Kaşları bir parmak kalınlığında olacak şekilde, burundan saç köklerine kadar antimonla boyanmıştı. Gözleri ise tüm gözkapağı çevresini saracak şekilde siyahlaştırılmıştı. Eğer yüz o kadar büyük bir hacme sahip olmasaydı etkileyici olabilirdi. Gözler iri, siyah ve biçimliydi, ancak burun aşırı büyüktü, ağız olmayan ön dişlerden dolayı mahvolmuştu. Yine de en yumuşak başlı, nazik ve neşeli bir varlık gibi görünüyordu. Sanki yabancı misafirlerini gördüğüne gerçekten çok memnun olmuş gibi binlerce karşılama iltifatı ederken başıyla bizi selamladı ve gülümsedi.”

5. Lucy Mary Jane Garnett (1849 – 1934)

İngiliz seyyah Garnett 19. yy. İstanbulu’nda, halkbilimci ve gezgin olması nedeniyle sosyal ve kültürel araştırmalardan oluşan mesleki bir inceleme yapar, sayısal veri de içeren nesnel bilgiler sunar. Garnett’in bilimsel üslupla yazdığı seyahatnamesi çoğu kanıtlanabilir olan folklorik bilgiler içerir. Kadın olması, konu edindiği kişilere sıcak hisler beslemesi ve özellikle de araştırdığı toplumları etnograf hassaslığıyla ele alması, kitaplarının hala ilgiyle okunmasının nedenleridir.

Garnett, Ottoman Wonder Tales (Osmanlı Peri Masalları), Turkish Life In Town and Country (Şehirde ve Kırda Türk Hayatı), Home Life In Turkey (Türkiye’de Ev Hayatı), Mysticism and Magic In Turkey (Türkiye’de Tasavvuf ve Sihir), Turkey Of The Ottomans (Osmanlı Türkiyesi) gibi kitaplar yazdı. Aşağıdaki alıntı 1909 tarihli Türkiye’de Ev Hayatı kitabındandır.


kco33n.jpg

“Kadın kocasının terliklerini sedirin yakınına koyar ve kürklü paltosunu hazırda tutar. Eşinin sabah giyinmesinden ve ilk namazdan (sabah namazı) sonra rahatça divana oturmasıyla, hanım bir kölenin getirdiği küçük ibrikten kocasının kahvesini doldurur, gümüş zarfın içine fincanı yerleştirir ve eşinin eline verir. Eğer koca daha revaçta bir tür sigara olan çubuğu (tchibouk) tercih ederse, hanımı tarafından hazırlanır. Hanım, kehribar ağızlığı kocasına verdikten sonra hoş kokulu güzelce parçalanmış Lazkiye’yi küçük bir maşayla aldığı kor haline gelmiş odun kömüründen bir közü kaseye yerleştirerek tutuşturur. Köleler yatakları toplayıp duvardaki yüklüklere yerleştirirken, hanım kocasının ayakucundaki minderde oturarak kendisine refakat eder.”
 
Geri