1. Murad Dönemi

IkRa

Üye
Mesajlar
102
Puanları
18
Konum
aLem-i ervaH
Tepkime puanı
10
Murad (Murad Gazi) Rumeli fetihleri ile Balkanlar üstüne akınlar gerçekleştirmiş, Anadolu beylikleri üstünde tahakküm kurmuş, Bulgarları, Sırpları ve Bizansı vasallaştırmış, Gazi Hüdavendigar unvanını taşıyan nihai Osmanlı Hükümdarı meydana gelmiştir.
1.
Murad (Murad Gazi) evvel ağabeyi Süleyman Paşa, sonrasında babası Orhan Gazi’nin vefatı üstüne büyük ihtimalle ihtilafsız olarak tahta geçti.
Tarihin kaydettiği bilgilerde Murad Gazi’nin tahta geçişi ile fazlaca ayrıntı bulunmasa da Orhan Gazi dönemini müşahede ettiğimizde hükümdarlığa namzet olabilecek farklı tek şehzadenin bulunmadığını görüyoruz.
Orhan Gazi, ehemmiyetli seferlere ve fethedilen bölgelerin idaresine genellikle devasa erkek çocuğu Süleyman Paşa’yı vazifelendiriyordu.
Murad Gazi ise Süleyman Paşa’dan ardından İznik, İzmit ve Bursa gibi ehemmiyetli şehirlerin idaresini üstlenerek Süleyman Paşa’dan ardından devletin yükünü omuzlayan tek başka şehzade durumundaydı.

Orhan Gazi’nin kez ve fetihlerinde Süleyman Paşa’yı vazifelendirmesinden de anlaşıldığı emeliyle halefi olarak Süleyman Paşa’yı seçenek ettiğini ve kendini bu minvalde hazırladığını görüyoruz.
Ancak Süleyman Paşa’nın tek sürek avı macerasında geçirdiği elim ilçe ertesi vefatı ile muhabere ve yönetim deneyimi itibariyle sorumluluğun Murad Gazi’ye kaldığı görünmektedir.

1.
Murad (Murad Gazi), her ne kadar ağabeyi Süleyman Paşa kadar cenk ve politika tecrübesine sahip olmasa da bu vazifeyi hakkıyla adına getirmiş ve 30 senelik hükümdarlığı döneminde Rumeli üstüne yaptığı fetihlerle devletinin hudutlarını Bosna Krallığının hudutlarına kadar genişletmiştir.

Edirne’nin Fethi (1360)
Murad Gazi, hükümdarlığının ilk aşamasında Rumeli’de kazanılmış olan başarıları devam ettirme gayesiyle hazırlıklarına başladı.
Önce Şahin Paşa’yı Lala (Sadrazam/Vezir) olarak tayin etti, sonrasında Osmanlı Devletine devasa hizmetlerde tespit edilen ve devletine 4 devasa sadrazam çıkartan Çandarlı sülalesinin ilk devlet büyüğü olan Bilecik kadısı Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa’yı kazasker (Kadı Asker) yaparak kendi seferdeyken devletin yönetim yükünü emniyete aldı ve Rumeli’ye doğru yola çıktı.
Çandarlı Halil’e Hayrettin ismi Murad Gazi doğrulusunda Edirne’nin fethinden derhal ardından verilmiş ve aynısı tarihte sadrazam olarak atanmıştır.

Şahin Paşa ve Hacı İlbey’i yanına alarak genellikle Karesi’den toplanan kuvvetlerle beraber Gelibolu’ya geçti.
Bu seferin amacı Bizans’tan Edirne’ye giden ticaret yolunu muayene altına alabilmek ve buranın idaresini elinde sahip olan Birgos Büyükdükalığını (Akdaiopolis) fethederek olası olursa sonrasında Edirne’yi ele geçirmekti.
Bu istikametle evvel Banatoz hisarına ulaştı.
Banatoz tekfuru karşı koymayarak hisarı teslim etti.
Murad Gazi, hisarı ve tekfuru yerinde bırakıp itaat altına aldıktan ardından Çorlu hisarına ulaştı.
Kendilerini koruyabilecek güce bulunduran Tekfur teslim olmayı reddedince zorlu tek çarpışmaya girişildi.
Fethi pekte basit olmayan Çorlu, tekfurun gözüne isabet eden okla ölmesi üstüne basitçe fethedildi ve yağma ile ganimetler hisse edildi.
Murad Gazi, Hisarı zapt etmek adına yeniden kullanılmaması için surları yıkıp bertaraf etti.
Ardından Misini hisarına ulaştılar.
Misini tekfurun erkek çocuğu Murad Gazi’yi karşılayıp hisarın anahtarını teslim etti ve iyi muamele görebilmek gayesiyle değerli armağanlar tanıttı.
Murad Gazi, hediyeleri gazilere hisse edip yeniden tekfuru yerinde bırakarak seferin tek ileri aşaması olan Birgos’a ulaştı.
Birgos tekfuru himayesindeki uyruk eşliğinde hisarı terk edip kaçtı.
Murad Gazi bu hisarı da yeniden kullanılmasına engel olmak için ateşe verdi.

Göründüğü emeliyle amaç Edirne idi ve Edirne’ye ulaşana kadar fethedilen hisarların fethi ehemmiyetli değildi.
Bu nedenle ele geçirilen hisarların muhafazası için asker belirleme edilmiyor, umulmadık tek hücum şansına karşı hisarlar kullanılamaz duruma getiriliyordu.

Murad Gazi, fetih yolculuğunu birkaç koldan yürüterek zayıf tekfurları henüz kısa vakitte bertaraf etmeyi amaçlıyordu.
Kendisi Banatoz-Çorlu-Misini-Birgos hattından ilerlerken kumandanları Hacı İlbeyi Meriç ve Dimetoka’yı bertaraf etmiş, Gazi Evrenos Keşan’ı almış ve İpsala’ya ulaşmıştı.
Murad Gazi Birgos’a ulaşınca Edirne’nin fethi için ilk eşik atlanmış oldu.
Artık garaz Edirne’dir.

Aslında Edirne’nin fethi evvel hisarın kuşatılması sonrasında uzun sürebilecek tek savaşa girişilmesi ile olası olacak gibi görünüyordu.
Zira Edirne hükümdarının sarayı kaim tek tepenin üzerinde bulunuyordu.
Bu tepenin etrafı çift sıra dizilmiş güçlü surlarla korunuyor, surlar ise derince hendeklerle muhafaza ediliyordu.
Böylesi tek hisarın fethi kuşkusuz basit olmayacaktı.
Bu minvalde Murad Gazi lalası Şahin’i önden Edirne’ye gönderdi.
Kendisi de Hacı İlbeyi ve Gazi Evrenos eşliğinde Bulgarofiron (Babaeski) bölgesini ve Edirne yönündeki birkaç ufak hisarı henüz bertaraf etti.
Murad Gazi, Edirne yolundaki ufak kalelerle uğraşırken deneyimli tek kumandan olan lalası Şahin ilk taarruzlara başlamıştı.

Murad Gazi’den evvel Edirne’ye gelen Şahin Paşa muhar*****n ilk evrelerinde oldukça yetenekli neticeler elde etti.
Murad Gazi’de geldiği zaman taarruz kuvvetlendi.
Hacı İlbeyi ve Gazi Evrenos Meriç nehri kıyılarından şehre girmeyi başardılar.
Yaşanan çarpışmalarda başkumandanı öldürülen Edirne Hükümdarı muhabereyi kazanamayacağına hüküm verip aile efradıyla beraber sandala binerek Enez’e kaçtı.
Hükümdarı kaçan, başkumandanı öldürülen Edirne, çok karşı koyamadı ve hisar cebren ele geçirildi (1360).
Edirne’nin fethi ile bu arada Tekirdağ’da fethedilmiş oldu.
Günümüzdeki Tekirdağ ili bu dönemde Tekfur Dağı olarak anılmaktaydı.

Bizans kaynaklarında bu fethin hıyanet eden tek Rum’un Türkleri hisara alması nedeniyle gerçekleştiği ifade edilir.
Ancak bu istihparata haysiyet etmek yanlıştır.
Zira Bizans tarihçileri, efkâr verici birçok yenilgiyi yapay hıyanet vakaları ile avuntu etmeyi gelenek edinmiştir.
Aynı yapay olay Bizans’ın fethi içerisinde söz konusu edilmiştir.
Bizans’ın fethinde de yenilgiyi hain tek Rum köylüye mâl etmişlerdir.
Batı literatüründe dahi hem İstanbul’un hem Edirne’nin fethi konusunda kaynaklardan haysiyet edileni Osmanlı kronikleri meydana gelmiştir.

Edirne’nin fethi ile bu mevki Rumeli fetihleri için tek ileri karargâh ve fetih kapısı durumuna gelmiştir.
Kaim surları ve kenti bereketlendiren Meriç Nehri Edirne’yi vakit içinde Osmanlı’nın en değerli şehirlerinden biri durumuna getirmiştir.

Günümüzde Edirne olarak isimlendirdiğimiz mevki batılı kaynaklarda Hadrianopolis olarak geçmektedir.
Şehrin ismi, Roma hükümdarı Hadrianus’dan gelmekteydi.
Hadrianus’un kenti anl***** gelen Hadrianopolis ifadesi zaman içinde Hadrene/Hedrene/Edrene olarak türemiş, 18.
Yüzyılda Edirne ifadesi kalıcı olarak yerleşmiştir.
Osmanlı kroniklerinde daha fazla Edrenebol olarak geçmektedir.

Yeniçeri Ocağnın Kuruluşu (1361)
Yeniçeri Ocağının kurulması 1.
Murat devresine tekabül etmektedir.
Bu düşünce gerçekte Murad Gazi’ye ilişkin değildir.
Bu Ocak tek bakıma birbirini tamamlayan tezahürlerin tek araya gelmesiyle kendi kendine meydana çıkmıştır.

Çandarlı Halil, Edirne’nin fethinden ardından kendini ziyaret eden Karamanlı Rüstem isminde tek molla ile görüşmüş, bu görüşmede Molla Rüstem, kendine “Han'a verilmesi lüzumlenen onca malı sebep yok yere harcadınız†şeklinde tek tenkitte yer almıştır.
Çandarlı, bu eleştiri üstüne bu sözlerin aslını ve menşeini öğrendiğinde konuyu Murad Gazi’ye nakletmiştir.

İslam akidesinde savaşlarda elde ettikleri ganimetlerin beşte biri hükümdarın hakkıydı.
Bu hakka humus ismi veriliyordu.
Bu akideden haberdar olmayan Murad Gazi, babasından gördüğü emeliyle ganimetleri genellikle gazilerine hisse ediyor idi.
Molla Rüstem’in ganimetlerin ve muhabere esirlerinin beşte birinin Han’a verilmesi gerekliliğini ve bunun ilâh emri bulunduğu ifade etmesi üstüne humus âdeti Osmanlı’da yerleşmeye başladı.

Bu ganimet hakkı tekilce para, altın ve eşyalardan oluşmuyordu.
Aynı şeklinde muhabere tutsakları içerisinde geçerliydi.
Bu minvalde savaşta tutsak edilen oğlanların (genç erkeklerin) tek bölümü Murad Gazi’ye gönderilmeye başlandı.
Fütuhat ve savaşların birbiri ardına yaşanıyor olması, tutsak adedinin süratle yükselmesine yol açıyordu.
Bu esirler Türkçe öğrenmemişlerdi ve durumuyla Müslüman da değillerdi.
Çandarlı, esirlerin devşirilmesi için her birini Türk evlerine dağıtıyor, böylelikle hem Türkçe öğreniyorlar ve Müslüman oluyorlar hatta Türk anane ve göreneklerini benimsiyorlardı.
Bu yöntemle devşirilen tutsak oğlanlar, yaşları kemale erdiğinde askeri eğitime tabi tutularak Hanın hizmeti için vazifelendirilmeye başlandı.

Osmanlı Silahlı gücü, bozkır kültüründe bulunduğu gibi göçer tebaadan toplanan gazilerden ortaya geliyordu.
Sefer sona erdiğinde bu gaziler dağılıyor ve hanelerine geri dönüyorlardı.
Muhtelif evrelerde bu toplanma-dağılma sürecini yönetilebilir duruma getirmek kasıtıyla tımar sistemi geliştirilmişti.
Bu sisteme göre gaziler belirli bölgelerde ikame ettiriliyor, kendilerine tımar olarak verilen arazileri işleterek geçimlerini sağlıyorlar, gaza edileceği vakit basitçe yeniden toplanabiliyorlardı.
Ancak hükümdarın ve devlet erkanının her daim muhafazası gerekiyordu.

Bir mollanın telkini ile esirlerden tek bölümünün humus hakkı olarak hükümdara gönderiliyor, bu esirler istifade edilebilir duruma gelmesi için Türk tebaaya veriliyor, Türkleşen ve Müslüman olan bu gençlerin ise derbeder kalmaması gerekiyordu.
Aynı vakitte da Hükümdarın her daim himayesinde tespit edilen tek askeri kuvvete gereksinim vardı.
Bu tevafuk yeniçeri ocağının temellerini meydana getirdi.

Önceleri bu devşirilmiş oğlanlardan meydana gelen askeri birime Ezel Çeri ismi verilmişti.
Bu ifade bir müddet ardından Yeni Çeri olarak değiştirildi.
Sayılarının gittikçe yükselmesi vakit içinde Osmanlı devletinin en kadim efor öğeyi durumuna gelmelerine yol açtı.
Çeriler başka gaziler gibi tek aile mensubu değildiler.
Anne ve Babaları yoktu.
Bu da onları hayatlarını gaza yoluna adayan birer asker yapmıştı.

Yeni Çeriler, bulundukları çağın kalifiye kuvvetler birimiydi.
Hayatları muhabere sanatı üstüne heyetmiş, gaza ve fetih için yaşam sürdüren bu askerler, gelişen yüzyıllarda Avrupa’nın korkulu düşü olacaktır.

Filibe ve Gümülcine’nin Fethi (1363)
Murad Gazi, Edirne’nin fethinden ardından etraf cenahların güvenliğinin tahsis edilmesi kasıtıyla Lalası Şahin’i Zağra ve Filibe’ye, Gazi Evrenos’u da İpsala’ya sefere gönderdi.
Her iki kumandan da fethettikleri bu hisarlara yerleşerek uçbeyi oldular.
Aynı sene Gümülcine de fethedildi (1363).
Bu fetihlerin önemi bulundukları bölgelerin mevcut stratejik önemdi.
Gümülcine – Edirne – Birgos - Bizans güzergâhı Avrupa ile Bizans arasındaki ticaret hattı durumundaydı.
Balkanlardan gelen tacirler, Bizans surları ardında yaşam sürdüren kalabalık Bizans halkına tahıl ve erzak taşıyarak ticaret yapıyordu.
Bu ticaret hattının ele geçirilmesi Bizans için devasa tek tehdit olacak ve durumuyla politik koz olarak kullanılabilecekti.
Bunun yanısıra ticaret hattından elde edilecek gelir devlet için ehemmiyetli tek gelir yanağı oluşturacaktır.

Bu fetihlerin tek başka ehemmiyeti de Osmanlı’nın Batı siyasetlerini etkilemiş olmasıdır.
Gümülcine hattına kadar sunulan Osmanlı Devleti Bulgar ve Sırp krallıkları ile hudut komşusu vaziyetine geldi.
Gerek Bulgarlar lüzum Sırplar Bizans’ın külüstür düşmanlarıydı.
Dolayısıyla hem Bizans Sırp ve Bulgarlara karşı Osmanlı ile iyi geçinmek istiyor hatta Bulgar ve Sırp krallıklar Bizans’a yapılacak tek taarruzu hevesle bekliyorlardı.
Bu resme baktığımızda herkesin Osmanlı ile arkadaş olmak istediğini görebiliyoruz.

Sırpsındığı Muhabereyi (1364)
Osmanlı Devletinin Rumeli hattındaki ilerleyişi ve fethettikleri bölgeyi süratle Türkleştirmeleri Balkan krallıklarını tedirgin etmeye başlamıştı.
Önceleri Kadim düşmanları Bizans’a karşı birlik oluşturabilmek gayesiyle Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler içine girmeye çalışsalar da Osmanlı’nın bu tür tek dostluğa gereksinimi olmadığını fark ederek günün birisinde Gazileri hisarlarının önünde göreceklerini anlamışlardı.
Bu minvalde tedirgin olan bütün balkan krallıkları ittifak kurarak devasa tek silahlı güç teşkil ettiler ve Edirne’ye doğru yola çıktılar.

Bu ittifak bu arada direk Osmanlı Devletine karşı girişilen ilk Haçlı Seferi olma özelliğini taşır.
Zira bu ittifak Papa 5.
Urban’ın çabalarıyla tek Hıristiyan ittifakı olarak meydana çıkmıştır.
Bu ittifakta Bulgar ve Sırp Krallıklarının yanısıra Macar Krallığı ile Eflak ve Boğdan Prenslikleri de yer alıyordu.
Kurulan bu güçlü ordunun adedi 30 Bin olarak kroniklere geçmiştir.
Ordunun başında ise Macar Kralı Layos bulunuyordu.

Murad Gazi, bu vaziyeti haber aldığında Karabiga’nın fethiyle meşguldü.
Karabiga, tek devre Bizans’a görev eden fakat ardından başkaldırı eden Katalanlı paralı askerler doğrulusunda yönetim edilmekteydi.
Marmara denizinin güvenliği ve Gelibolu hattının güvencesi yönünden bu asi deniz haydutlarının bertaraf edilmesi gerekiyordu.
Kendisi Karabiga’yla meşgul bulunduğu için Şahin Paşa'ya düşmanları yavaşlatma vazifesi verdi.

Haçlılar Meriç ırmağına kadar yaklaşmışlardı.
Buradan Edirne’ye ulaşmaları yanlızca 2 günlük sürecekti.
Şahin Paşa, bu zamanı uzatmak için Hacı İlbeyi’nin buyruğuna tek bölüm gazi verip ilerleyişlerini yavaşlatmayı amaçladı.
Hacı İlbeyi yola çıkınca Haçlı silahlı gücünün Meriç çevrelerinde konakladığını ve zafere net gözleri ile bakan haçlı silahlı gücünün tek bölümünün sarhoş tek bölümünün ise uykuda olduğunu gördü.
Kendisine verilen buyruk Meriç ırmağını geçmelerini yavaşlatmak ve olasıysa engellemekti.
Ancak inisiyatif kullandı ve düşmanı gafil avlamak için eline geride bıraktığımız bu fırsatı değerlendirdi.

İlbeyi, gecenin gelişen saatlerini bekledi ve gazilerine ikişer meşale taşıtarak olmasından henüz kalabalık görünmelerini sağladı.
Bunun yanısıra Mehter takımını da hazır ederek düşmana birden tek şok yaşatabileceğini düşündü.
Düşmana hiç beklemediği tek vakitte ve gece karanlığında, üstelik hiç beklemedikleri tek cenahtan; Meriç’i çevreleyen bataklıklardan geçerek saldırdılar.
Haçlı Silahlı gücü, evvel Mehter marşının gür sesiyle gaflet uykularından uyandılar.
Bu ses atları ürkütmeye yetmişti.
Ardından meşaleleri gören haçlı askerleri Osmanlı Silahlı gücünün bütün kuvvetiyle üzerlerine yaklaştığını sanarak devasa tek keşmekeş yaşadılar.
Kaçarken birbirini ezen haçlıların birçoğu Meriç nehrinin azgın akıntısına dalarak nehrin karşısına geçmeyi umarak boğuldular.
Kaçmayı başaranlar ise Hacı İlbeyi doğrulusunda yakalanarak yok edildi.
Macar Kralı Layos ise canını zor kurtardı (1364).

Tarihe Sırpsındığı olarak geride bıraktığımız bu savaşta 5 devletten teşkil edilmiş 30 Bin kişilik şaşırtıcı tek silahlı güç, Hacı İlbeyi komutasındaki birkaç bin hafif süvariye karşı utanç verici tek yenilgiye uğradılar.
Bu muhabere sonucunda Meriç nehri Osmanlı’nın kontrolüne geçti.
Macarlar Balkanlardaki tartışmasız üstünlüğünü kaybetti, Bulgarlar ise vergiye bağlantı kurarak itaat altına alındı.

Bu savaşın en vahim sonucu ise baş aktör olan Hacı İlbeyi’nin akıbeti meydana gelmiştir.
Şahin Paşa, Hacı İlbeyi’nin şaşırtıcı başarısı karşısında padişah nezdinde ufak düşmüş oldu.
Ve kesinlikle ki etkin olsa da bu başarısı Şahin Paşa'nın buyruğunu adına getirmeyip inisiyatif kullanması vasıtası ile olmuştu.

Hacı İlbeyi’nin aile efradı Gazi Evrenos’un tavsiyesiyle Kırımşa’ya göç ettirilmiştir.
Bu aile 1924 yılındaki Türk-Yunan Mübadelesi ile Anadolu’ya gelmişlerdir.
(Sırpsındığı Muhabereyi, tarih kaynaklarında değişik şeklinde neşredilmiş, değişik tarihlerle literatüre girmiştir.
Bu kaynak detaylılığı nedeniyle önceleri iki ayrı muhabere yaşandığı düşünülmüş (Sırpsındığı ve Çirmen) sonrasında savaşın seyrinin aynısı olması nedeniyle bu görüşten vazgeçilmiştir.
Batılı tarih kayıtlarında bu savaşın 1371 seneninde yapıldığı ifade edilmekte fakat bu kayıtlar da meblağlılık arz etmemektedir.
Zira Papa 5.
Urban 1370 seneninde vefat etmiştir.)

Haçlı Seferi ve Gelibolu'nun Kaybedilmesi (1366)
Giderek artan Osmanlı tehdidine karşı yine tek haçlı seferi tanzim etmek isteğinde olan Papa 5.
Urban, nihayet ittifaklar kuruluş edip silahlı gücü teşekkül etti ve Kıbrıs Krallığı, Macaristan, Sırp ve çeşitli ufak çaplı kuvvetlerden meydana gelen haçlı silahlı gücü 1 Temmuz 1366'da Trakya'ya girdi.
Haçlı silahlı gücü hem kara kuvveti hatta mevcut donanma vasıtası ile Gelibolu'ya kadar herhangi bir direnişle karşılaşmadılar.
Zira Osmanlı Devletinin tek donanma gücü bulunmuyordu.
Her ne kadar Karesi beyliğinden tek devre geçici olarak temin ettiği ufak çaplı tek donanma bulunsa da Karesi beyinin vefatından ardından bu donanma dağılmıştı.
Kalabalık haçlı silahlı gücü, taş ve ahşap evlerden ibaret olan Gelibolu'nun kenar kesimlerini basitçe ele geçirdiler.
Gaziler Gelibolu kalesinde mevzi alarak taarruz eden haçlı silahlı gücüne ağır kayıplar verdirmeyi başarsalar da surlarda açılan tek gedik hasebiyle daha çok direnemeyeceklerini anlayarak geri çekildiler.

Gelibolu'nun kaybedilmesinden ardından bu mevki Avrupa'dan gelen tüccarlar doğrulusunda iskan edildi.
Latin, Fransız, Alman ve İngiliz tüccarların noktaya yerleşmesinden ardından Gelibolu 14 Haziran 1367'de Bizans'a bırakıldı.
Gelibolu, Bizans için pekte önem arz eden tek mevki değildi.
Ancak Osmanlı için Balkanlara açılan kapı ve tek ileri karakol vazifesi gören ehemmiyetli tek tahkim noktasıydı.

Murad Gazi Gelibolu'yu geri almak için Rumlarla karşı karşıya gelemezdi.
Zira Gaza için garaz Balkanlar hattıydı.
Rumlarla tasarlanan iyi ilişkiler devam ettiği sürece Osmanlı Balkanlar üstünde etkisini arttıracak, böylelikle Osmanlı gazalarına devam edebilecek, Bizans ise batıdan gelmesi tahmin edilen gözdağlarına karşı emniyette olacaktı.
Bu ortak menfaatler tarafında gecikmeli de olsa karşılıklı mutabakata varıldı ve Bizans Gelibolu'yu Osmanlı'ya bıraktı (1379).

Bulgarların Vasallaştırılması (1368)
Murad Han, Balkanlar üzerindeki varlığını politika, tehdit ve caydırıcı taarruzlarla güçlendiriyordu.
Zamanla Balkanları muayene altında tutan Sırp, Bulgar, Makedon ve Macar krallıklarının lüzum kendisi içerisinde lüzum Bizans'a karşı tutumları zayıflamalarına neden olunca şartlar yetişkinleşmiş, Balkanlar üstüne yine güçlü tek taarruz etme süreyi gelmiş oldu.
Murad Gazi, Haçlı silahlı güçlerinin Gelibolu'yu ele geçirmesi üstüne seferlerini bir müddet için erteleyerek Edirne ve Dimetoka'nın imarı ile meşgul olmuştu.
Haçlıların Gelibolu'yu Bizans'a bırakmaları ile Balkan seferlerinin önü yine açıldı.

Balkanlardaki ilk amaç Bulgarların yönetiminde tespit edilen ve hudut hattını teşkil eden Kızılağaç - Süzebolu sahası oldu.
Sırasıyla Kızılağaç, Yanbolu, İhtiman, Samakov, Aydos ve Süzebolu fethedildikten ardından fetih sahasının genişlemesi emeliyle Bizans'a bağlı uzak yerleşim meydanlarından olan Hayrabolu, Pınarhisar, Vize ve Kırklareli hakimiyet altına alındı.

Murad Gazi'nin süratli ve net galibiyetlerle şehirlerini ele geçirdiği Bulgar Kralı İvan Kilolu, sulh sağlamak emeliyle kız kardeşi Prenses Mara'yı Murad Han'a eş olarak takdim etti ve Osmanlı hakimiyetini kabul etti.
Böylece Bulgar Krallığı Osmanlı hakimiyeti altına girmiş vasal, bağımlı ve hizmetkar tek devlet durumuna geldi.
Daha evvel Sırpsındığı muhabereyi ile Sırplar sindirilmiş, sonrasında da Bulgarlar vasallaştırılmış oldu.
Böylelikle Osmanlı'nın batı sınırlarındaki hakimiyeti kesinleşti.
Bu tarihten ardından Trakya kadim tek Türk yurdu durumuna gelmiştir.

Bizans'ın Vasallaşması (1372)
Osmanlı'nın Balkanlar üzerindeki hakimiyetinin kuvvetlenmesi Sırplarla ve Bizans'ı ortak tek paydada buluşturmayı muvaffak oldu.
Papa 5.
Urban'ın girişimleri ile Venedik, Cenova, Kıbrıs, Aragon, Yunanistan yarımadasında tespit edilen Latin Krallar ve Bizans, temsilcileri vasıtasıyla toplantılar yaparak artan Osmanlı tehdidine karşı çözüm yolları arayışına girdiler.
Ancak Papa'nın 1370'de ölümü üstüne bu tevessül sonuçsuz kaldı.
Hem Sırpların hatta Bulgarların ağır mağlubiyetlerle bertaraf edilmesi Bizans için başlı başına tek siyasi kırılma nedeni oldu.
Önceleri Rumeli gazaları nedeniyle ikinci tek cephe meydana getirmek istemeyen Osmanlı Bizans ile iyi ilişkilerini korumayı yeğliyordu fakat Sırp ve Bulgarların bertaraf edilmesi hem de vasallaştırılması Bizans'ın yerini değiştirmişti.
Papalığın Bizans'a tek yarar sağlayamayacağını anlayan İmparator Yannis, politik dengeler içindeki konumunu güçlendirmek emeliyle Murad Gazi'ye tabi olduğunu bildirdi.
Bununla da kalmayarak sonucunun Sırp ve Bulgarlar gibi olduğundan çekinerek Osmanlı vasallığını kabul etti.
Bizans henüz öncede vergiye bağlanmıştı fakat vasallaşması başlı başına tek olay olarak tarihe geçmiştir.
Zira vasallık gereği silahlı gücü ile seferlere katılmayı ihtiyaç duyulan kılıyordu.
Elbette bu hüküm tek zaruret gereğiydi.
Zira Bizans İmparatoru Yannis, Papa'ya gönderdiği mesajda bunun geçici tek sulh olduğunu, Macarların harekete geçmesi halinde yine Osmanlılara karşı ittifak kurabileceklerini ifade ediyor idi.
Ancak umulduğu gibi olmadı.
Papa, Osmanlılara karşı ciddi tek direnç teşkil edemedi ve Türk tüccarlar Bizans'a akın etmeye başladı.
Tebriz'den İstanbul'a gelen tek piskopos, şahit bulunduğu bu vaziyeti "Türkler sanki İstanbul'u işgal etmişler" şeklinde ifade etmiştir.

Bu siyasi ilerlemeler tarafında Balkanlar üzerindeki gaza akınları yine başladı.
Şahin Paşa, evvel Rilya dağı eteklerindeki mevki halkını itaat altına alarak Sofya'ya giden yolunu açtı, sonrasında Köstendil'e yürüyerek kez güzergahı üzerindeki kimi stratejik mekanları işgal etti.
Murad Gazi ise kez için hazırlıklarını tamamlayarak Bursa'dan yola çıkarak Velbuyd hisarını abluka altına aldı.
Tekfur boyun eğerek hisarı teslim etti.
Artık garaz Selanik'dir.
Bizans silahlı gücü, bu seferlerde vasallığın gereği olarak Osmanlı silahlı gücünün içinde bulunmuştur.
Murad Gazi, kez güzergahında tespit edilen Selanik'i kuşatmaya girişim etti, fakat kentin düşündüğünden defa henüz devasa olması ve abluka için ihtiyaç duyulan tahkimi sağlamanın olası olmayacağını görmesi üstüne abluka etmeyi kaldırmak mecburiyetinde kaldı.
Savcı Bey Başkaldırısı (1373)
Murad Gazi, nihai seferlerinin sonrasında Bursa'ya dönmeyip Rumeli'de kalmıştır.
Bu müddet zarfında Başşehir olan Bursa'nın idaresini en ufak erkek çocuğu Savcı Bey'e teslim etmişti.
Savcı Bey, en ufak şehzade olması nedeniyle saltanat sırasının kendine gelmeyeceğini biliyordu ve tahtı ele geçirmek için başkaldırıya tevessül etti.
Kendisi gibi taht varisi olan İmparator Yannis'in erkek çocuğu Andronikos ile saklı tek ittifak yaparak başkaldırı hazırlığına girişti.
Bu vaziyeti haber alan Murad Gazi, silahlı gücü ile başkaldırıcı şehzadelerin üstüne yürüyerek Apikridum mevkiinde başkaldırıcı silahlı gücü yenik etti.
Ancak Savcı Bey, mahiyetindeki kuvvetlerle beraber kaçmayı muvaffak oldu.
Andronikos teslim olup babasından af dilemeye gitse de Savcı Bey, tahtı ele geçirme hayalinden vazgeçmedi.
Mahiyetindeki kuvvetlerle beraber Dimetoka hisarına sığındı.
Burada 10 ay kadar saklanmayı başarsa da sonunda yakalanarak Bursa'ya getirildi.

Savcı Bey daha 14 yaşındaydı.
Murad Gazi, kendine tavsiyelerde bulunup itaat etmesini telkin etti.
Ancak Savcı Bey, boyun eğmeyerek Murad Gazi'yi hiddetlendirecek sözler sarf etti ve sonunda "nur-ı basıradan mechur" ile cezalandırılarak gözlerine mil çekildi.
Bir müddet ardından ise yeniden Murad Gazi'nin buyruğuyla boğduruldu.
Nizamı yine düzen edince Edirne'ye geçti ve burada yeni seferlerin hazırlıklarıyla meşgul oldu.
Murad Gazi'nin asi erkek çocuğuna uyguladığı ceza, başka başkaldırıcı Andronikos'un akıbetine esin oldu.
Yannis, bu kadar ağır olmasa da acıma gösterip erkek çocuğunun gözlerine sinirli sirke döktürerek cezalandırdı.

Yeniden Balkan Seferleri (1373)
Murad Gazi, Edirne'ye atlattıktan ardından yine kez hazırlıklarına koyuldu.
Kendisiyle beraber Edirne'de tespit edilen Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa ile Rumeli'ye indi.
Çandarlı Paşa ve Gazi Evrenos'a Serez üstüne gaza buyruğu verdi.
Şahin Paşayı ise Batı Bulgarlarının üstüne gönderdi.
Gazi Evrenos sırayla Buri, İskeçe ve Marulya'yı savaşmadan teslim aldı.
Çandarlı Paşa ise Serez'i alamadı fakat kenti kuşatarak kuşatma altına aldı.
Şahin Paşa ise Bulgarları itaat altına aldı ve sonunda Batı Bulgarları da vasallığı kabul ederek vergi verip Osmanlı ordusunda görev etmeyi kabul etti.

Murad Gazi kışı Rumeli'de geçirdi ve Timurtaş Paşa'yı Balkanların beylerbeyi yaparak Bursa'ya döndü.
Bu seferlerde elde ettikleri kazanımlar ve tabiî ki Timurtaş Paşa'nın yönetim yeteneği ile Balkanlarda müstakil tek Osmanlı nizamı yerleşmiş oldu.
Osmanlı silahlı gücü, vasallığı kabul eden mahalli hükümdarların itaati ile güçlendi.
Ordu hem Müslüman hem Hristiyan askerlerden meydana gelir vaziyete geldi.
Gayrimüslim askerlerin sadakatleri kendilerinin tımar sistemine dahil edilmesiyle ödüllendirildi.
Birbirleri ile çekişen ve daimi savaşarak bitap vaziyete düşen gayrimüslim ahali bundan sonra huzur, emniyet ve sefahat içinde yaşamaya başlamıştı.
Öyle ki, bundan sonra Balkanların korunması için Bursa'dan tek desteğe gereksinim duyulmuyordu.
Bu mevki direk Osmanlı toprağı sayılmıyordu gerçekte.
Balkan toprakları biistiklaldi başka bir deyişle mevki mahalli halklara aitti fakat yönetim Osmanlı doğrulusunda sağlanıyordu.

Önemli Reformlar (1373 - 1379)
Osmanlı, fütuhatta muvaffak bulunabilidği derhal her hükümdarın döneminde tek aşamada seferler ve fetihlerle topraklarını genişletmiş başka tek aşamada devletleşme ve olgunlaşma sürecine girerek yapılanmalara gitmiştir.
1373-1379 seneleri arası da tek devletleşme ve olgunlaşma devresi meydana gelmiştir.
Rumeli hattında elde ettiği başarılar ve Bizans üstünde kurduğu tahakküm ile Anadolu beylikleri içinde henüz kuvvetli ve üstün vaziyete gelen Osmanlı ya teveccüh ve biat süratle artmaya başlamıştı.
Bu minvalde gaza, görev ve geçim gayesiyle Osmanlı silahlı gücüne katılmak isteyen Arap ve Acemler sipahi oğlanlarına kabul edilmeye başlandı.
Bu ilerleme, Osmanlının Türk Devleti olmaktan İslam Devleti olmaya meyletmeye başladığının tek göstergesi şeklinde de açıklanabilir.

Bir başka farklılık gereksinimi da tımar sisteminde meydana gelmiştir.
Askerlerin gaza dışında geçimliğini sağlamak emeliyle tahsis edilen araziler, gazinin vefatı halinde farklı tek gaziye tahsis ediliyordu.
Bu vaziyet zaman içinde hoşnutsuzlukla karşılanmaya başlanınca tımar edilen arazilerin vefat eden gaziden geride kalanlara kalıt yolu ile devri uygulamasına geçildi.
Böylece tımar sistemi gaziler ve aile efratları için yegane gelir kaynağı vaziyetine geldi.

Balkan toprakları Timurtaş Paşa'nın idari kabiliyetleriyle ihya olmaya başlayarak, zaman içinde güçlenerek kendisi askeri kuvveti ile ayakta durabilen tek uç beyliği durumuna gelmişti.
Ülkenin batı hudutları emniyetteydi.
Murad Gazi Bursa'da devletin idari ve politik gelişimiyle ilgileniyor, askeri yönden ihya olan devleti politik ve idari bakımdan olgunlaştırmakla meşgul oluyordu.

Osmanlı itidalle devam eden gelişim ve olgunlaşma sürecini yaşarken Bizans yeniden saltanat mücadeleleriyle meşgul oluyordu.
Savcı Bey eşliğinde hareket edip başkaldırı eden ve tahta geçmeye girişim eden Andronikos iyileşmiş, Cenevizliler ve büyük ihtimalle Murad Gazi'nin direk veyahut endirekt dayanağı ile tahta geçip babası 5.
Yoannes ve erkek çocuklarını zindana attırmıştı.
Andronikos, bu takviyeleri karşısında Cenevizlilere Bozcaada'yı (Tenedos), Osmanlıya ise Gelibolu'yu teslim edecekti.
Beklendiği gibi de oldu.
Her ne kadar Cenevizliler teslimi beklemeden adayı işgal edince ihtilaf çıksa da Gelibolu Osmanlıya bırakıldı.
(Haziran 1379).
Murad Gazi, Gelibolu'yu aldıktan ardından Bizans siyasetini külüstür arkadaşı olarak gördüğü 5.
Yoannes lehine değiştirdi ve mapustan kaçan devrik hükümdarı destekleyerek tahta çıkmasını sağladı.
Tahtına yine kavuşan Yoannes, bu desteğin karşılığında ödediği verginin meblağ attırdı ve Alaşehir'i (Manisa) Osmanlı'ya bırakıldı.

Diplomatik Fetihler
Osmanlı'nın Anadolu beylikleri içindeki itibarı her geçen gün artıyordu.
Zira Anadolu beyleri birbirleriyle çekişip zayıf düşerken Osmanlı Rumeli hudutlarına dayanmış cenk ediyor, elde ettiği ganimetlerle, hükmettiği kadim şehirlerle devletli olma yolunda süratle ilerliyordu.
Haliyle başka beylikler Osmanlı ile iyi ilişkiler kurmaya çaba ediyor, mümkün anlaşmazlıkları Osmanlı ile kurdukları dostluklar vasıtası ile çözmeyi ümit ediyorlardı.
Bu minvalde Germiyan Beyi Süleyman, Murad Gazi ile ittifak kurmak ve dostluğunu pekiştirmek gayesiyle kızı Sultan Hatun'u Şehzade Bayezid ile evlendirmeye tevessül etti.
Murad Gazi münasip gördüğü emeliyle düğünü diplomatik tek atılım olarak kullandı ve aynısı coğrafyayı paylaştığı Anadolu beylerini çağrı ederek hem kudretini hissettirdi hatta beylikler arasındaki politik dengeleri şekillendirdi.
Bursa'da düzen edilen düğüne Karamanoğulları, Hamidoğulları, Menteşoğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları , Kastamonu Beyliği hem de Mısır Sultanı bile çağrı edildi.
Tüm davetliler davete icabet ederek değerli armağanlar sundular.
Murad Gazi, kendine sunulan bu defa değerli olan hediyeleri devasa tek alicenaplık göstererek elçilere dağıttı.
At ve köle gibi taşınması efor hediyeleri ise uçbeyi Gazi Evrenos'a verdi.
Hediye edilenlerden çoğalan ve armağan edilmesi münasip olmayan eşyalar ve paraları (filori) ise gereksinim sahiplerine ve ahaliye hisse ettirdi.
Murad Gazi'nin bu tavrı kendine duyulan hayranlık ve saygıyı pekiştirdi.

Germiyanoğulları Beyi Süleyman, Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlıyı kızına çeyiz olarak tanıttı.
Böylece bu kentler diplomasi yolu ile hakimiyet altına alınmış oldu.
Germiyan Beyinin Murad Gazi ile arkadaşlık kurmasındaki asal emel Karamaoğulları ile aralarındaki anlaşmazlıkta Osmanlı'yı arkadaş edinebilmekti.
Zira Karamanoğulları, Hamidili topraklarını ele geçirmek istiyor, Germiyanoğulları ise Karamanoğullarına karşı Hamidili Beyi'ni destekliyordu.
Germiyanoğulları, Osmanlı ile kurduğu ittifak vasıtası ile Karamanoğulları tehdidine karşı kendilerini güvenceye almış olacaklardı.
Bu arkadaşlık vasıtası ile değerli araziler Osmanlı topraklarına iştirak etti ve Germiyanoğulları Karamanoğulları tehdidine karşı kendilerini güvenceye aldı (1381).


Germiyanoğulları Beyi Süleyman, Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlıyı kızına çeyiz olarak tanıttı.
Böylece bu kentler diplomasi yolu ile hakimiyet altına alınmış oldu.
Germiyan Beyinin Murad Gazi ile arkadaşlık kurmasındaki asal emel Karamaoğulları ile aralarındaki anlaşmazlıkta Osmanlı'yı arkadaş edinebilmekti.
Zira Karamanoğulları, Hamidili topraklarını ele geçirmek istiyor, Germiyanoğulları ise Karamanoğullarına karşı Hamidili Beyi'ni destekliyordu.
Germiyanoğulları, Osmanlı ile kurduğu ittifak vasıtası ile Karamanoğulları tehdidine karşı kendilerini güvenceye almış olacaklardı.
Bu arkadaşlık vasıtası ile değerli araziler Osmanlı topraklarına iştirak etti ve Germiyanoğulları Karamanoğulları tehdidine karşı kendilerini güvenceye aldı (1381).

Anlaşmazlığa mevzu olan ve Hamidili Beyi Hüseyin'in karar sürdüğü vilayetler Karamanoğulları doğrulusunda kendisi toprakları olarak görülüyordu.
Bu durumdan istifade etmek isteyen Murad Gazi, Hamidili Beyi ile uyuşma yaparak fiyatı karşılığında bu vilayetleri satın alabilmek istedi.
Murad Gazi'yi reddedemeyen Hamidili Beyi bu anlaşmayı kabullenmek mecburiyetinde kaldı.
Kısa müddet ardından Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Yalvaç, Karaağaç ve Isparta vilayetleri askeri kuvvetler teşkil edilerek teslim alındı ve Osmanlı hakimiyeti altına girdi.
Osmanlı İç Anadolu'nun oldukça önemli vilayetlerini barış ile fethetmişti fakat bu vaziyet Karamanoğulları'nın tek tehdit öğeyi durumuna gelmesine yol açtı.
Murad Gazi, bu husumetin önüne geçmek emeliyle kızı Nefise Hatunu Karamanoğulları Beyi Alaeddin Ali ile nişanladı.
Ancak Karamanoğlu Beyi Alaeddin Ali, Osmanlı hakimiyetine girse dahi bu topraklardan vazgeçmedi.
Zira birkaç sene ardından (1385) Murad Gazi Balkanlarda seferde iken bölgeyi ele geçirmeye girişim edecek, yenik olup hanımı Nefise Hatun'un babasından af dilemesi vasıtası ile canını kurtaracaktır.

Anadolu Beylikleri ile diplomatik ilişkilerin tek başka cenahı da Amasya ve Kastamonu beylikleridir.
Anadolu'nun ipek kervanı olarak sayılan Tebriz-Tokat-Amasya-Bursa hattı Osmanlı ekonomisi için devasa dikkate sahipti.
Bu güzergah üstünde yaşanan bütün politik ilerlemeler endirekt olarak Osmanlı'ya ilişki ediyor idi.
Sivas ilçesinde karar süren Kadı Burhaneddin, Kastamonu Beyliğinin hakimiyeti altında olan Amasya'yı ele geçirmek için politik ve askeri hamleler yapmaktaydı.
Bu minvalde Amasya Emiri Hacı Şadgeldi'yi öldürtüp kenti abluka altına aldı.
Amasya Emirinin erkek çocuğu Ahmed, babasının öldürülmesi üstüne Murad Gazi'ye sığındı.
Kastamonu Beyi Bayezid'in erkek çocuğu Süleyman da aile içi husumetler nedeniyle babası ile düşman olmuştu.
Süleyman da babasının kötülüğünden savunmak için Murad Gazi'ye sığınmıştı (1384).
Tüm bu ilerlemeler Murad Gazi'yi bölgedeki dengelerin tek öğeyi durumuna getirdi.
Kastamonu beyinin erkek çocuğu Süleyman'ın buyruğuna tek silahlı güç sunarak onu Kastamonu'ya gönderdi.
Kastamonu Bey'i Bayezid, başka erkek çocuğuyla beraber Sinop'a kaçtı.
Böylelikle Süleyman, Murad Gazi'nin dayanağı ile Kastamonu Beyliğinin başına geçti.
Süleyman'ın sadakati pekiştirmek kardeşi Süleyman Paşa'nın kızı Sultan Hatun'u kendisiyle evlendirerek akrabalık bağı kurdu.
Böylelikle Kastamonu Beyliği de Osmanlı'nın itaati altına ve hizmetine girmiş oldu.

Murad Gazi'nin Anadolu'nun kuvvetli beylerinden tek olan Kadı Burhaneddin'e karşı hamlesi ise Memlük Sultanı Berkuk ile ittifak kurmak oldu.
Memlük Sultanı ile Kadı Burhaneddin arasında evvelden gelen tek düşmanlık bulunuyordu.
Murad Gazi'nin Berkuk ile ittifakı Kadı Burhaneddin'i sindirmeye kafi oldu.
Zira mümkün tek ihtilaf halinde iki cephede ansızın savaşabilecek kuvveti bulunmayan Kadı Burhadeddin, bu ittifaktan ardından Osmanlı aleyhine herhangi bir girişimde bulunamamıştır.

Arnavutların Vasallaştırılması (1385)
Murad Gazi, Anadolu'daki sorunları yoluna koyduktan ardından yine Edirne'ye geçti.
Anadolu'dan görev ve gaza için orduya katılan gaziler için tımar arazileri ve fütuhata gereksinim artmıştı.
Ancak Sırp prensliklerin ittifak kurması ve Macar Kralının desteğini alması halinde ehemmiyetli tek mukavemetle karşılaşmaları mevzubahis olabilirdi.
Sırp prensler içinde en kuvvetli olanı Knez Lazar başka prenslikleri tek araya getirmekte muvaffak olamasa da Macar Kralı Luiz ile ittifak kurmayı başarmıştı.
Ancak Luiz'in ölümü üstüne (1382) bu tehditte ortadan kalkmış oldu.
Artık fetih güzergahının Arnavutluk sınırlarına kadar uzanması olası oldu.
Bu minvalde fethedilecek yeni araziler için veziri Hayreddin Paşa'yı vazifelendirdi.
Hayrettin Paşa ve Gazi Evrenos Borı, İskete, Marula'yı, Lala Şahin Paşa ise Dırama, Zihne ve Sirez'i aldılar.
Ardından her iki kuvvet birleşerek Karafirye'yi köy ve bucaklarıyla beraber ele geçirdiler.
Fethedilen topraklar tımar erlerine hisse edilip gözetim altına alındı.

Fethedilen toprakların kalıcı tek üs olarak kullanılabilmesi için kazanın süratle Türkleştirilmesi gerekiyordu.
Bu tarafta yoğunlukla Manisa'da tespit edilen Yörükler bu noktaya göç ettirilerek mevki kalıcı tek üs ve uç beyliği durumuna getirildi.

Beylerbeyi Lala Şahin Paşa, bu fetihler sırasında gelişen yaşı nedeniyle vefat edince adına Timurtaş Paşa beylerbeyi olarak atandı.
Timurtaş Paşa, Lala Şahin Paşa'nın konumunu epey doldurdu.
Fethedilen bölgelerin Türkleştirilmesi ve uç beyliğinin güçlenmesi ile fetihler sürat kazandı.
Osmanlı kuvvetleri Arnavutluk hududuna kadar ilerlediler.
Timurtaş evvel Pirlepe'yi aldı.
Ardından defa çetin mücadeleler neticeninde Manastır'ı zapt etti.
Hemen sonrasında İştip'i de ele geçirdi.
Epir ilçesinde stratejik dikkate sahip birkaç noktayı da muayene altına aldıktan ardından Savra ovasına kadar ilerleyişini sürdürdü.
Arnavutluğun en kuvvetli prensi halinde olan 2.
Balşa, Timurtaş Paşa'ya karşı epey güçlü tek direniş göstere de Timurtaş Paşa, çetin tek maçın nihayetinde Balşa'yı da yenik ederek net tek zaferle Arnavutluğu fethetmiş oldu.
Bu zaferden ardından Arnavutluk yüzyıllar boyu devam edecek olan Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir.
Balşa'nın mağlubiyetinden ardından başka Arnavutluk prensleri de Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler.
(1383-1385)

Sırpların Vasallaştırılması (1385)
Önce Bulgarların sonrasında Arnavutların net olarak yenik edilerek bertaraf edilmesi ile kazanın Osmanlı'ya boyun eğmeyen pek ehemmiyetli kuvveti Sırplar kalmıştı.
Sırp diyarının en güçlü prensi olması itibariyle Sırp hükümdarı olarak hatıralan Lazar, Başla'nın yenik olması üstüne sıranın kendine geleceğinin farkındaydı.
Bu sırada Murad Gazi Bursa'ya dönmüş, tek sene kadar ardından yeniden Rumeli'ye geçmişti (1385).
Bu müddet zarfında Lazar şehrinin savunmasını kuvvetlendi ve mümkün tek Osmanlı taarruzuna karşı hazırlık yaptı.
Murad Gazi, Lazar ile karşılaşmak için silahlı gücüyle aylarca Sırp topraklarında muhabere nizamı ile ilerledi.
Ancak Lazar, bütün hazırlıklarına karşın Osmanlı kuvvetlerine karşı koyamayacağını anlamıştı.
Nihayet elçi göndererek teslim ve tabi bulunduğu bildirdi.
Yapılan uyuşma ile Sırplar her sene 50 vukiye gümüş ve istendiğinde 1000 asker gönderme karşılığında Osmanlı hakimiyeti altına girdi (1385).

Karamanoğulları ile Muhabere (1387)
Murad Gazi'nin Hamidili şehirerini satın alması Osmanlı ile Karamanoğulları beyliğini hudut komşusu yapmıştı.
Ancak Hamidili vilayetleri üstünde hak iddia eden Karamanoğlu beyi Alaeddin Ali, Osmanlı'nın bu bölgedeki nüfuzundan rahatsızdı.
Murad Gazi, Karamanoğulları ile tek düşmanlık yaşanmaması ve barışın tahsisi için kızı Nefise Hatun'u Alaeddin Ali bey ile evlendirmiş ve Rumeli seferlerine çıkmıştı.
Alaeddin Ali bey, Murad Gazi'nin Rumeli'de bulunmasını fırsat bilerek Osmanlı toprağı olan Hamidili vilayetlerine saldırdı ve cebren işgale yeltendi.
Bu vaziyeti haber alan Murad Gazi, Rumeli'yi veziri Hayreddin Paşa'ya bırakarak Bursa'ya geçti (1386).
Kışı burada geçirdi ve kez hazırlıklarını tamamlayarak silahlı gücü ile Konya üstüne yürüdü (1387).
Alaeddin Ali Bey, Murad Gazi ile barış yaparak işgal ettiği şehirlerin tek bölümünü alabileceğini düşünmüştü.
Bu gaye ile iki sefer elçi göndererek barış istedi.
Ancak Murad Gazi barış istediğini reddedince muharebe kaçınılmaz duruma geldi.
Murad Gazi'nin ordusunda kendisi kuvvetlerinin dışında Kastamonu Beyliğinden gelen askerler ile Bizans ve Sırp askerleri de bulunuyordu.
Alaeddin Ali'nin silahlı gücünün bu güçlü silahlı güç karşısında durması olası değildi.
Neticede Karamanoğulları silahlı gücü ağır tek mağlubiyete uğratıldı.
Alaeddin Ali Bey ise Konya hisarına sığındı.
Ancak Murad Gazi'nin peşini bırakmayacağını biliyordu.
Hanımı Nefise Hatun'u bu arada kayın pederi olan Murad Gazi'ye göndererek aman diledi ve barış arzusunda yer aldı.
Murad Gazi, kızının hatırı ile kendini affederek canını bağışladı.
Yapılan barış ile Anadolu'nun en devasa beyliği halinde olan Karamaoğulları biat ettirilmiş oldu.

Konya'nın muhasarası esnasında Sırp vasallığından gelen askerler, buyruğu dinlemeyip kenti yağma etmeye girişim etmişlerdi.
Bunun üstüne Murad Gazi, buyruğuna uymayan sırp askerlerinin idamını emretti.
Sırpların idam edilmesi, gelişen senelerde itaat altına alınan Lazar'ın başkaldırı etmesine neden olacaktır.

Sofyanın Fethi (1387)
Sofya, 1383'de Hayreddin Paşa doğrulusunda abluka altına alınmıştı.
Sofya epey kalabalık tek şehirdi ve askeri bakımdan da kendisini savunabilecek güçteydi.
Ancak açık bölgede tek alan muharebesine girişebilecek halde değildi.
Sofya'nın pek ümidi, diplomatik teşebbüslerle tek takviye bulabilmekti.
Şehir abluka altında kaldığı 4 sene süresince zayıfladı.
Halk yokluk ve sefalet sebebinden şehirden kaçmaya başlamıştı.
Sofya valisi Manuel, nihai deva olarak Venedik imparatoru vasıtasıyla avantajlı tek sulh inşa etmeyi denedi.
Venediğin arabuluculuğunda uygulanan görüşmelerden de netice çıkmayınca Manuel'in 6 Nisan 1387'de Midilliye kaçması üstüne kent teslim oldu.
Sofya, doğa güzellikleri ve verimli toprakları ile gelişen senelerde Osmanlı'nın en gözde şehirlerinden biri durumuna gelecektir.

Osmanlı Memlük İttifakı (1387)
Osmanlı, Haçlı tehdidine karşı Memlük Devleti ile iyi ilişkiler kurmaya başlamıştı.
Bu ilişkiler zaman içinde dostluğa ve müttefikliğe doğru ilerlemeye başladı.
Önceleri Haçlı tehdidine karşı girişilen iyi ilişkiler 1385 seneninde ortak hasım olan Kadı Burhaneddin'e karşı müttefikliğe dönüşmüş, sonrasında Murad Gazi'nin girişimleri ile akrabalık bağı ile pekiştirilmiştir.

Murad Gazi, Memlük Sultanı Berkuk'a elçiler göndererek dostluğunu akrabalık bağı ile pekiştirmek istediğini iletti.
Berkuk hüsnü kabulü ile tek kızını Murad Gazi'ye, başka iki kızını Murad Gazi'nin oğulları Bayezid ve Yakub'a eş olarak verdi.
Böylelikle Memlük Sultanlığı ile akrabalık bağı heyetmiş, uzak diyarlarda da olsa kuvvetli tek bağlaşık henüz kazanılmış oldu.

Bosna Yenilgiyi (1388)
Osmanlı, Arnavutluğun doğu hattını ele geçirmiş, Arnavut prensleri Osmanlı'ya boyun eğmişti.
İtaat altına alınmış olan Balşa'nın halefi 2.
Balşiç, Bulgar Krallığının taarruzlarına karşı Osmanlı'ya biat etmeye tevessül etti.
Murad Gazi'nin huzuruna çıkmak için Arnavutluk sınırlarındaki uçbeyi Kavala Şahin'e başvurdu ve beraber Bursa'ya geldiler.
Balşiç, Murad Gazi'nin huzuruna çıkıp bağlılığını bildirerek yapılacak tek kez ile Bosna Krallığının itaat altına alınabileceğini ifade etti.
Bunun üstüne Murad Gazi, Kavala Şahin'i vazifelendirerek Bosna üstüne kez buyruğu verdi.

Kavala Şahin, düzen edilen seferle emrindeki 20 Bin kişilik silahlı gücü ile Bosna'ya girdi.
Herhangi tek direnç ile karşılaşmayan Kavala, askerlerine yağma müsaadeyi verdi ve kent askerler doğrulusunda yağma edilmeye başlandı.
Ancak Bosna Kralının tuzağına düştüğünün farkında değildi.
Kral, Osmanlı askerleri ile çarpışmak için yağma yapmalarını beklemişti.
Yağma sırasında askerlerin şehre dağılmasını fırsata çevirerek 30 Bin kişilik tek silahlı güç ile birden belirdiğinde Osmanlı kuvvetleri muhabere düzeni almaya fırsat bulamadı.
Kavala Şahin, 1000 kadar askeriyle sarp tek bölgede sıkışsa da yağmadan dönmeye gayret gösteren kuvvetlerin dayanağı ile geri çekilmeyi muvaffak oldu.
Ancak muhabereden geriye yanlızca 5 Bin asker sağ kalabildi.
Kavala Şahin'in stratejik hatası hasebiyle Bosna seferi hüsranla tamamlanmış, Osmanlı Balkanlarda ilk defa böylesi devasa tek yenilgi yaşamıştır (Ağustos 1388).

1.
Kosova Muhabereyi (1389)
Osmanlı'nın uzun senelerdir muvaffakiyet ve istikrarla devam eden fetihleri Bosna Kralına karşı girişilen savaşta yaşanan yenilgi ile sekteye uğramıştı.
Osmanlı'nın yenik olması, sindirilmiş, vasallaştırılmış ve itaat altına alınmış Balkan kitlelerini Osmanlı'ya karşı yine birleşmeye ve karşı koymaya sevk etti.
Balkan kuvvetlerinin içinde Osmanlı'ya karşı ekleyebilecek pek efor Macarlardı.
Ancak Macarlar Tuna üzerindeki nüfuzunu genişletmeye girişim ettiği için Bosna Kralı ve kimi Sırp prensleri ile hasım durumundaydı.
Osmanlı'ya itaat etmiş olan prensliklerin içinde en kuvvetli olanıysa ebette Lazar'dı.
Lazar, Macar Kralı Luiz'in dayanağı ile başka Sırp prensleri ile giriştiği mücadeleler sonucunda nüfuzunu genişletmiş, Morova'daki varlıklı gümüş madenlerini ele geçirerek ehemmiyetli tek muvaffakiyet elde etmişti.
Sahip bulunduğu parasal kuvveti de kullanarak silahlı gücüne Katalan, Macar, Çek, Arnavut ve Eflak askerleri ne dahil etti.

Lazar'ın çoğalan gücü Osmanlı'ya karşı harekete geçmeye fırsat arayan Bosna ve Bulgar Krallarını da teşvik etti.
Osmanlı'ya karşı baş kaldırmak isteyen bütün nedenler Lazar'ın himayesine girmeye başlamıştı.
Yalnızca Vidin Bulgar Çarı Stratsimir ve Köstendil Hakimi Konstantin Deyanoviç Osmanlı'ya karşı sadakat gösterdiler.

Murad Gazi, bu ilerlemeler tarafında Timurtaş'ı Bursa'da bırakarak Rumeli'ye geçti ve kendine bağımlı olan vasal prensliklere asker teşkil etmeleri buyruğunu verdi.
Murad Gazi'nin bu buyruğu ile kimlerin Lazar'ın lehine hareket edeceği belirlenmiş oldu.
Bulgar Kralı Kilolu ve Dobluca Hükümdarı Dobrotiç sefere katılmayı reddettiler.
Bunun üstüne Çandarlı Ali Paşa ve Timurtaş'ın erkek çocuğu Yahşi Bey'i 30 Bin kişilik tek kuvvetle beraber Kilolu ve Dobrotiç üstüne sefere gönderdi.
Kendisi de Şumlu'ya yerleşerek karargahını kurdu.
Bulgar Kralı Kilolu, Osmanlı'nın Lazar'a taarruz edeceğini ve yenik olması halinde vasallıktan kurtulacağını ümit ediyor idi.
Ancak proses umduğu gibi gelişmeyince Murad Gazi'nin huzuruna çıkarak affedilmesi için Silistre Kalesini vermeyi öneri etti ve bağlılık yemini etmek mecburiyetinde kaldı.
Şişman, Silistre Kalesine atlattıktan ardından yemininden dönerek kaleyi vermeyi reddetti ve evvel Tırnova sonrasında Niğbolu kalesine kaçtı.
Kral Şişman'ın stratejisi açıktı.
Bizzat savaşa dahil olmadan mümkün tek muhabereden karla veyahut minimum zararla çıkmak.

Bu hadiseler yaşanırken Lazar'ın, Murad Gazi'nin stratejisini öğrenme gayesiyle elçi göndermesi hükümdarı defa sinirlendirdi.
Murad Gazi, Kral Şişman'ı bertaraf etmeyi beklemeden tehlikeli dağ geçitlerinden Kosova ovasına inerek muhabere hazırlıklarına başladı.
Nihayet 15 Haziran 1389'da iki kuvvet Kosova ovasında karşı karşıya geldi.

Lazar'ın silahlı gücü yoğunlukla süvarilerden oluşuyordu.
Osmanlı kuvvetlerinin et tesirli kuvveti ise kuşkusuz ki okçularıydı.
Oldukça çetin tek muharebeye sahne olan savaşta Osmanlı kuvvetlerinin sol cenahı direnç gösteremeyerek çöktü.
Ancak sağ cenahta tespit edilen Şehzade Bayezid'in muvaffak olması ile muhabere Osmanlı lehine döndü.
Nihayetinde Osmanlı kuvvetlerinin net galibiyeti ve Lazar'ın öldürülmesi ile neticelenen muhabere ile Balkanlardaki Osmanlı avantajı yine sağlanmış, başkaldıran vasal prenslikler yine itaat altına alınmış ve Balkanlarda artan Lazar tehdidi ortadan kaldırılmış oldu.

Murad Gazi'nin Öldürülmesi
Murad Gazi, bu savaşın sonrasında muzaffer olmuş fakat tek Sırp asker doğrulusunda suikast neticesi öldürülmüştür.
Kaynaklar Murad Gazi'nin öldürülmesi konusunda değişik bulgular meydana koymaktadır.
Tevarih-i Ali Osmani'de Müslüman olmak ve el öpmek için Murad Gazi'nin huzuruna gelmek isteyen tek Sırp askerinin yerden aldığı tek mızrak ile kendini öldürdüğü geçer.
Gazâname'de ise savaşın sonrasında cenk meydanını gezen Murad Gazi'nin yerde yatan tek Sırp askeri (Miloş Kobiloviç) doğrulusunda hançerlenerek öldürüldüğü belirtilir.
Aslında henüz inandırıcı olan Gazaname'deki vakadır.
Zira Müslüman olmak isteyen tek Sırp'ın Murad Gazi'ye yaklaşabilmesi göz göre göre hükümdarı mızrak ile öldürebilmesi tek de olası görünmemektedir.

Murad Gazi, şehadeti üstüne şehit edildiği yere gömülmüş, ardından naaşı erkek çocuğu Bayezid doğrulusunda Bursa Çekirge'deki istirahatgâhına nakledilmiştir (28 Haziran 1389).

Murad Gazi'nin öldürülmesi olayı batılı tarih kayıtlarında çeşitli mizansenlerle kaydedilmiştir.
Bir bölüm Sırp kaynaklar Kosova Savaşında Sırpların galip yaklaştığını belirtir.
Elbette bu kaynaklar Murad Gazi'nin ölüm haberi üstüne Fransa'ya kadar kulakta kulağa gezinen bulguların kayıtlara yansımasından ibarettir.
Zira Lazar'ın halefi Lazareviç, Kosova Savaşındaki mağlubiyetlerinden bahsetmiştir.
Ayrıca bu suikast Sırplar için tek ulusal destana dönüşmüştür.
Savaş ardından 12 kahraman Sırp askerinin düşman safını yararak hükümdarın çadırına kadar ilerledikleri ve hükümdarı bu yolla öldürdüklerinden bahsedilir.
Elbette bütün bu senaryolar realite dışıdır.
Zira süikasti sağlayan bireyin öldürülmüş bulunduğu tek gerçektir ve o ana tanıklık edebilecek herhangi bir Sırp askerinin yaşamda kalması olası değildir.

Hükümdarlık Ünvanı
Osmanlı hükümdarları, İslami ananelere göre tespit edilen unvanları taşımaktaydılar.
Bu minvalde Beylik devresi ardından devletli olan hükümdarlar unvanlarını bu yazılı olmayan akitlere göre belirliyorlardı.
Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman, devletli olmadan önce bu akitlere paralel olarak kendini sahib-ül ücrat unvanı ile uç beyliği sahibi olarak anmaktaydı.
Devletli olduktan ardından ise fütuhat ve gaza geleneğini üstlenmesi nedeniyle kendine Gaza Sahibi anl***** gelen Gazi Hüdavendigar unvanı layık görüldü.
Bu unvan Osman, Orhan ve 1.
Murad zamanlarında hükümdarlar için kullanılmaktadır.

1.
Murad'ın vefatı üstüne adına geride bıraktığımız erkek çocuğu Bayezid, hükümdarlığı döneminde Mısır'da tespit edilen halifeden Rum Sultanlığı unvanını istemiş ve layık görülmesi üstüne Gazi unvanı terk edilerek Bey, Buyruk ve Han unvanları kullanılmaya başlanmıştır.
Osmanlı hükümdarı, İslam devletleri ile münasebetlerinde Sultan, başka devletlerle münasebetlerinde alışılageldiği emeliyle Han ve Bey unvanları kullanılmaya devam edilmiştir.
Devlet nizamı içinde bazı hükümdarlar (2.
Mahmud ve 2.
Bayezid gibi) Buyruk unvanını seçenek etmiş, hilafetin Osmanlı'ya geçmesinden ardından ise halife ve sultan unvanları kullanılagelmiştir.
Bu sebeple örfi yönden Osman, Orhan ve 1.
Murad için Gazi, Bayezid ve kendisinden ardından gelen hükümdarlar için Sultan unvanını kullanmak henüz doğrudur.





























 
Son düzenleme:
Üst Alt