ForumSal.Net

Üye Ol Forumsal Albümler Mesajlar Gruplar Chat Yönetim Radyo Twitter Facebook



Go Back   Forumsal.Net
ForumSal.Net & Genel
Üyelere Özel
Kullanıcı Etiket Listesi


 
Seçenekler
Alt 15-Aralık-2017, 19:28   #1 (permalink)
Standart Bir ömürlük misafir


Bir ömürlük misafir
Her hikayenin bir sonu var yani
Geldik bizim hikayenin de sonuna
bazen gerçeklerden ne kadar korksan da onlardan ne kadar kaçmak istesen de zamanı belirsiz bir ani yüzüne tokat gibi çarpıyor

bildiğin bütün gerçekler
umursamamak olan biteni
memleketi, dostları, öleni, düşeni yani hiç hiç umursamıyorum
bakınca herkes masum
böyle herkes iyi niyetli
herkes suçsuz .. hepimiz
Bana gelince. ya ben?
böyle orta yerinden çatlayacak damarlarımı hissediyorum
boynum, ellerim, ayaklarım
iki kat büyüyor böyle, uzuyor
dal veriyor gökyüzüne düşüyorum sanki böyle bulutların koynuna uzanıyorum bulutlarla sevişiyorum
kurumuş. o güzelim kör topraklara yağıyor çocuklarım
yağmur niyetine..
büyüsün, yeşersin
anlaşılsınlar diye
yani ne ben masumum
ne sen, ne siz, ne de hepimiz..
Suç kimin?
Bu suç hepimizin
Bakyoruz işte.. ama görmüyoruz
mevsimlerden ilkbahar, yaz
böyle hep erken biterdi buralarda
ve kışta bir o kadar erken gelirdi zaten her defasında
mahalleli zaten kış mevsimi için hazırlıklarını çoktan yapmışta
böyle dam üstlerinde bacalar tütmeye başlayınca
mahalleyi kömür kokusu sarmış
sokaklar is karasına bürünmüştü.
kasabanın orta yerinden geçen elektrik direklerini
peşi sıra takip edince Bilal Abi’nin kahvesinde bitiyordu son direk
böyle kahvenin fırtınadan kopan elektrik tellerini tamir ediyordu yeni çırak
Bilal Abi de böyle el atmış tam
çırağın altındaki tahta merdiveni tutuyordu
“la oğlum hadi g*tümüz dondu soğukta, bitirde kahveye girelim”
diye bağırda Bilal Abi o an
çırak merdivenlerden birer birer inerken
göz göze geldik.
o arada Bilal Abi bana doğru bakınca
böyle içim yandı yani
dostluğunu, abiliğini, kardeşliğini
o güzelim yüreğini hissederdim her bakışında da
adım adım yürüdüm kahveye doğru
kapıyı açtılar, girdim içeri.
böyle her zaman oturduğumuz o cam kenarındaki masa da boştu yani
oturdum.. ve bir cigara yaktım.
Bilal Abi de çayı yeni demlemişti
Elinde böyle iki çayla masaya geldi
çırak böyle kahvenin ortasındaki
o sönen sobayı yakmak için uğraşırken
soğuk havalara sövüp
böyle tabiat ananın namusuna dil uzatıyordu
çayımızı içip ısınmaya çalışırken
bi an böyle rüzgarı kendinden böyle menkul uçurtma gibi
kahveye dolan Mehmed’in böyle yüzünü gördük
Ama hepimizin dizleri titredi yani.
önce yutkundu. Dedi abi dedi, bu mektuplardan bir sürü varmış
dedi Mehmed.
Hangi mektuplar oğlum dedim.
İlyas’ın Asiye’ye yazdığı mektuplar abi,dedi Mehmed
Sen nereden biliyorsun Mehmed dedim.
Asiye söyledi abi, dedi.
İlyas’ın yazdığı mektupların hepsi çekmecedeymiş dedi
Hangi çekmece oğlum, dedim.
Masanın etrafındaki sandalyelerden birini tutup böyle
Çaresizce böyle bi’ kinle fırlattı.
Bilal abi o an böyle şaşkın böyle bakışlarıyla
Oğlum Mehmed dur sakin ol, dedi de
Mehmed ne arıyorsa, olağanca telaşıyla
masanın etrafında dört dönüp masanın altına eğildi o an
Bakın abi dedi, işte burada bir çekmece var dedi Mehmed
Bilal abi de sorunun cevabından korkar gibi yani
Ne çekmecesi oğlum dedi
Mehmed biraz zorlayınca çekmece yerinden çıkıp
böyle yere yığılıverdi o an
yüzlerce sayfa dağıldı kahvenin orta yerine
elleri titriyordu Bilal Abi’nin
Elinde tuttuğu çay bardağının içindeki kaşığın
böyle ellerinin titremesiyle çıkardığı ses
o an sardı bütün kahveyi
böyle sanki bi’ felaket biriktirir gibiydi yani
gözlerimizde o an korkunç bir bakış oldu yani
Mehmed’de de, Bilal Abi’de de, Ben de de
böyle duraksayıp mevzuyu algılayınca
neler olup bittiğini de anlamamız zaten çokta zaman almadı yani
Meğer ilyas günü gününe mektuplar biriktirirmiş
Aylar, yıllar, mevsimler geçmiş..
İlyas her gece kahve kapandığında
oturmuş mektuplar yazarmış uzun uzadıya.
yani bu keder dolu kağıtlar önünde
böyle ağır bir dinginlikle duruyordu o an
İlyas’ın dünyasına ait dillenmemiş bu zamana kadar ne varsa
Her şey darmadağın şekilde karşımızdaydı yani
Biz deli derdik İlyas’a da
Yoksa o mu gerçekten akıllıydı
Biz mi gerçekten delirmiştik.. bilemiyordum yani
böyle çaresiz, anlamsız bakışlarla
el yazısından dökülen satırlara daldık o akşam
böyle anlıyor, önemsiyor ve biliyordum yani.. İlyas artık dönmeyecekti
elime aldığım böyle ilk sayfanın satırlarını okumaya başladığımda
sonsuz bir güzellik, dostluk, kardeşlik pay biçtiğini gördüm İlyas’ın bize.
elimdeki satırlar İlyas’ın mahalleye, doğduğu eve
geri döndüğü o ilk günü anlatıyordu.

Ben sana çicekler ile geleceğim o gün
dilim söyleyemeyecek işte yüreğimin harbini.
böyle senden anlamanı bekleyeceğim
ve ben sadece susmak isteyeceğim işte.
Çünkü söylediğim hiç bir şeye artık inanmıyor insanlar
Bana deli diyorlar..
böyle gidersem dönmem sanıyordum da
ne kadar gidersen git, ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş
yine böyle dönüp dolaşacağın, geleceğin yer
bu şehir, bu sokak, bu ev olacaktır işte
oysa ben artık buralara ait hissetmiyordum kendimi
anam bir kış gecesi doğurmuş işte bu evde beni
iki oda, iki cam, zemheri ayazın orta yerinde.
damın tepesindeki bacaya kuşlar yuva yapmış o hafta
ve benim doğduğum gece de sobadan çıkan dumandan zehirlenmiş
bütün o güzelim yavru kuşlar.
ömrüme adak dilenmiş, kan sürülmüş anlıma
üç ay da kurumamış o kan
üç ay yıkamamışlar beni.
kan siyaha döndüğü bi’ akşam, evin orta yerinde
leğenin içinde yıkamış anam beni.
adıma da İlyas demişler.
yani demdir bu gelip geçer demişler işte.

bu zamanlar da geçecek be abi dedi Mehmed
yarım yamalak böyle bomboş hislerle attığımız adımlar ile
böyle kahveden uzaklaştık çıktık gittik
Kartal İsmail’in meyhanesine mi gitsek, dedi Mehmed
iki tek atar kaçarız be abi dedi.
yok dedim ya..
öyle amaçsız öyle bilinçsiz evlere dağıldık
soyundum. kendimi yatağa attığım gibi uykuya dalmış
sabahına aralanmış perdeden böyle yüzüme vuran güneşin
sıcaklığıyla uyandım o an
böyle radyoyu açtım. Mahzuni’den bir türkü çalıyordu o an

Karlı dağlar böyle kara bulut içinde
yaylası, hüzünlü yöresi bir hoş
sevdalı yolcular umut içinde, diyordu Mahzuni.

Her şeye yeniden başlamak için şahane bir gün dedim içimden de
ocağa çay suyunu koyup dolaptan peynir, zeytin
biraz da reçel kalmıştı onu çıkardım dolaptan
koydum masaya. perdeyi aralayıp mahellenin orta yerine
çökmüş sisi camdan seyrederken iki karartının
böyle sesi yararcasına koşturduğunu farkettim o an
Bilal Abi arkada elinde gazte ile Mehmed de önünde
Nefes nefese kalmış benim eve doğru koşturuyorlardı.
böyle kapıya yetişmeleriyle, kapıyı yumruklamaları bir an oldu
böyle bir telaşla kapıyı açtığımda ikisi de içeri yığıldı zaten o an
Bilal Abi can havli son nefesiyle
çıktı oğlum çıktı, dedi.
Ne çıktı abi, dedim.
o an ne Mehmed’den ne Bilal Abi’den cevap alabildim
böyle yine çıktı abi çıktı, dedi Mehmed
La çıldırtmayın adamı, dedim.
Ne çıktı oğlum Mehmed, dedim
elini açtı. Bir kağıt düştü elinden böyle Mehmed’in.
piyango biletiydi..
Bilal Abi de o ara gazteyi tutuşturdu elime
Al bak oğlum hele bak sen de bak, dedi
Tatlıcı Hacı Remzi’ye, Mehmed’in aldığı tatlıyı
geri vermeye gittiğimiz o akşam,
Remzi dayının verdiği parayla aldığımız
piyango biletini gösteriyordu Bilal Abi
böyle şaşkınlıkla sevinme arasında bir yerde gidip geldim o an
Neredeydi bu bilet bu zamana kadar Mehmed, dedim.
Bilal Abi cevapladı,
kahvenin çırak sabah kahveyi temizlerken ocağın üstündeki resmin arkasında bulmuş, dedi Bilal Abi
Ben de unutmuşum dedi orada olduğunu Bilal Abi o an
Mehmed de anasına güvenmeyip, haram deyip yırtıp atar diye
eve götürmemiş bileti.
Bilal Abiye teslim etmiş bileti yani o zamanlar.
Sabahta Bilal Abi gazete fabrikasına uğrayıp
bu haftanın arşivinden piyango listesinin olduğu gaztesi bulmuş
Mehmed de o an tekrar bir sevinçle
Çıktı abi çıktı diyorum işte sana, daha ne şey yapıyorsun dedi böyle bir şeyler
ne yapacağını bilemez, böyle diyemez halde
o anın heyecanıyla böyle yüzümü bi’ gülümseme aldı benim.
böyle neşeyle kederi aynı anda yaşadığım o an
sevinçle böyle bilal Abiyi kaldırdım olduğu yerden
radyonun da sesini sonuna kadar açtım anasını satayım
Mehmed ile üçümüz sarıldık, açtık kolları
salonun ortasında oynaya oynaya kapının önüne kadar çıktık
mahallenin orta yerinde oynamaya devam ederken
böyle bizi görenler çıktı geldi evlerinden, dükkanlarından
Mehmed, Bilal Abi, Terzi Kamuran, böyle köpeği şeker
Hacı Remzi, Kartal İsmail, çırak, Menekşe, Menekşe’nin anası, kardeşi, Asiye..
Mehmed ordan bağırıyor böyle, geliyor geliyor gönlümün efendisi
diye bağırıyordu böyle.
Siverekli Mehmed’in Lahmacın Fırını, geliyor diye.
Neşe içindeydi böyle.
Mehmed herkese sarılıyordu.
Neyse o an biz yine böyle bi oyun havasına dalmış böyle
kendi içimizde, dalgamızla böyle takılırken
Menekşe geldi yanaştı o an

Anama ana, babama baba diyesin
Sen benim gönlüme sevdiğim
ömrüme eş diyesin, dedi bana.

böyle hiç mevzuyu uzatmadan, olur kız dedim.
Aşk olsun da güç olmasın dedim.

Yani varacaksa insan sevdiğine varmalıydı yani
Dostuna, arkadaşına, eşine varmalıydı.
Sarılmalı, dokunmalı insan yani.
böyle hep beraber gülmeyi öğrenemezsek
hep beraber ağlayacağımız o günleri yaşamakta
çokta uzakta değildi yani.
Ya hep birlikte kurtulacaktık
ya da hep birlikte delirecektik yani.
Bizim mahalleli de bundan sebep parayı bulunca
Kafayı oynatması bana
Hiçte acınacak halimize gülüyoruz dedirtmiyordu yani
bir kere de bize gülmeliydi talih çünkü
bir kere de bize yani.
ve hanımlar beyler, geldik işte hikayenin sonuna.
Ben kim miyim?
yani bu yaşıma dek kimse bana inanmadı böyle
oysa ölebileceğime de inanmıştı herkes yani.
ve benim için de zaten ölü numarası yapmak da çok da zor olmamıştı.
Ben aşk nedir bilemem ama ölümü çok iyi bilirim.
Ben İlyas Çınar.
Ben bir deliyim.
Anam beni herkesi seveyim diye doğurdu
fakat gazete kağıtları üstünde ölü gibi yatarken
asfaltın ortasında beni görmüyor
beni duymuyor, beni tanımıyor
beni önemsemiyordunuz.
öldüm diye bakmadan öyle gazte kağıtları serdiniz üstüme.
böyle aranızdan yürüyerek çıkıp gittim de böyle
hala size anlatacak o kadar çok şeyim vardı ki
dönüpte bakmadınız be anasını satayım..
Bilal Abim ve Mehmed, onlar da ben ölmüşüm gibi davranıyorlar zaten
zaten onlar da benim gibi deliydi yani.
Yani hadi onlar da benim gibi deli zaten.
ama siz gerçekten dönüp bakmadınız.
İlyas öldü mü diye.
Şaşırmadınız yani.
Üzerime serili gazte kağıtlarını kaldırıp yoluma devam ettiğimde.
Bilal Abim ve Mehmed. ve Ben. Biz aynı anadan doğma üç kardeş.
İlyas, Mehmed ve Bilal.
ve aynı hastalıkla dünyaya gelmiş üç deli,
Üç kardeş.
Böyle sevdamızı deli aklımızın kör kuyusunda açmış
rengarenk gelincik tarlasıdır yani.
Asiye benim İlyas olduğumu bilmez.
Biriciği ise sadece ben görürüm.
Menekşe’nin güzelliğini ise herkes.
ve ben İlyas Çınar.
Aslında ben hiç ölmedim.
Diyorsunuz ya, deli gibi yaşamak diye.
Aynı öyle işte.
Bizimkisi de deli gibi yaşamak ya.
Mevzu bundan belli.
Aynen öyle işte.
Deli gibi yaşıyorum.
BayMoR_BaYkUs isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:24.
Forum Yazılımı ve Sürümü Site Bilgileri

Powered by vBulletin® Version
Copyright ©2010 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Kuruluş Tarihi : 05.10.2010
Tasarım : ForumSal

 
  
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir."Şikayet" buradan bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır.
Forum Forumlar Forum Sitesi Etiket Sitemap