ForumSal.Net

Kayıt ForumSal Albümler Mesajlar Gruplar Chat Yönetim Radyo Twitter Facebook



Go Back   Forumsal.Net - Türkçe Forumlar Genel Forum Sitesi
Sağlık
Sağlık Ansiklopedisi

Yeni Konu aç Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 22-Mart-2013, 21:57   #51 (permalink)
Standart


Toplumda sık görülen rahatsızlıklardan biri olan kurdeşen bazı durumlarda gerçekten hem hasta hem de hekim için sorun yaratan hastalıkların başında gelebilir. Tıp dilinde “ürtiker” diye anılan kurdeşen iki formda olabilir. Bunlardan ilki şikayetlerin 6 haftadan kısa sürdüğü akut ürtiker; diğeri ise şikayetlerin 6 haftayı geçtiği kronik ürtikerdir. Her iki durumda da hastalığın bulguları birbirine benzese de hastalığın oluşum nedenleri açısından belirgin farklar vardır.

Hastalığın bulguları arasında kaşıntılı deriden kabarık kızarık 05cm ila çok büyük ölçülerde deride plaklar bulunur. Bu plakların bazıları birleşme eğilimindedir. Plakların sınırlarını net olarak çizmek herzaman mümkün olmaz. Lezyonlar genellikle birkaç saat içerisinde solar yerine başka alanlarda yenileri çıkabilir.

Ayrıca bazı ürtiker vakalarına “anjioödem” dediğimiz tablo da eşlik edebilir. Anjioödem genelde göz kapaklarında (genellikle tek taraflı) dudakta yüzün diğer kısımlarında kol ve bacaklarda parmaklarda genital bölgelerde oluşabilir. Bunlarda da özellikle şişlik ön plandadır. Her iki hastalıkta da deriden kabarık olan durumu ortaya çıkaran şey deri içinde ödem olmasıdır. Anjioödemde derinin alt tabakaları da olaya iştirak ettiği için şişlik çok ön plandadır. Şişliğe kaşıntıdan ziyade yanma hissi eşlik edebilir.

Daha önce de bahsedildiği gibi 6 haftadan kısa süreli kurdeşen akut ürtiker olarak anılır. Bu hastalıkta neden genellikle allerjidir. Bu allerji de genellikle ağız yolu ile alınan allerjenlerle oluşur. Yani gıdalar ve ilaçlar akut ürtikerdeki en önemli sebeplerdir. Bunun dışında çok nadir de olsa solunum yolu ile alınan bazı allerjenler (örneğin ev tozu akarları) de akut ürtiker yapabilir. Kronik ürtikerin altında ise allerji pek bulunmaz. Bu hastaların ancak %3-5’ inde allerji rol oynayabilirler. Bu allerjenler de genel olarak ağız yolu ile alınan allerjenlerdir (gıdalar...). Bunun dışında bu hastalığın çok değişik sebepleri olabilir. Bunlar içerisinde otoimmun hastalıklar (otoimmün tiroidit sistemik lupus eritematozus vb.) kronik enfeksiyonlar (tuberküloz bruselloz vb.) fokal enfeksiyonlar (sinüzit diş ve dişeti enfeksiyonları vb.) Helikobacter pylori enfeksiyonları bazen hepatitler bazen bazı kanser türleri vardır. Bu nedenle bir çok araştırma yapmak gereklidir. Tüm ayrıntılı araştırmalara rağmen %60-65 vakada hiçbir neden bulunamayabilir. Bu hastalar da idiyopatik (sebebi bilinmeyen) kronik ürtiker olarak adlandırılır.

Hastalarda iyi bir hastalık öyküsü sonrası allerji testlerini içeren araştırmalar yanında diğer bahsi geçen hastalıkların araştırmaları yapılmalıdır.

Altta yatan hastalığın tedavisi sonucunda genel olarak ürtiker kendiliğinden geçer ve tekrar etmez. Ancak sebebi bilinmeyen ürtiker hastalarında antiallerjik ilaçlardan faydalanılır. Bu hastalarda kalsik olarak sabahları sedatif olmayan antiallerjikler akşamları sedatif antiallerjikler ve H2 reseptör blokerleri birlikte kullanılır. H2 reseptör blokerleri asıl itibari ile mide asiditesini azaltmak için kullanılan ilaçlardır. Ancak derideki histamin reseptörlerinin % 20 kadarı H2 tipinde olduğu için bu tür ilaçlar bu hastalarda faydalı olmaktadır. Bunun dışında bunlara cevap vermeyen hastalarda kortizon dahi kullanılabilir.

Bunlar dışında ayrıca değişik kurdeşen türleri de vardır. Aşağıdaki tabloda bu ürtiker tiplerini görmektesiniz:

Fiziksel ürtiker
Aquajenik ürtiker (su ile temas sonucu oluşan)
Kolinerjik ürtiker (terleme aşırı efor sonucu oluşan)
Soğuk ürtikeri (soğuk havada oluşan)
Dermografizm (ciltte çizik ile veya kaşınma ile oluşan ürtiker)
Gecikmiş basınç ürtikeri
Solar ürtiker (güneş ışınları ile oluşan)
Vibratuvar ürtiker (vibrasyon yapan aletlerle oluşan)
Herediter ürtiker (ailenin diğer fertlerinde de görülen tip)
Ürtikeryal vaskülit (ürtiker plaklarının 24 saatten uzun sebat ettiği damar iltihabı ile giden tip)
Diğerleri.
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:01   #52 (permalink)
Standart


Küf Mantarları

Toprakta bol bulunan hatta organik madde ve nem su içeren tüm yüzeylerde hızla gelişip çoğalabilme yeteneğine sahip olan fungusların yani mikroorganizma yapısındaki mantarların sporları değişik hava hareketleriyle geniş alanlara yayılırlar. Son zamanlarda havanın kimyasal ve fiziksel kirlenmesiyle fungal sporlar da artmıştır. Atmosfer kirliliğine mikroorganizmalar adaptasyon göstermektedirler.

Araştırmalar havada uçuşan mantar sporlarının sağlığı çeşitli şekillerde etkilediğini bildirmektedir.
Solunum sistemi allerjisiyle ilişkili 80’in üzerinde fungus türü vardır. Meyve ve sebzelerden özellikle muz ve domates yüzeyi ve yapraklarında bulunan Cladosporium ve Alternaria cinsi mantar mikroorganizmaları; Adana ilinde yıl boyu en yaygın bulunan allerjiye neden olan küf mantarları olarak dikkat çekmektedirler.

Mantar sporlarının yan ürünleri olarak tanımlayabileceğimiz metabolitler solunum sistemini rahatsız eden toksin yani zehir etkili madde ve uçucu organik bileşikler içermektedirler.

Allerjik yakınmaları olan olgularda allerjenlerden korunma hastalığın kontrol altına alınmasında oldukça önemlidir.

Hem ev içinde hem de dış mekanda soluduğumuz havada %50’nin üzerinde nem varlığı halinde üreyen fungus sporları; nefes alımı ile burun nefes borusu bronşlar ve akciğerlere ulaşarak allerjik tepkilere neden olmakta ve en çok allerjik nezleye konjunktivite ve bronşiyal astıma yol açmaktadırlar. Bu sporlar bazen ürtiker ve sistemik anafilaksiye neden olabilmektedirler.

Bulutlu ve nemli havalarda fungal spor sayısı artmaktadır. Nem derecesinin yüksek olduğu zamanlarda solunum yollarında görülen allerji semptomlarının bir çoğunun bu çeşit fungus sporlarına bağlı olması mümkündür.6 Solunum allerjisi olan her 100 hastanın 15’inin Alternaria ve Cladosporium isimli küf mantarlarına hassas oldukları tespit edilmiştir.

Bu nedenle Adana iline özel olan küf mantarları takvimini inceleyiniz korunma yolları için lütfen doktorunuza danışınız.

Alternaria (Muz Küfü)
Ağız ve burunda tutularak nefes ile Akciğerlerde astım ataklarını tetikleyen küf mantarıdır.
Nem nedeni ile ev içinde halıkilim ve giysilerde üreyerek allerjik etki yaratır.
Doğada özellikle muzun siyahlaşmış yüzeyinde üreyen muzu ve yapraklarını çürüten mantardır.

Epicoccum (Süet / Deri Eşya Küfü)
Nemli ev ortamında ürer.
Cladosporium (Domates Küfü)
Drechslera
Ustilago ( Çim İsi)
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:01   #53 (permalink)
Standart


Metamizol ya da herkesin bildiği adıyla Novalgin sık kullanılan ve reçetesiz satılabilen ağrı kesici ve ateş düşürücü bir ilaçtır. HER İLAÇTA OLDUĞU GİBİ Novalgin de bazı hastalarda allerjiye neden olabilir. Novalginle reaksiyonların diğer ilaçlara oranla daha sık görülüyor gibi olmasının nedeni çok yaygın olarak kullanılmasıdır (penisilinler ve aspirinde olduğu gibi).

İlaç allerjilerinin kalıcı (kesin) tedavisi yoktur. Allerjik reaksiyonların tekrarlamaması için yapılabilecek tek şey sorumlu olan ilacı kullanmamaktır.

ANCAK bu her zaman kolay olmamaktadır. Çünkü;

1. Aynı ilacın farklı isimlerde birçok eşdeğeri (muadili) bulunabilir.
2. Aynı etken maddenin farklı jenerik isimleri olabilir.

Bu sayfada Novalgin yani METAMİZOL adlı ilacın değişik etken madde isimleri ve piyasadaki eşdeğerleri (muadilleri) sunulmuştur. Novalgin ile reaksiyon (allerji) öyküsü olan hastalar bu ilaçları kullanmamalıdırlar.

ETKEN MADDENİN DİĞER ADLARI:

= Dipiron (Dipyrone)
= Metamizol (Methamizole)
= Metilmelubrin (methylmelubrin)
= Novamin sülfon (Novamine sulfone)
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:02   #54 (permalink)
Standart


Nebülizatör ses dalgalarıyla (ultrasonik nebülizatör) veya basınçlı hava (jet nebülizatör) ile sıvı haldeki ilaçları buhar haline getiren ve solunum yoluyla alınabilmesini sağlayan bir cihazdır.

Nebülizatör ile küçük çocuklarda ölçülü doz inhalere uyum sağlayamayan hastalarda ve ağır astması olan hastalarda astma ilaçlarının etkili bir şekilde uygulanabilmesi mümkündür.

Nebülizatör ile kullanılmak üzere hazırlanmış özel ilaç formları vardır. Bunlara NEBÜL adı verilmektedir.
Bronş açıcı ve tedavi edici (kortikosteroid) içeren nebül ilaçlar mevcuttur.

Nasıl kullanılır ?

Nebülü açın ve ağızlık ya da yüz maskesinin altındaki ilaç haznesine boşaltın. Cihazı çalıştırın.

Ağızlığı dudaklarınızın alarak (veya maskeyi yüzünüze kapatarak) yavaş ve derin bir şekilde soluk alıp vermeye başlayın. Aldığınız her nefesi 1-2 saniye kadar tutun.

Haznedeki ilaç tamamen bitinceye kadar (10-15 dakika) bu işleme devam edin.

NEBULİZATÖRÜ HER KULLANIMDAN SONRA TEMİZLEMEK GEREKLİDİR:
1. Maske (veya ağızlık) ilaç haznesi ve bağlantı hortumunu birbirinden ayırın.
2. Parçaları ılık su ile yıkayın.
3. Parçaları kuruladıktan sonra tekrar birleştirerek iç yüzeylerin de kurumasını sağlamak için nebülizatörü birkaç dakika çalıştırın.
4. Cihazı bir sonraki kullanıma kadar kutusunda muhafaza edin.
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:02   #55 (permalink)
Standart


Ölçülü doz inhaler (ÖDİ) inhalasyon cihazlarının öncülerindendir.

Astım tedavisinde uzun yıllardır kullanılmaktadır. Hastalar tarafından en fazla tanınan ve halk arasında "fıs fıs" adıyla yeniden adlandırılmış olan bir cihazıdır.

FAKAT bu kadar iyi tanınmasına rağmen kullanım hatalarının EN FAZLA yapıldığı inhalasyon cihazıdır. Ölçülü doz inhalerin diğerlerinden farkı içindeki ilacın bir İTİCİ GAZ aracılığı ile cihazdan ayrılması ve havayollarına ulaştırılmasıdır. Kullanımı dikkat el ve solunum koordinasyonu gerektirir.

Kortikosteroid ve bronkodilatör (hava yolu genişletici) ilaç içeren formları vardır.
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:03   #56 (permalink)
Standart


Burun estetik kaygılarımıza en fazla maruz kalan organımızdır. Çoğu insan güzel görünümlü bir buruna sahip olmak ister ve bunu gerçekleştirmeye çalışır.
ANCAK önemli fizyolojik fonksiyonları olan bu organ bazı insanlarda görüntüden daha ciddi bir soruna neden olur: Rinit !
Rinit burun iç kısmını döşeyen ve mukoza adı verilen dokunun inflamasyonudur (iltihabi reaksiyonu). Rinitlerin yaklaşık yarısı allerjiye bağlıdır.
Rinit sık görülen bir hastalıktır. Toplumun ortalama %10 'unda allerjik rinit vardır. Bu oran diğer allerjik hastalıklarda olduğu gibi her geçen yıl artmaktadır.
Allerjik ya da değil rinitler her yönüyle önemli hastalıklardır.

Rinitler Önemli Hastalıklardır

1. Rinit belirtileri (burun akıntısı hapşırma burun kaşıntısı burun tıkanıklığı koku almada azalma konjunktivit...) günlük yaşamı olumsuz etkiler.
2. Yorgunluk algılama güçlüğü uyku bozukluğu gibi dolaylı rinit belirtileri de günlük yaşamı olumsuz etkiler.
3. Tedavi masrafları de önemlidir. Doğru tanı konulmayan hastalarda tekrarlayan ve gereksiz antibiyotik tedavileri maliyeti artırmaktadır.
4. Birlikte bulunabilen hastalıklar (sinüzit orta kulak iltihabı polipler ve astım) rinitlerin önemini artırmaktadır. Özellikle astım ve rinit birlikteliği en fazla önemsenmesi gereken durumdur.
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:03   #57 (permalink)
Standart


ETİYOPATOGENEZ

SLE hastalarında immun sistem her yönüyle anormaldir. Bu nedenle SLE patogenezinde hangi defektlerin esas olduğu bilinmemektedir. SLE’nin başlamasında ve devam etmesinde genetik olarak yatkın bireylerde çevresel faktörlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Siyah ırkta uzak doğuda ve Amerikan yerlilerinde bazı ailelerde SLE sıklığında artma olduğu gösterilmiştir. Eğer bir aile bireyinde SLE varsa tek yumurta ikizlerinde SLE gelişme riski yaklaşık %30 ve diğer birinci derece akrabalar için %5 artmıştır. Kalıtsal yatkınlık yanında hasta ailelerinde otoimmun aktiviteyi yansıtan otoantikor pozitifliği ve supressör T hücre fonksiyonunda azalma genetik faktörlerin önemini desteklemektedir.

Çevresel faktörlerin genetik yatkınlığı olan bireylerde immun düzenlenme bozukluğunu tetikleyerek rol oynadığı düşüncesi ağır basmaktadır. Bu faktörler içerisinde özellikle viruslar UV ışığı ve ilaçlar sayılabilir.

Prokainamid hydralazin diphenilhydantoin ve isoniazid gibi bazı ilaçlar antinükleer antikor yapımına neden olur ve klinik olarak lupusa benzer tablo görülebilir. Bu durum ilaca bağlı lupus veya lupus benzeri sendrom (lupus like syndrome) olarak bilinir. İnfeksiyöz ajanların çoğu immun stimülasyon ve sitokin üretimine sebep olurlar ve genetik yatkınlığı olan bireylerde lupusun ortaya çıkmasına neden olabilirler. SLE’de viral partiküllerin hücreler içinde görülmesi antiviral antikorların yüksek olması viral RNA ile reaksiyon veren anti RNA antikorlarının varlığı virusların rolünü kuvvetlendiren çalışmalardır.

SLE’de doğumsal olarak kompleman proteinlerinin eksiklikleri bulunabilir. Bunlar arasında C2 eksikliği diğerlerinden daha sık görülmektedir. Kompleman eksiklikleri infeksiyonlara hassasiyet oluşturarak hastalığın başlamasında kısmen rol alabilir. Ayrıca tanımlanmış olan otoantikor yığınıyla B hücre (antikor yapan hücre) hiperaktivitesinin SLE patogenezinde esas olduğu sürpriz oluşturmayacaktır.

Otoantikor aracılığı ile hastalık gelişmesinde iyi bilinen mekanizma antijen antikor komplekslerinin dokularda depolanmasıdır. Depolanmalar özellikle damarlarda ve böbrekteki glomerüllerde gösterilmiştir. Hücre içi proteinlere ve nükleik asitlere karşı gelişen otoantikorlar ölü hücrelerden açığa çıkan antijenlere bağlanarak dolaşan immun kompleksleri oluştururlar. Antijen hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır ancak antikorun tipi sıklıkla IgG’dir. Immun komplekslerin dokularda depolanması kompleman aktivasyonuna ve iltihabi cevaba neden olur. Komplemanın C3a ve C5a komponentleri aracılığıyla iltihabi hücreler aktive olur inflamatuar mediatörler salar pıhtılaşma hücrelerinin aktivasyonu küçük pıhtı oluşumuna yol açar reaktif oksijen metabolitlerinin üretimi hidrolitik enzimlerin ve sitokinlerin salınımı direkt doku hasarına sebep olur. İmmun komplekslerin daimi varlığı doku hasarının kronik olmasına yol açar. Klinik olarak damar iltihabı kalp zarı iltihabı akciğer zarı iltihabı deri lezyonları ve böbrek iltihabı ile sonuçlanır. iltihaptan etkilenen organlarda skar oluşumu fonksiyon kaybı görülür.

SLE gelişmesinde kadın cinsiyeti de önemli bir risk faktörüdür. SLE’li hastalar ve lupuslu fare modellerinde gösterilen östrojen (kadınlık hormonu) ve androjen (erkeklil hormonu) metabolizmasındaki anormallikler özellikle östrojenin patogenezdeki önemli rolü artık günümüzde ortaya çıkarılmıştır.

GÖRÜLME SIKLIĞI

SLE nadir bir hastalık değildir. Son yıllarda hassas immunolojik testlerin gelişmesi özellikle antinükleer antikor(ANA) anti-DNA antikorları ve kompleman tayinleriyle hastalığın hafif formlarının tanınması insidans ve prevalansda (görülme sıklığında) artışa yol açmıştır. Hastalık prevalansının yüz binde 15-50 olduğu rapor edilmiştir. Farklı coğrafik bölgelerde daha düşük veya yüksek riskli toplumlar vardır. Hastalık siyah ırkta beyaz ırka kıyasla 3-4 katı daha fazladır.

SLE her yaşta ortaya çıkabilirse de en sık 13-40 yaşları arasında görülür. Hastaların %90’ı doğurganlık yaşındaki kadınlardır. Kadın/Erkek oranı 9/1dir. SLE çocuklarda ve yaşlılarda da görülür. Kız çocuklarında erkek çocuklarına oranla üç katı fazladır.
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:03   #58 (permalink)
Standart


KLİNİK BULGULAR

SLE’nin tipik başlangıcı sadece birkaç hastada görülür. Daha sık olarak hastalarda önceleri yorgunluk ve eklem iltihabı gibi bir veya iki bulgu vardır. Sonra SLE’nin diğer özellikleri gelişebilir. Hastalardaki tutulan organlar değişiktir ve tutulan organ sistemine göre hastalığın şiddeti değişir. SLE alevlenme ve düzelme ya da inaktif hastalık dönemleriyle karakterizedir. Tanı konduğunda çoğu hastada yorgunluk ateş ve kilo kaybı gibi temel bulgular vardır. Şimdi bütün bu bulguları birer birer inceleyelim.

SLE’li hastaların yaklaşık %90’ında ilk semptom artrit (eklem iltihabı) veya artralji (eklem ağrısı) dır. Çoğunlukla; simetrik zaman zaman ortaya çıkan yumuşak doku şişliği ile birlikte artralji şeklindedir. Daha az sıklıkla poliartrit (birden fazla eklemin iltihabı) görülür. Tipik olarak el parmakları eklemleri el bileği dirsek ve ayak bilekleri tutulabilir. Çoğunlukla simetriktir. Sabah katılığı hastaların %50’sinde bulunur. Eklemdeki iltihabi bulgular geçici olabilir veya kronikleşebilir. SLE artritinde (romatoid artrit hastalığı için tipik olan) yıkıcı değişiklikler genellikle bulunmaz. Deformiteler muhtemelen kronik eklem tutulumuna bağlıdır.

Tenosinovit hastaların %10’unda görülür.

Kas ağrısı hastalığın başlangıcında hastaların 1/3’ünde bulunurbir kısım hastada kas hassasiyeti vardır. Kas güçsüzlüğü ve kas dokusunda azalma da bulunabilir. Kortizon veya sıtma ilacı tedavisine bağlı kas hastalığı görülür.

Deri saç ve müköz membran anormallikleri SLE’nin ikinci en sık görülen belirtileridir (Hastaların %85’inde). SLE’de birçok değişik tipte deri belirtileri görülebilir. Her iki yanak ve burun köprüsünü kaplayan burun ve dudak arası oluklarda görülmeyen kelebek şeklindeki kırmızımsı döküntü (malar rash) güneş ışığına maruz kalmaksızın da olabilir. Ancak güneş ışığıyla artabilir. SLE’li hastalarda ikinci sıklıkta görülen kırmızımsı döküntü vücudun herhangi bir yerinde olabilen deriden kabarık döküntüdür. Hastalığın sistemik alevlenmesinden önce sıklıkla deri lezyonlarının alevlenmesi söz konusudur. Yukarıda sözü edilen lezyonlara ilaveten ürtiker bül (içi serum dolu kesecikler) livedo retikularis (harita tarzı görünüm) pannikülit (cilt altı yağ dokusu iltihabı) saç dökülmesi gibi diğer deri belirtileri de görülebilir. Sıklıkla ağrısız olan ağız içi mukoza ülserleri yumuşak ve sert damakta olur. Raynaud Fenomeni (soğukta el veya ayakta ortaya çıkan beyazlaşma morarma ardında kızarma) gangrene neden olabilecek kadar şiddetli olabilir.

Hastaların %50-60’ında fotosensitivite (ışık duyarlılığı) bulunur.Güneş ışınları ile cilt lezyonlarında artış yanında sistemik bulgularda da artış görülebilir.

Yaklaşık %50 hastada klinik olarak belirgin böbrek tutulumu olur. Böbrek yetmezliği SLE hastalarında önemli bir ölüm nedenidir. Her ne kadar ışık mikroskobuyla %30-40 vakada böbrek normal görünürse de immunfloresans ve elektron mikroskobiyle incelendiğinde SLE vakalarının hemen hepsi bir miktar böbrek tutulumu gösterir.

Hastaların yaklaşık %20’sinde gö bulguları oluşur. Retinal (göz dibi) vaskülit sık değildir ancak körlüğe yol açabilir.

SLE’de akciğer kalp veya karın zarı ortaya çıkabilir. Akciğer zarı tutulumu hastaların %30-60’ında bulunur. Hastanın nefes almaklaöksürmekle artan yan ağrısı ağrısı vardır. Buna rağmen radyografik bulgu bulunmayabilir. Akut akciğer dokusu tutulumu akciğerden kanama olmaksızın akut pnömoni şeklinde görülebilir. Lupus pnömonisi tanısı infeksiyon etkeni dikkatle araştırıldıktan ve bulunamadıktan sonra konmalıdır.

Kalp zarı iltihabı akciğer zarı iltihabından daha az sıklıkla ortaya çıkar (%20-30). Otopsi çalışmalarında %60 bildirilmiştir. Klinik olarak kalp zarı iltihabı düşünülmediği halde EKG ile zar boşluğunda sıvı saptanabilir.

Karın zarı iltihabı klinikte sık rastlanmadığı halde otopsilerde %60 olarak bulunmuştur. Akut olarak seyreden bulantı kusma yaygın karın ağrısı olan hastalardan karın zarı iltihabı ihtimali düşünülebilir.

SLE’de kalbin tüm tabakaları da eşit derecelerde hastalığa katılır. Libman sacks endokarditi (kalbin iç tabakasının iltihabı) SLE’nin tipik kalp bulgusudur. Çoğunlukla sessiz olmasına rağmen otopsi çalışmalarında %30 oranında saptanmıştır. Lupusta kalp kapakçığı hastalığı da görülebilir. Damar bulgusu bulgu olarak da hastaların %10’unda daha çok bacaklarda damar içi pıhtılaşma gelişir.

Sinir sistemi belirtiler de bu hastalarda oldukça değişiktir. Hastalarda psikoz depresyon gibi bulgular yanında sara nöbetleri beyin kanaması geçici felçler görülebilir. Psikiyatrik bulgulardan depresyon psikoz kortizon kullanımına da bağlı olabilir. Bu durumda ilacı kesmek gerekir.

Hastaların %50’ sinde mide barsak sistemi bulguları saptanır. İştahsızlık bulantı kusma en sık olanlarıdır. Bu bulgular karın zarı iltihabına bağırsağın damarsal hastalığına veya ilaç tedavilerine bağlı olabilir. Mide barsak tutulumu yemek borusuna ait bulgular barsağı besleyen damarların iltihabı iltihabi bağırsak hastalıkları pankreas iltihabı veya KC hastalığı şeklinde kendini gösterir.

Hafif veya orta derecede dalak büyüklüğü hastaların %20’sinde saptanır. Klinik olarak hastalığın aktif olduğu dönemlerde hastaların yarısında yaygın len bezi büyümeleri olur. Bu bulgu çocuklarda daha sıktır. Kan hücrelerine ait anormallikler de hastalığın aktivasyonuyla değişir. En sık bulgu kansızlıktır. Hastaların %10’unda önemli derecede kan hücre yıkımı görülür. Bunu dışında diğer kan hücrelerinde de anormallikler ve azalmalar görülebilir.

ANA (antinükleer antikor) SLE için spesifik değildir. Pozitifliği SLE düşündürür. SLE’de ANA %95-98 pozitiftir. ANA ailesinden olan anti ds-DNA’ nın yüksek düzeyleri hastalık için spesifik kabul edilebilir. Hastaların %75’inde bulunur.

Kompleman düzeyleri (C3 ve C4) aktif hastalarda düşük bulunur.

Aktif böbrek hastalığında idrarda proteinüri granül yapıları ve hücreler silendirler bulunur.

TANI

Eklem ağrıları ile birlikte multi sistem hastalığı olan kişilerde SLE’den şüphelenilmelidir.

TEDAVİ

Yeni tanı almış olan hastada genel tedirginlik hali gözlenir. Hastanın psikolojik desteğe ihtiyacı vardır. Tedavinin yanında hastalar uyku dinlenme güneş ışığından korunma beslenme ve egzersiz gibi konularda ilgilendirilmelidir. Cerrahi müdahale enfeksiyon doğum düşük yapma psikolojik baskılar hastalığı alevlendirir. SLE iyileşme ve alevlenme dönemleriyle seyreden bir hastalıktır. Alevlenme dönemlerinde kortizon dışı antiromatizmal ilaçlar sıtma ilaçları kortizon ve immunsupresif (bağışıklı sistemini baskılayıcı) ilaçlar kullanılabilir.

HASTALIĞIN GİDİŞİ

Son yıllarda gelişen teknoloji ile hastalığın erken tanınması tedavinin daha hızlı olması hastalığın gidişini iyi yönde etkilemiştir. Beş yıllık yaşam %97 10 yıllık yaşam %93 15 yıllık yaşam %83 bildirilmiştir. Hastaların %2-10’unda tam iyileşme olabilir.
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22-Mart-2013, 22:04   #59 (permalink)
Standart


Sulfonamidler ilk keşfedilen antibiyotiklerden birisidir. Diğer birçok ilaçta olduğu gibi sulfonamidler de bazı hastalarda allerjik reaksiyonlara neden olmaktadır.

İlaç allerjilerinden korunmanın yolu allerjiye neden olan ilacın kullanılmamasıdır.

İlaçlar kimyasal maddelerdir ve bazen kimyasal yapıları birbirine benzemektedir. Bu kimyasal benzerlik nedeniyle oluşan allerjik reaksiyonlara "çapraz reaksiyonlar" denir.

Bir ilaca karşı allerjisi olan hastaların çapraz reaksiyon veren ilaçları da kullanmaması gereklidir. Bu sayfada sulfonamid içeren ilaçlar ve sulfonamid allerjisi olan hastalarda çapraz reaksiyona neden olan ve bu nedenle kullanılmaması gereken ilaçlar sunulmuştur.



SULFONAMİD İÇEREN ve SIK KULLANILAN ANTİBİYOTİKLER

Trimetoprim ve sulfametoksazol içerenler

Bactrim süspansiyon - tablet - ampul
Bakton süspansiyon - tablet
Baktrisid DS tablet
Bibakrim süspansiyon - forte tablet
Biotrin süspansiyon - tablet
Cotriver süspansiyon - tablet
Kemoprim süspansiyon - tablet
Orbak forte tablet - tablet
Metoprim pediyatrik süspansiyon - tablet
Mikrosid süspansiyon - tablet
Septrin süspansiyon - tablet
Sulfaprim tablet
Trifen süspansiyon - forte tablet
Trimoks pediyatrik süspansiyon - tablet
Trimetoprim ve sulfadiazin içerenler

Sulfatrim tablet
SULFONAMİD İÇEREN DİĞER ANTİBİYOTİKLER

Guanamisin tablet
Sivadene krem
Silvadiazin krem
Silverdin krem
Salofalk tab-lav.-supp
Duramid tablet
Salazopyrine EN tablet
Blephamide süsp
Suprenil oftalmik sol.
Deposulfon tablet
Metamit tablet
Gansol damla
Azo-Gantrisin tablet


İDRAR SÖKTÜRÜCÜ (DİÜRETİK) İLAÇLAR ve HİPERTANSİYON TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR

Asetazolamid içerenler

Diazomid tablet
Diamox tablet ampul
Furosemid içerenler

Desal ampul- tablet
Furomid ampul- tablet
Lasix ampul- tablet
Lizik tablet
Urex tablet
Hidroklorotiyazid içeren

Esidrex tablet
Adelphan-Esidrex tab.
Aldactazide tablet
Cibadrex tablet
Renese -R tablet
İndepamid içerenler

Flubest tablet
Fludex draje-SR tablet
Fludin tablet
Flupamid tablet
Flutans kapsül
İndamid kapsül
İndapen film tablet
İndurin tablet
Klortalidon içerenler

Hygroton tablet
Regreton tablet
Mefrusid içerenler

Baycaron tablet
ŞEKER HASTALIĞI TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR (ORAL ANTİDİYABETİKLER)

Glibenklamid içerenler

Dianorm tablet
Diyaben tablet
Biomide tablet
Gliben tablet
Glibornurid içerenler

Glutril tablet
Gliklazid içerenler

Betanorm tablet
Diamicron tablet
Glazid tablet
Glikron tablet
Glumikron tablet
Oramikron tablet
Glikuidon içerenler

Glurenorm tablet
Glimepirid içerenler

Amaryl tablet
Glipizid içerenler

Glucotrol XL tablet
Minidiab tablet
Klorpropamid içerenler

Diabinese tablet
Tolbutamid içerenler

Rastinon tablet
BayReaksiyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Konuyu Paylaş

Etiketler
allerjik, bilgiler, hakkinda, hastaliklar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:27.
Forum Yazılımı ve Sürümü Site Bilgileri

Powered by vBulletin® Version
Copyright ©2010 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Kuruluş Tarihi : 05.10.2010
Tasarım : ForumSal

 
  
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir."Şikayet" buradan bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır.
Forum Forumlar Forum Sitesi Etiket Sitemap