ForumSal.Net

Üye Ol Forumsal Albümler Mesajlar Gruplar Chat Yönetim Radyo Twitter Facebook



Go Back   Forumsal.Net
Genel Konular
Bunları Biliyor musunuz?
Kullanıcı Etiket Listesi


 
Seçenekler
Alt 14-Nisan-2018, 03:28   #1 (permalink)
111 Kış Uykusuna Yatan Hayvanlar Uyandırılabilir Mi?


Kış Uykusuna Yatan Hayvanlar Uyandırılabilir Mi?


Kış Uykusuna Yatan Hayvanlar Uyandırılabilir Mi?



Kış uykusuna yatmış olan bir hayvan dış bir etken yardımı ile rahatlıkla uyandırılabilir. Bu işlem sırasında dikkat edilmesi gereken birkaç detay vardır. Bu detayların başında ise vücut sıcaklığı gelmektedir. Vücut sıcaklığı eğer kontrol altına alınabilirse, hayvan, uykusundan uyandırılabilir. Bunun amacı vücut sıcaklığı düşen hayvanın ısıtılarak normal bir sıcaklık değerine getirilmesidir. Bu değer yakalandığında enerji üretimi artacak ve hayvan uyanacaktır.

Hayvan eğer vücut sıcaklığını daha fazla azaltmış ise bu işlem daha da uzun sürmektedir. Örneğin ayılar kış uykusuna yattıklarında vücut sıcaklıkları çok düşmez, bunun sonucunda uyandırma işlemi kolay bir şekilde yapılmaktadır. Fakat kış uykusuna yatan sürüngenlerin vücut sıcaklıkları 2 dereceye kadar düşebilir, bu nedenle de uykudan uyandırılması uzun bir süre alabilir. Ayrıca kış uykusundan bu tür dış etkenlerle uyandırılan hayvanların vücutlarında bazı olumsuz değişiklikler meydana gelebilir.

İsimleri Hatırlamak, Yüzleri Hatırlamaktan Neden Daha Zor?



Beynimizde yüz tanıma görevini yerine getiren bir bölüm vardır. Bu bölge herhangi bir hasara maruz kalırsa görmemiz etkilenmese bile insanları yüzlerinden tanıma yeteneğimizi yitiririz. İnsanları sadece seslerinden ve giysilerinden tanıyabilir hale geliriz. Ne ilginçtir ki isimleri hatırlamak için benzer bir alan yoktur beynimizde. Yüzleri tanımak ve isimleri hatırlamak için kullanılan hafıza işlemi birbirinden farklıdır. Yani iki farklı psikolojik işlem devreye girer: Tanımak ve hatırlamak.

Birini bir partide gördüğünüzde onu "tanırsınız", daha sonra bir tanıdığınızla konuşurken onu başkalarıyla tanıştırmanız gerektiğinde hafızanın isim hatırlama kısmı devreye girer, gördüğünüz bir şeyi tanımak değil, daha önce öğrenmiş olduğunuz bir şeyi "hatırlamak" söz konusu olacaktır. Yani şöyle de diyebiliriz: Yüzler verili bir bilgidir; baktığımızda orada görürüz; yapmamız gereken tek şey onları daha önce görmüş olup olmadığımızı bilmektir. Oysa isimler hafızada saklıdır ve onlarla ilgili daha zor bir psikolojik işlem yapmamız, arayıp bulmamız gerekir.

Pandalar Neden Çok Tembeldir?



Cevap çok karmaşık değil. Pandanın beslenmesi bunu gerektiriyor. Sindirim sistemi etobur beslenmeye uygun olmasına rağmen, pandalar genellikle bambu yiyerek beslenirler ve bu durum da pandaların verimsiz bir sindirim sürecine sahip olmalarına neden olur. Pandalar ihtiyaçları olan besinleri alabilmek için günlük 9 ila 18 kg bambu yemek zorundadırlar. Bu beslenme şekli az miktarda besin sağladığından, pandalar hareketlerini yavaşlatma ihtiyacı duyarlar. Bu durum çok fazla hareket etmemek anlamına gelmektedir: pandaların beyinleri, böbrekleri ve karaciğerleri az enerji sarfiyatı olması açısından küçüktür ve vücutları az miktarda tiroid hormonu salgılar, bu da metabolizmayı yavaşlatır.

Renk Körlüğünün Sebebi Nedir?



Renk körlüğünün nasıl ortaya çıktığını anlayabilmek için ilk olarak nasıl gördüğümüz sorusunu cevaplamak yararlı olabilir. Güneşten ya da yapay bir ışık kaynağından çıkan ışınlar bir nesneyle etkileştiğinde bazı dalga boyundaki ışınlar soğurulurken bazıları yansıtılabilir. Nesnelerden yansıyan ışınlar göze ulaştıktan sonra korneadan girerek göz merceği tarafından gözün arkasındaki retinaya odaklanır. Retinada ışığa karşı duyarlı olan sinir hücreleri (fotoreseptörler) bulunur. Bu sinir hücrelerinin çubuk ve koni olarak isimlendirilen iki türü bulunur. Bu hücreler ışığı soğurduğunda yapısında kimyasal değişimler olan pigmentler içerir. Bu değişim bir elektrik sinyalinin oluşmasına neden olur. Oluşan bu sinyaller beyne ulaştığında renkler algılanır.

Çubuk hücrelerinde bir, koni hücrelerinde üç tür pigment bulunur. Koni hücrelerindeki pigmentler ışık tayfının farklı bölgelerindeki (kırmızı, yeşil ve mavi) ışınlara karşı duyarlıdır. Farklı dalga boylarındaki ışık koni hücrelerini farklı derecelerde uyarır. Beyin bu hücrelerden gelen sinyalleri birleştirerek farklı renklerin algılanmasını sağlar. Çubuk hücreleri ise sadece ışığı algılar ve düşük yoğunluktaki ışınlara karşı bile duyarlıdırlar. Renk körlüğü fotoreseptör hücrelerdeki pigment eksikliği ve bu hücrelerin işlevlerini düzgün şekilde yerine getirmemesi nedeniyle ortaya çıkabiliyorlar.

Bulutları Oluşturan Su Damlacıkları Nasıl Bir Arada Durur?



Bulutlar, içlerindeki gaz halindeki su moleküllerinin hava soğudukça havada asılı halde bulunan küçük katı parçacıkların üzerinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Hava, atmosferde yükseldikçe basıncı azalır. Bunun sonucunda genleşirken yani hacmi artarken sıcaklığı düşer. Daha düşük sıcaklıklarda havanın tutabileceği su buharı miktarı da azalır. Doygunluk noktasına ulaşıldığında havada küçük su damlacıkları oluşmaya başlar. Havanın, su molekülleri sıvı hale geçmeden taşıyabileceği kadar su buharı taşıdığı noktaya doygunluk noktası denir. Damlacıkların büyüklüğü birkaç mikro metreyi geçtiğinde bulutlar görülebilir hale gelir.

Bulutların gökyüzünde homojen olarak dağılmak yerine yığınlar şeklinde bir arada bulunmasının, atmosferdeki sıcaklık ve nem dengesizliğinden kaynaklandığı düşünülüyor. Güneşten gelen enerjinin gün içinde değişmesi atmosferin sıcaklığında kısa mesafelerde farklılar ortaya çıkmasına neden olur. Bulutların oluşmasında belirleyici bir faktör olan doygunluk noktası atmosferin sıcaklığıyla yakından ilişkilidir. Bunun yanı sıra nem, havada homojen dağılmadığı için bulutların oluştuğu bölge ile çevresi arasında bir sınır ortaya çıkar. Bulutların oluştuğu bölge ile çevresi arasındaki bağıl nem farkının büyük olması, bu sınırı belirginleştirirken bulutların çevresindeki bağıl nem miktarının yüksek olması bulutların sınır hattı boyunca yayılmasına neden olur.

Cildimiz, Yaşlandıkça Neden Kırışır?



Cildin en üst tabakası olan epidermisin yapısında keratin miktarı yüksektir. Keratin cilde mekanik direnç kazandıran bileşendir. Epidermisin altındaki dermis tabakası ise daha kalındır ve yapısında sinirler, kan damarları, cildin sıkı ve gergin olmasını sağlayan kolajen ve cilde esneklik kazandıran elastin proteinleri bulunur. Bu proteinlerin üretimi yaşlandıkça azalır. Örneğin yirmi yaşından sonra dermis tabakasındaki kolajen üretimi her yıl yaklaşık %1 oranında düşer. Bunun yanı sıra yaşlandıkça ipliksi yapıdaki bu proteinler kalınlaşmaya ve yumak şeklinde bir yapı oluşturmaya başlar. Elastin ve kolajen proteinlerinin kimyasal yapısındaki bu değişimler cildin esnekliğini kaybetmesine ve kolayca deforme olmasına, dolayısıyla kırışıklıkların ortaya çıkmasına neden olur.

Ayrıca yaşlandıkça ciltteki ölü hücrelerin dökülerek ciltten uzaklaşma süreci yavaşlar. Ölü hücrelerin ciltte birikmesi ve zamanla kalınlaşması kırışıklığa neden olan etkenlerdendir. Cildin gerginliğini kaybetmesine neden olan süreçlerden biri de ciltteki yağ hücrelerinin zamanla küçülmesi ve cilt altındaki yağ tabakasının incelmesidir.
Bayan Aleyna isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:53.
Forum Yazılımı ve Sürümü Site Bilgileri

Powered by vBulletin® Version
Copyright ©2010 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Kuruluş Tarihi : 05.10.2010
Tasarım : ForumSal

 
  
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir."Şikayet" buradan bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır.
Forum Forumlar Forum Sitesi Etiket Sitemap