izmir escort bursa escort izmir escort bursa escort gaziantep escort denizli escort istanbul escort istanbul escort istanbul escort izmir escort izmir escort izmir escort antalya escort izmir escort porno izle porno porno jigolo mp3dinlemuzikdinle.com bursa escort
Forumsal.Net - Tekil Mesaj gösterimi - lev tolstoy kimdir
Tekil Mesaj gösterimi
Alt 06-03-13, 18:45   #8
Tecrübe Puanı: 0
aRMiNa is on a distinguished road
New042 Gif Lev Tolstoy (1828-1910)


Lev Tolstoy (1828-1910)



İkinciGrup, ölümünün 100. yıldönümünde, Lev Tolstoy' un romancılığını ve bu romancılığına son veren inanç ve saplantılarını sorgulamayı tercih etti. Tolstoy her zaman, ilhamında ve estetik arayışlarında her şeyini, Tevrat' a, İncil' e ve J.J.Rousseau'ya borçlu olduğunu söyler; bir düalist; bir romancı olarak gerçekçidir, fakat benliği kutsallık hisleri ile de doludur. İşte bu ahlâk ve din saplantıları, Tolstoy' un romana ihanetinin işaretleridir. Zira, Tolstoy' un inandığı gibi, romanı belirleyen sosyal ilerleme ve gelişme ile ahlâkın topluma hükmetmesi birbirleriyle bağdaşamazlar. Romanın konusu ahlâk değildir, ahlâksızlıktır...


Bu tezat, Tolstoy' a roman terk ettirecekti. 100. ölüm yıldönümünde bizi ilgilendiren romancı Tolstoy olduğuna göre, sadece ''Savaş ve Barış'' ve ''Anna Karenina'' gibi eserler Tolstoy' un üzerinde durulmasına yeterlidir; bunlar dışında Tolstoy sadece peygamberlik oyunu oynamış, romandan uzaklaşarak kendi yalanlarına inanmış ve mutsuzluğa gömülmüştür.



Tolstoy, son derece büyük toprak mülküne sahip bir ailede doğdu. Zenginlik ve refah içerisinde büyüdü. Karmaşık, savurgan ve dünya zevkleri içerisinde bir gençlik yaşadı. Aynı, genç bir İngilizin, yüksek tahsilini, İngilterenin en müstesna kolejlerinde bitirdiğinde, deniz aşırı Afrika ve Asya müstemlekelerini keşfetmesi nasıl tabii ise, genç Tolstoy için de seyahat ve macera kendiliğinden zorunlu hale gelmişti. Fakat bu genç rus için, macera ve egzotizm mekanları, XIX.yüzyılın başından bu yana, dağlık bölgelerinde yaşayan türkmen kabilelerinin hala rus sömürgeciliğine karşı direndiği Kafkasyada bulunuyordu.
1851 yılında, 23 yaşında iken, üç yıllık Kafkasya seyahati esnasında edebiyata olan yatkınlığının farkına varıyordu. İlk romanı ''Çocukluğum'' (1852) 'la adını duyurmayı başardı. ''Toprak ağasının sabahı'', ''Baskın'', ''Ormanın kesimi'' ( 1852 ) hikâyelerinden sonra ''İlk Gençlik'' ( 1854 ) ve ''Gençlik'' ( 1855 ), ''Çocukluğum'' ile bir bütün oluşturuyor, ve kendi yaşamından hareketle, çocukluk ve delıkanlılık yıllarının psikolojisine bir hayli vakıf olduğunu gösteriyordu. ''Sivastopol Masalları'' serisi ( 1855 ) yayınlandığında edebiyat dünyası bir ağızdan Tolstoy' u selamlıyorlardı; bu masallar, Kırım Savaşında ( 1853-56 ) halkın kahramanlıklarını anlatan bir destan niteliğindedir; yiğit Sivastopol askerlerinin vatan şevkini selamlarken, kısa zamanda vatanperverlik cilası altında yatan içler acısı Rus gerçekliğini, rus köylüsünün sefaletini keşfeder.
''İki Süvari Subayı'' ( 1856 ), ''Albert'', ''Lucerne'' ( 1858 ), ''Üç Ölüm'' ( 1859 ), 'Holstomer'' ( 1861 ), ''Polikuska'' ( 1861 ) gibi hikâyeleri yayınlanır; bu hikâyelerin tümünde, Tolstoy' un muhayilesinin sefalet ve ölümün kıskacında olduğunu gözlemleriz. ''Aile Saadeti'' ( 1862 ) hikayesi, ve ''Kazaklar'' ( 1862 ) romanından sonra ''Savaş ve Barış'' ( 1868 ) ve ''Anna Karenina'' ( 1877 ) romanları gelir.









''Savaş ve Barış'', Rusya' nın Napolyon Bonapart' a karşı verdiği 1812 savaşının destanımsı bir freskidir. ''Anna Karenina'', romana adını veren kahramanın, Rus İmparatorluğunun yüksek memurlarından kocası Vronski' nin, sevgilisi Levin ve eşi Kitti' nin hikâyesidir; romanın tüm şahısları şehirlerden uzak, kendi toprakları üzerinde yaşarlar; şehir kirli, yoz ve bilhassa Anna Karenina' nın günah ve bahtsızlıklarının sebebi olarak tasvir edilir. Bu romanda Tolstoy, Jean Jacques Rousseau' nun fikirlerini geliştirir; taşra hayatının tabii sağlıklılığının karşısına şehir toplumunun kusur ve günahlarını koyar. Anna Karenina' nın çok çalışılmış portresi ''Savaş ve Barış'' da rastladığımız Nataşa Rostov' un portresinin aynısıdır.
Bu iki büyük romandan sonra, Tolstoy köklü bir biçimde yön değiştirir. Roman sanatına güvenini yitirmiştir. Bundan böyle ahlâk ve din işleriyle uğraşmaya karar verir. Bu dönemde ise ''İvan İlyiç'in Ölümü'' ( 1886 ) ve ''Kroyçer Sonat'' ( 1889 ) adlı romanları yayınlar; Kroyçer Sonat, aynı Anna Karenina' da olduğu gibi bir zina olay etrafinda gelişir; fakat Tolstoy' un ahlâk dersleri verme kaygısı, romanın gerçek ve estetik kaygılarını bir yana bırakır gibidir. Tolstoy' un sonuncu büyük romanı ''Diriliş'' tir ( 1899 ); yine günahkâr bir aşk hikâyesi; genç bir subay, ebeveyinlerinin hizmetçisi bir kızı baştan çıkarır, fakat sonra terk eder. Yıllar sonra, aynı kıza rastlar, fakat bu sefer, o bir cinayet suçundan yargılanan sokak kadınıdır; kendini affettirmek için, kadının suçunu satın almak ister. Tolstoy, meseleleri, bir romanın, bu şekilde sergileyemiyeceği biçimde, tamamen ahlâk kuralları bağlamında çözümlemeye çalışmaktadır. Tüm gözlem, gerçekçilik ve tipleme kabiliyetlerine rağmen Tolstoy maalesef romanın uzaklarındadır. Tabii ki romancı yeteneklerinin tümünü seferber etmesine, roman türünün kendisine verdiği çerçeveyi çok iyi kullanmasına rağmen, tüm çabaları, din ve ahlâk anlayışını açıktan açığa geliştirmekten başka bir işe yaramaz. Yine aynı dönemden ''Serj Baba'' ( 1898 ), 'Hacı Murat'' ( 1904 ) romanları, Kafkasya' nın tüm güzellik ve zenginliklerini gözlerimizin önüne serer.



Hayatının sonuna doğru, Moskova yakınlarında bulunuan Yasnaya Poliana' daki köy evine çekilir. Son yıllarının uğraşısı, hristiyanlığın kutsal kitaplarından hareketle şiddete karşı bir kuram geliştirmek olmuştur. Cinsel yaşamla bağlarını kesen ve fakir olmaya önem veren çok ciddi bir ahlâk söylemi geliştirir; fakat kendisi hiçbir zaman bu söylemin isterlerini tatbik edemez. Muazzam toprak zenginliğinin kendisine verdiği refah ile geliştirmeye çalıştığı ahlâk felsefesi arasındaki çelişkilerden dolayı önemli ruhsal bunalımlar içerisine girer, sıkıntılı günler geçirir; buna karısıyla olan bitmez tükenmez kavgalarını da eklersek, Tolstoy' un, hayatının son yıllarında büyük bir mutsuzluk içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Fakat, Tolstoy' un taşı başkalarına atma hakkı yoktur; tüm mutsuzluğunun tek sorumlusu kendisidir: Tolstoy tüm insanlığı sevmenin yolunun, zorunlu olarak, yakınında bulunan tek tek insanları sevmekten geçtiğini bilmiyiordu. Hayatının bahtsızlığı bu basit gerçeği bilmemesinden gelmektedir.
Tolstoy hayatına prens olarak başladı, peygamber olarak bitirdi. En azından peygamber olduğunu zannetti. Sahip olduğu uçsuz bucaksız topraklar, onu prens gibi yaşatıyordu; bencilliği ise onu peygamber olduğuna inandırdı. Bu iki hal arasında ise romancı kişiliğini yedi bitirdi. Tolstoy, yaşamı boyunca hislerinden şüphe etti; çocukluğundan beri tüm hislerini bastırdı. Hislerinin esiri olmamak için, 30 yıl boyunca hizmet ettiği roman sanatını terk etti. Gelince ''Hacı Murat'' a, ömrünün sonuna doğru, içindeki romancının ölmediğini kendine kanıtlaması kaygısından başka birşey değildir. Halbuki, bu son romanda, ''Savaş ve Barış'' ın Tolstoy' undan yeller esmektedir.
Tolstoy' un başarısızlıklarının sebeplerinden birisi de, Dostoievski' nin çağdaşı olmasıdır.
Dostoievski, roman sanatının kendine has estetik ve içerik sorunlarını son derece ciddiye alıp, ve buna hayatını adarken, Tolstoy, din, ahlâk ve kehanetle ilgileniyor. Örneğin, yaşamı boyunca tuttuğu bir günlük var. Çok genç yaşlarda kendi şahsi ile ilgili çok yüksek bir fikri olmuştu. Büyük bir ihtimalle, iç hayatını kayıt etmesinin çok önemli olduğuna inanmış olması gerek. Fakat bu kayıt, baştan aşağı yüzeysel ve görünüşte gerçeklerle, ve yalanlarla korunmuş ve örtülmüştü. Günlüğünde, hiçbir zaman cömert ve samimi olmadığını görüyoruz; en acımasız cömertliklerini kendi öz menfaati için kullanıyor, ve bu şekilde en utanç verici küçüklüklerini örtbas etmeye çalışıyordu: ''Hiçbir zaman iyi bir insan olamadım; sadece olmaya çalıştım... Merhametli değildim. Şimdiye kadar verdiğim sadakalar ( Tolstoy' un evine giren çıkan dilencinin haddi hesabı olmazdı ), gençlik yıllarımda, Moskova kumarhanelerinde bir gecede kaybettiğim paraların yarısını bile teşkil etmez. Dostoyevski' ye, ihtiyacı olduğunu bildiğim 200 rubleyi hiçbir zaman gönderemedim. Buna rağmen dünya alem beni merhametli ve olur olmaz insanın imdadına koşan biri olarak bilir...''



Tolstoy, Yasnaya Poliana topraklarını ve yazar haklarını, hizmetinde çalışan ve serbest bıraktığı köylülere vermek, ve kendisi de, fakirlik içerisinde, yarı çıplak yaşamak ister... fakat bu istediklerini yapmaz, korkakca yaşar. Tüm mülkünü zaten idare eden karısına, yazar hakları için vekalet bile verir. Bu şekilde kirli paralara elini değdirmiyor, arzu ettiği gibi peygamberlik oynuyordu. Elinden geldiğince, sorumluluklarından kaçarak yaşamayı yeğliyordu.
Tolstoy, içindeki romancıyı terk ederek peygambercilik oynayan mutsuz bir sanatçıdır Kehanetlerle dolu umutsuzluklarını, büyük romanlarındaki, bilhassa ''Savaş ve Barış'' daki insani umutlara yeğleyerek yaşadı ve öldü.

BayanaRMiNa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla